Hani bir melodi vardır, insanın aklı takılmıştır. Yıllar geçse de hep gelir girer o melodi hayatına. Bir yerden çıktıysa, girecek başka bir pencere bulur mutlaka. En sonunda bir bakarsın ki, sen ondan uzaklaşsan da o melodi seni asla kaybetmemiştir. Hep çalıyordur zihninde aslında. İşte zihin defterim, böylesine bir melodi oldu benim için. Zaman geldi bıraktım, zaman geldi koşarak döndüm. Ve en sonunda fark ettim ki, burayı asla bırakıp da gidemeyeceğim. Hiç bıkmayacağım bir şarkıdır burada yazdıklarım ve yaşadıklarım. Evet bu benim!
Burada hiç bir yerde olmadığı kadar kim olduğumu ve ne istediğimi anlattım. Şükür ki, anlatabilecek bir dilim vardı. En kötüsü bu hikayenin sahibi olup da bir tek söz söyleyemeden yitip gitmek olacaktı. Bilmem, yazmakla nasıl lanetlendiysem, şimdilerde yazmakla kutsanıyorum sanki. Yazmak akıp gidiyor ellerimden. Ancak kaçıp kurtulmak değil bu. Pat diye çıkıyor her şey. İşte ustalık denilen buymuş; akışkanlığı yakalamakmış!
Bilmem belki çok söz dinleyen bir küçüktüm ve şimdi çok konuşan bir büyük oldum. Ya da hiç söz dinlemeyen bir asiydim ve her zaman konuşacağım günü bekledim. İşin garip kısmı bu söylediğim iki olasılığın birden benim için doğru olduğudur. Bu nedenle artık olasılık değillerdir ve birbirini dışlayan şeyler gibi görünse de, özünde dışlamayan ve fakat birbirini tamamlayan şeylerdir. Ancak ne önemi var artık konuşmanın ve yazmanın. Hiç birinin nefes almaktan bir farkı yokken artık benim için.
Hayat yine değişimlere gebe. Ve savruluyorum yine bir başka yöne. En sevmediğim şeyleri yapmak zorunda kalıyorum sürekli. Ancak onları sevmemeyi bıraktıktan sonra... Ne komik, yine dönüyorum evime. Eskiliklerime ve bir başka gözle, başka yeniliklerle. İşte tam da bu nedenle, gittiğim yerin ne adının ne de eskiden oradan nefret etmiş olduğumun bir önemi yoktur benim için. gidiyorum bir başka şehre. Artık kalamayacağımı anladığımda terk etmiştim şehirleri. Tam beş şehir gezdim. Ve beş şehrin sonunda, yine en başa dönüyorum. Ne yapalım her yılan eninde sonunda bir kez olsun kuyruğunu ısırırmış doymak için, şimdi ben başladığım yere bu bilgenin aklıyla dönüyorken, artık hiç bir şeyden nefret etmiyor, hiç bir şeyden korkmuyorum! Bekle beni Ankara, ben geliyorum!