25 Şubat 2011 Cuma

İnsan olmanın sınırı...

Ne garip, insanlar hayatlarının ne demek olduğuna dair hiçbir şey farketmeden yaşayıp gidebiliyorlar. Kim bilir yaşarken toplamda kaç kelime sarfediyorlar. Kim bilir hangisini kaç kere sarfediyorlar ama kullandıkları kelimeler derin olmaya, hayatlarının manasını aramaya ne kadar da uzak. Teyzenin tekine soruyorsun, yaşayıp gidiyoruz işte diyor. Peki ama niye? Nasıl olur da düşünmezsin kendini? Kim olduğunu? Nereden gelip nereye gittiğini düşünmeden nasıl yaşarsın? Aklım almıyor benim. Almayacak da asla.


Düşünüyorum da bazen, ben sormadan yaşayabilir miydim diye... Merak etmeden. Sanmıyorum. Yapamıyorum. düşünmeden edemiyorum. Yazmak için ayrıldım gittim buradan. Hikayeyi yazarken farkettim, ne kadar acı çekmişim, ne kadar da çok düşünmüşüm. Nasıl da örselenmiş zihnim. Ama zihin bunun için yok mu zaten? Nietzsche demiyor muydu; 'Ruhumun kullanılmadık gücü kalmasın!' diye. Benim de ruhumun kullanılmadık gücü kalmayana kadar, çabalıyorum sürekli. Geri dönüşü olmayan bir yola soktum kendimi. Ve belki de bu yoldan başkası yoktu benim için. Ama durduramıyorum zihnimi. Uyuyamıyorum. Yiyemiyorum. İçemiyorum. Sadece yazıyorum. Edebiyat tarafından büyülendim mi yoksa zehirlendim mi bilmiyorum. dün öyle çok yorulmuşum ki, sonunda deliksiz bir uyku çekebildim. Zifiri karanlıktı rüyalar. Bir şey gördüm mü onu bile hatırlamıyorum. O kadar yorgundum ki ve o kadar yaralıydım ki sanki... sabaha kadar uykumda birileri yaralarımı sarmış ve beni iyileştirmişti. Fırtınalı bir gecenin sabahı ancak güneşle parlar demek ki...

Bilmiyorum. Edebiyat mı beni yazıyor, yoksa ben mi edebiyatı yazıyorum bilemiyorum. Birbirine karışıyor herşey. Tüm düşünceler. Sanki beynim ikiye yarılacak ve içinden bir beyin daha çıkacakmış gibi hissediyorum. Ve aslında tarif etmeye çalıştığım duygular ve düşüncelerin yanında tonlarca duygu ve düşünce daha beliriyor. ama dilim onları anlatmaya yetmiyor. Sanırım asla yetmeyecek de. Çünkü insan olmanın sınırlarını asla ve asla aşamayacağız.

0 yorum: