8 Şubat 2011 Salı

Bırakın...

Ne çok hikaye istediniz benden. Bir türlü doymadınız değil mi? Bir türlü tamamlanamadınız çünkü! Bir türlü bitmedi yollar. Tükenmedi adımlar. Hep hikaye sordunuz bana. Her seferinde yeni bir şey söylememi istediniz. Bildiklerinize bildiklerimi eklememi beklediniz. Ne çok şey istediniz, ama pek az şey verdiniz. Ve hatta verdiklerinizi almayı dilediniz. Çünkü insanlığın mirasını alıp yeni bir güzelliğe dönüştürdüğümde onu paylaşmak yerine kendinizi karşımda eksik hissettiniz.

Ne çok şey beklediniz benden. Her seferinde, her cümlede kendimi aşmamı istediniz. Ben kendimi aşmak için, dalgalara göğüs gerdim. Her dalgada bir kez daha al aşağı edildim. Ama bu bir yenilgi değildi. Hayatı yalnız kendim için değiştirebileceğimin göstergesiydi. Sizler istemedikçe, sizlere bir şeyler anlatamayacağımın kanıtıydı bu çarpışma. Çünkü o dalgaları sizler yolladınız bana. Sizlerin suçuydu, bu insanlığın pis kokan düşünceleri. Evet insanlık suçuydu, anlamsız şeyleri düşünmek. Ama farketmediniz elinizdeki güzelliklerin ne demek olduğunu.

Farketmenizi de beklemiyorum artık. Öyle tek tek karşıma geçmiş, her dediğimi sadece kendi üstünüze alınmayın. Bilin ki, işaret ettiğim yalnızca siz değil, her biri tek tek insanların. Yalnız başınıza insanlığın bütün yükünü yüklenmeye çalışmayın. Ben hak etmediğiniz bir şey söylemiyorum sizlere. Hepimiz kendi payımıza düşeni yaptık, bazıları güzellik bazılarıysa pislik üretti. Bana açıklayabilir misiniz yaptıklarınızı? Sizler, aklanmış olmak ve benimle aynı safta yer almak için geliyorsunuz. Ama aklanmadım ben! Sizler kadar suçluyum. Zaten her gün bunun acısını çekiyorum. Aç bir kedi, yoksul bir insan gördüğümde, aklın ve erdemlerin yenildiğini anlıyorum. Biz yeterince büyük yüreklere sahip olamadık. Biz en büyük ve en erdemli olamadık. İnsanları doğa kadar sevilecek muhteşem bireyler yapabilirdik. Ama ne oldu? Her anne ve baba eksikliklerini çocuklarına aktardı. Yaşadığımız sokaklar sakatlanmış ruhlar diyarına döndü.

Tek tek hepiniz suçlusunuz! Savaş suçu, insanlık suçu, hırsızlık, katillik, onursuzluk; hepsini siz işlediniz! Hepinizin elinde kan var! Elleriniz asla temizlenmeyecek bundan. Sizler asla daha erdemli olamayacaksınız. Çünkü erdemli olanları toplumun dışına ittiniz. Ya ben ne yaptım? Ben de sizlerin arasında bu farkındalıkla yaşamayı seçtim. Ben, bunca bildiğime rağmen acıyla bir kenarda kıvranmayı seçtim. Belki, bildiklerimi aktarmak, insanları ikna etmek için çabalıyorum. Belki bildiğim her eylem yolunu deniyorum ve kullanıyorum. Ama yine de yetmiyor. Tek başıma dünyayı değiştiremiyorum .

Diyorum tanıdıklarıma, aslında bu dünyayı bir kaç sağduyulu insan değiştirebilir. Ama önce insanları sağduyulu olduğumuza ikna etmek lazım. Kimse inanmıyor bana. Kimse kendine inanmıyor. Kimse değişime inanmıyor. Aynı kalıplaşmış saçmalıkların içinde yaşarken, sırf güzel bir hikaye anlatacağım diye beni aralarına alıyorlar. Altın kafese konmuş bir bülbül gibi, en güzel nağmelerimi veriyorum onlara, sürekli 'evim de evim' diyorum, ama yüzlerinde görünen bir kaç dakikalık aydınlanmadan sonra, susmamla birlikte güzellik de siliniyor yüzlerinden. Bir daha diyorlar, bir daha. Başka bir hikaye daha. Anlat diyorlar. Sürekli hikaye istiyorlar. Tamamlanmamış ruhlarını benim ince işlenmiş düşüncelerim ve sözlerimle değiştirmemi ve düzeltmemi istiyorlar. Ama asla değişmeyi kabul etmiyorlar.

Beni bana bırakmadılar. Ya Olric, bizi bize bırakmadılar. Aslında seninle bir köşede oturup, sigara üstüne sigara yaksak, hayat belki de o kadar katlanılmaz olmazdı o zaman. Belki hayatı yeniden yaratacak gücü bulurdum sigaradan sararmış ellerimde bir gün. Derdim işte o zaman insanlara yükseldiğim dağdan, beni ve edebiyatımı rahat bırakın, bırakın da edebiyatımla dünyayı yeniden yaratayım.


Yazarken Playlist~
Omnium Gatherum- Watcher of The Skies

0 yorum: