Hayata dair yeni bir şey düşündüğümüzde, bunu çevremizdekilerle paylaşmak isteriz. Bu bilgelik sadece bize ait olmamalıdır. İnsanlığın diğer üyelerine de bir şeyler katmalıdır. Bu nedenle, düşüncemizi paylaşırız. İnsanlığın ortak bilgi birikimine kendimize dair bir tuğla eklediğimizi görmek ve göstermek için... Sonra -sanırım benim gibi insanlar- hayata dair farkettiklerinin aslında, hayatı elinden kaçırmamak için bulunmayı bekleyen gerçekler olduğunu farkederek acı çeker. Çünkü bu hayatta kaybedecek çok şeyimiz vardır. Sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle doludur bu dünya. Ve çoğunlukla da sevdiklerimizi sevmediklerimizden uzak tutmaya çalışırız. Sonucu ne olur bilemiyorum. Herkesin eyleme dökme şekli farklıdır kendini. Ama çoğunlukla da hayatın geçiciliği, kaybedeceklerimizi hatırlattığı için üzülürüz. Çünkü, her sevginin sonunda ölüm vardır. Herşey bitmeye makumdur. Ve bizleri de bu kadar inciten ölümdür. Ölümün ardında kalan sevgiler, hatırlayana acı verir. Anılar ve acılar damarlarında gezerken insanın, gülüşler göz yaşlarını takip eder. Ve en sonunda da anılarla birlikte acılar rüzgarın nefesiyle ötelere uçar gider.
Unutuş hatırlamak kadar acı verir insana. Özellikle de sevdiğin kişinin son bakışı gözlerinden yavaşça siliniyorsa. O gördüğünün son bakış olduğunu bilmediğin için üzülürsün. Hatta kahredersin kendine, bilseydim daha çok şey söyler, daha çok severdim onu diye. Belki bakışlarımı uzatacak vaktim olurdu, bilseydim; keşke bilseydim diye düşünerek günlerin gece, ardından da gündüz oluşunu izlersin. Ölümün ardından düşünülecek zaman sonsuzdur. Tıpkı deniz gibi. Her denizin sonunda sonsuzluk uzanır. Her kaybediş de bu sonsuzluğun ucunda bizi bekler. Bu nedenle ufuklar hem hüzün verir hem de neşe. Kaybettiğinle aranda sonsuzluk olduğunu bilerek ulaşamayacağının farkındalıyla üzülür, ancak kaybettiğinin o sonsuzluğun ucunda olduğunu bilerek de sevinirsin. Çünkü kaybettiğin şey, aslında tamamen yitip gitmemiştir. Bir gün sonsuzlukta seninle yeniden buluşmayı bekler. İşte buna umut denir. Gerçekleri bilmesek de, bilmeyi istemesek bile umut etmek insana her zaman iyi gelir.
Aynı sebeple ölümün yanına umut yakışır. Denizin ucuna da sonsuzluk. Ve bizlere de gülümsemek yakışır. Yeni yılın başında benim gibi ölümü düşünenlere biraz umut ve neşe gerekir. Ancak bu şekilde dayanır kalp, kaybettiklerinin acısına. Hatırladıklarını unutmanın acısına. Yeni yılın ilk gününe, keşke diyerek uyanmadım ama, rüyamda o 'keşke'nin tezahürlerini gördüm. Çünkü tüm sevdiğim ve artık yitirdiklerim ordaydı. Rüyamda, sevdiklerimle 1976 yılında buluştum. Daha önce görmediğim sokakların ve yüzlerin şahidi oldum. Sevgili kedilerim, arkadaşlarım ve ailem oradalardı. Gördüklerimin hepsi ölmüş de olsalar şimdi, anılarımın ve rüyalarımın hazzını yaşıyorum. Ve 'neden 1976 yılındaydık' diye düşünmeden edemiyorum. Daha dünyaya gelmediğim bir yılda, belki de ruhlar aleminde bir araya geldik. Bilemiyorum.
Düşündüm de, yeni yıla ölülerle başlamak o kadar da hüzünlü bir şey değil. Çünkü ölüm hayatın bir parçası. Geçiciliğine değil hayatın, güzelliklerine bakmalı. Her gördüğün denizin sonunda uzanan sonsuzlukta sevdiklerinin oturduğunu düşlemeli. Böylece umut, ölümü bir kaybediş olmaktan kurtarıp, ölümün sonsuzluğa atılan bir adım olarak görülmesini mümkün kılar. Ve yeni başlamış şeylere de umut yakışır. Bu nedenle yeni yılda, herkese, hepimize daha çok umut edin diyorum. Ve son olarak şu anda baktığım denizin ucunda bizleri bekleyen sonsuzluğun yeni yılda hepinizi kucaklamasını diliyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder