20 Ocak 2011 Perşembe

Aptallar, cahiller ve ahmaklar

Keşke uyandığım her sabah, dünyayı insanlar az önce terk etmiş olsa. Işıklar açık veya bardaklarında sıcak çay tüterken, bu dünyayı terk etmeye karar verseler. Ya da her gideceğim mekandaki insanlar ben girmeden az önce orayı terk etseler. Arkalarında kaynayan bir ocak, işleyen bir saat bıraksalar. Ve ben dünyanın bir ucundan baktığımda, görsem sokakların ve binaların terk edilmişliğini. Güneş yalnızca beni aydınlatsa. Canımı sıkan, içimi karartan her hangi bir yüz görmesem bu sabah. Keşke insanlar bu dünyadan bıkıp gitseler, beni ve dünyayı baş başa bıraksalar.

Evet, fark ettim ki ben dünyayı seviyorum. Yalnızca insanları sevmiyorum. Bence dünya çok güzel, doğa muhteşem ve hayranlık verici. Ancak insanlar çok çirkin ve aşağılık. Kendilerini sevmeyen onlarca insan, bir başkasının da kendini sevmemesi için uğraşıyor. Sanki kompleksli bireylerden oluşan bir toplum sağlıklı olacakmış gibi, kendi kötüyse bir başkasının da kötü olması için dua ediyor. Bu ne büyük bir adiliktir. Ne büyük bir hasettir. Ne büyük bir kendini sevmezliktir böyle.

İnsanların bana bakışlarındaki haset ve kıskançlıklarını açıkça gördüğüm için, onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Bu nedenle düzenli bir sosyal yaşamım yok. Neredeyse herkes, yakından bakıldığında, memnuniyetsiz, tatminsiz ve zavallı. Hiç kimse kendine öğretilenlerden başka bir şey düşünmeyi istemiyor. Sanki dünya bildiklerinden ibaretmiş gibi de inanılmaz bir kibir ve kendine güvenle dolaşıyorlar. Cehaletin vereceği güven de böyle budalaca olur işte. Kendini bilmezlik buna denir işte.


Bu nedenle lanetimi kazanıyor insanlar. Kendileri ve dünyayı sevemedikleri için. Sevmeye, saymaya ve merhamet göstermeye niyetleri olmadıkları için. Bir başkasınının sorununu duyduklarında kendi başlarına gelmediğinden dolayı şükür ettikleri için. Bencil ve acımasız oldukları için. Kibirli ve cimri oldukları, iyi ve güzeli de kendi değerleriyle kirlettikleri için. Doğaya tecavüz ettikleri, hayvanları sevip, saymadıkları, zarif ve kibar olmadıkları için. Bunlar gibi milyonlarca sebep sayabilirim insanoğlunun günahlarını anlatan. Yalnız bana karşı işlenmiş suçlar değil, her nesilde tekrar tekrar öğretilen ve saygınlık kazanmış çarpıklıklar bunlar. Her nasılsa bir başkasını bozmak zeka göstergesine, ezik olanları daha da ezmekse güç gösterisine dönüşüyor. Bu nasıl bir eziklikse, zaten feleğin vurduğu aciz bir insana bir tekme daha atılmak suretiyle ego tatmin ediliyor.


Bilemiyorum, insanların zavallılıklarını ölçecek bir kelime, bir yazı, bir bilim veya ölçüt bulabilecek miyim? Psikoloji, felsefe ve sosyoloji birlikte işlemek zorunda insanı anlamak için. Üzerine sanat girmeli, zavallılığı anlaşılır kılmak için. Çünkü ne yazık ki zavallılığı anlatacak kadar çirkin bir sözüm yok benim. Bu kadar çirkinliği ancak güzellikle anlatabilirim. Sanatı bu nedenle elini asla bırakmayacağım bir dost ilan ediyorum. Tüm pislikleri görür ve anlatırken, beni daha iyiye taşıdığı için sanatla yaşıyorum. Çamura batmış, pisliğe bulanmış, paslanmış ve kırılmış şeyleri dilin ihtişamıyla anlatabilmek için nefes alıp veriyorum. Ben hayattaki amaçlarımdan birini buldum en azından. Bu da beni yeterince mutlu kılıyor. Edebiyat beni tamamlıyor. Onlar gibi olmamak, sıradan, cahil ve sıkıcı insanın ruhu gibi çarpık ve hastalılıklı olmamak için edebiyat bir ilaç gibi yaşamımı iyileştiriyor. Farkındalıklarımın altında ezilmiyorum böylece. Bir kağıt parçası belki bir kaç gram ağırlığındadır ama üzerine yazılmış değerli bir söz veya tespit ile bir anda bir kaç ton ağırlığa çıkabilir.

Bu nedenle her yazılanı dikkatli okumak ve hissetmek gerekir. Her satırda yazan kişinin nefesini ve atan kalbini duymak gerekir. Tespitler de insanlarla birlikte yaşar çünkü. İnsanlar duymadıklarında, bu tespitler, soyutluğun içinde hayale giremeyecek bir olgu alarak asılı durur. Bu nedenle kızıyorum ya, insanlığın bu derin bilgi birikimini anlamaya niyetli olmayan bir toplumda yaşadığım için. Anti-entellektüelizmi savunan onca cahil, onca tembel, onca adi ve aşağılık insanla aynı sokakları paylaşmak zorunda olduğum için. İçimdeki zarafeti ve güzellikleri göremeyecek oldukları için.


Önceden insanlara kızardım aptal ve cahil oldukları için. Şimdiyse bu aptallık ve cahillikle doğa ve başkaları kadar kendilerine zarar verdiklerini gördüğüm için seviniyorum. Bu nedenle cahilliklerini ve aptallıklarını kutluyorum. Çünkü kendi sonlarını kendileri getirecekler. Benim bir şey planlamama, aklımı ve zekamı gereksizliklerini ortadan kaldırmak için çalıştırmama gerek yok. Nasılsa getirdikleri düzen olan kapitalizm, onlara hem psikolojik hem de fizyolojik olarak zarar veriyor. Nasılsa, kendilerini öldürmenin incelikli bir yolunu bulmuşlar. Bu aptallık karşısında benim kızmak, öfkelenmek, üzülmek yerine ayağa kalkıp coşkuyla alkış tutmam gerekiyor. Çünkü insanlar doğa ile birlikte kendilerini, birbirlerini ve geleceklerini öldürüyorlar. Sıradan insanlar yeterince aptal oldukları için geleceğe, onlar değil, benim gibiler kalacak. Bu nedenle bu büyük ve toplu intiharları sırasında yalnızca doğanın ve kendimin daha az zarar görmesi için çalışacağım. Çünkü biz onlar gibi değiliz. Merhametimizi öldürmedik savaşlarla. Hiç ölmeyecekmiş gibi güvenmedik malımıza veya sağlığımıza. Ben ve doğa, bu dünyanın geçici olduğunun her zaman farkında olduk. Ve asla güvenmedik kendimize ve şimdi sahip olup sonra kaybedecek olduklarımıza. 

Çıkarları doğrultusunda kendini sağaltan, "ama şu sebepten böyle yaptım" diyen ve bahanelerin arkasına saklanan ahmaklar da diğer cahiller ile birlikte ölecek nasılsa. Burada yazılanları okuyup da kendinizi ayırmayın, aptal ve cahil dediklerimden. Sakın kendinizi, farkında olduklarımı "tam olarak" anlayabilen biri yerine koymayın. Çünkü çekmediniz benim çektiğim acıları ve ıstırabı. Görmediniz gördüklerimi, gömmediniz ölülerinizi kendi ellerinizle. Ölümü bilmediğiniz için yaşamı da bilmiyorsunuz. O nedenle sakın ama sakın, kendinizi "yaptıklarının farkında olan" veya "vicdanlı" biri olarak görmeyin. Eğer vicdanınız olsaydı, anlık hazları bırakıp çivisi çıkmış bu dünyanın insanlarına ve kurdukları düzene isyan ederdiniz. Her fırsatta insanlarla bildiklerinizi paylaşır, kendiniz için yaşamaz, yaşamak için bütün gücünüzü de kullansanız asla ulaşamayacağınız kadar büyük bir amaç seçerdiniz. Konformizmin kucağında eriyen hedeflerinizi ve egonuzu izlemezdiniz. Şimdi söyleyin bakalım, haklı mıyım haksız mıyım; Eleştirel mesafenizi korumak için herşeyden nefret etmeye ve benim gibi her nefeste ama her nefeste insanların kurduğu en çarpık sistem olan kapitalizme isyana etmeye ve onunla mücadeleye hazır mısınız?


Yazarken Playlist ~
Eikenskaden - The Theme Of Sorrow
Eikenskaden - I'll Go For A Walk On My Grave
Eikenskaden - I'll Dance This Adagio With The Spirits 
Eikenskaden - Dying On A Bed Of Roses

0 yorum: