Ne kadar düşünürsen düşün, ne kadar engel olmaya çalışırsan çalış; bazı şeyler kendiliğinden oluyor. Bunun mantıkla alakası yok. İnsan inandığı şeylerin arkasında durmaya çalışsa da, onurunu korumak için yaşasa da, yine ve yine hata yapacak kapasiteyi içinde taşıyor. Ne kadar takdir edecek şekilde yaşasak da kendimizi, hata yapmaktan, çamura batmaktan alamıyoruz. Yazıktır ki, bazıları hataların ardından tamamen yıkılıp gidiyor. Kendini affedemiyor. Bazısıysa, o hataları bir kez bile düşünmeden, ders almadan yaşayıp gidiyor. İşte beni düşündüren mesele bu son günlerde. Farkediyorum ki, ne kadar çok çabalasam da birinin kalbini kırma ihtimalini, sinirlenme ve sert çıkma durumunu hala içimde taşıyorum. Kendimi inzivaya çekmiş olsam bile, değişen bir şey olmuyor bir insanla karşılaştığımda. Bir insan olarak yine onun kalbini kırmaya çok yakınım.
Bu üzücü bir durum. Çünkü vicdanım beni rahat bırakmıyor. Nasıl olur da kalbini kırarım, nasıl olur da bu kadar anlayış ve sabırla ben hala hata yapabilirim. Nasıl kendime hakim olamam? Bazen soruyorum kendime, neden kendime hakim olmalı ve insanlarla barış içinde yaşamalıyım diye. Neden olumlu daravnmak zorundayım? Beni pozitif olmaya iten ne? Olumlu ve barışçıl olmanın kötücül ve saldırgan olmaktan farkı ne? Sonra görüyorum ki, zor olan iyi olmak. Ve ancak iyiden bir fayda sağlanıyor. Ve aslolan yalnızca kendimin iyiliği değil, bütün bir insanlığın iyiliği. Bütün bir doğanın ve hatta kainatın. Ben hiçbir yeri incitmeden yaşayıp geçmek zorundayım kendi kader yolumdan. Ancak o zaman, bu muhteşem doğanın zarafetine yakışır bir insan olabilirim. Ancak bu şekilde bu güzel doğanın sevgili çocuğu olabilirim.
Hiç kimseyi incitmemeye çalışmak. Bunun bir dozu olmalı yine de. Karşı taraf anlayışsız ve cahilse, zarafet kar etmiyor o zaman. İncelik veya tahammül hiçbir şeyi çözmüyor. Bu nedenle incitmemek kadar incinmemek de önemli. Kendini koruyabilmek; kendi hataların kadar başkalarının hatalarından.
Doğru ile yanlış arasında bir sınır varsa eğer bu sınırı oluşturan şey akıl değil; sağduyudur. Ve sağduyunun sınırlarının belirlenmesini sağlayan şey vicdandır. Bu nedenle, doğru ile yanlış arasındaki sınırı oluşturan aklımıza yardımcı olacak olan vicdanımızdır. Kalbimizin acıdığı yerde yanlış yapıyoruzdur. Ya da kalbimizin acıdığı yerde bize haksızlık yapılıyordur.
Ne gariptir insanoğlu, aslan kesilir zaman zaman ama cam gibi bir kalbi vardır. Ve aslında benim farkettiklerimi herkes bilse bile kalbiyle, beni farklı kılan bu farkındalıkları anlayıp da yazabiliyor olmaktır. Herşeyi biliyor veya hissedebiliyor olmaksa çok zor gerçekten. Çünkü benim baktığım dünyadan, insanların düşünceleri ve duyguları gayet net görünüyor. İnsanların yüzlerine baktığımda, hayal kırıklıklarını, incinmişliklerini görüyorum. Ya da kendilerini sevmeyişini. Aslında olmaya çalıştığı insan idealinin kendine uymadığını. İçsel olmamışlıkları üzerinden, gelip geçici şeylere tutunduklarını görüyorum. Ve bu insanları küçültüyor gözümde. Artık saygı duyamıyorum kimseye. Samimiyetle sevemiyorum kimseyi. Çünkü biliyorum ki, ne zaman birini sevmeye kalksam, biliyorum ki arkasından bir saçmalık veya hata gelecek. Bu hatayı yapan ben ya da o olacak. Ama ne farkeder ki; biz birbirimize zarar vermeye yemin etmiş gibiyiz. Neden bu kadar kaba sabayız? Bizi insan yapacak en büyük erdemleri ne zaman unutmuşuz?
Yazık. Bileni bilmeyenden ayıran, bilenin bildiği için erdemli davranmasıdır. Ama öncelerde üzdüğüm, kırdığım insanları hatırlayınca bir düşünüyorum, nasıl oluyor da kendimi erdemli olarak görebiliyorum. Kendimi koruyayım derken belki de çok abartmışımdır. Tam bir pişmanlık değil belki hissettiğim, ama bir uyanış. Daha incelikli olmak, daha içten yaşamak, ancak hak edene iyi davranmak için atılan yeni ve olgun bir adım. Hayat tarafından hırpalanmamak için. Kimseyi bilerek veya bilmeyerek hırpalamamak için.
Tam bu düşüncelerle yürüyordum ki yolda, bir köpek gördüm. Uzaktan çok güzel görünüyordu. Canım benim ne tatlısın, dedim uzaktan. Yanımdaki arkadaşlar ve ben, aynı nidalarla köpeğe sevgi gösterdik. Sonra köpek oturduğu yerden kalktı geldi onca insanın arasından bana. Sevdirdi kendini bir güzel. Sonra sırtını yaslayıp bana, oturdu ayak ucuma. Arkadaşlarım da sevdiler köpeği. Ama köpek başını kaldırıp bana baktı. Güzel gözlerinde masumiyeti ve bilgeliği gördüm. Sonra eğildim, büyük bir güvenle ona sarıldım. O da başını bana yasladı. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyor gibiydik köpekle. Öyle çok sevdim ki onu. O da beni sevdi, biliyorum çünkü gözlerinde gülümseme vardı. O kısacık anda, neden insan olduğumu, vicdanı, sevgiyi, acıyı, huzuru, sevilmenin ne demek olduğunu gördüm. Tek bir bakış, içten bir dokunuşla köpek bana kim olduğumu yeniden hatırlattı. Ve bu karşılaşma ile hatırladım yeniden: Erdemli olmak çıkarsızca sevebilmek, tüm kalbini açtığında zarar görmeyecek kadar güçlü ve cesur olmak demekti.
İncelikli olanı, yine ince yürekler görür. Köpekle birbirimizde gördüğümüz şey işte bu, görkemli doğanın ruhumuza bahşettiği zarafetti.
0 yorum:
Yorum Gönder