Bazen dünyanın yavaşlamasını istiyorum. Sanki ağır çekimde yaşanacak bir hayat daha ulaşılabilirmiş gibi geliyor bana. Öyle çok şey üst üste geliyor ki, mola vermek istiyorum hayatıma. Sorumlulukların üst üste uzaklardan taşıyıp da getirdiği zorunluluklar, diğer eylemlerimi de ağırlaştırıyor. Bir şey yapmam gerektiğinde, daha doğrusu isteğim dışında bir şeyi yapmak zorunda kaldığımda; dünya ne kadar da çekilmez oluyor. Keyfim kaçıyor. Şevkle yaşadığım hayatımın her anına bulaşıyor keyifsizliğim.
Herşeyin kendince akıp gittiği ama bana değmediği bir dünya... Evet böyle bir dünyada yaşamak istiyorum bazen. Yalnızca izlemek, düşünmek ve yazmak istiyorum. Siz yaşayın, ben de sizlerin yerine yaşadıklarınızı anlayayım... Böyle bir şey neden mümkün olmuyor? Keşke diyorum, keşke bir bavula sığsa bütün hayatım. Ve alıp başımı gitsem. Bavulum elimde, bir sahilin dinginliğine bıraksam kendimi. Ne bir araba geçse yanımdan ne de bir insan. Yalnızca güneş ve ayla kalsam birlikte. Belki dile gelir konuşurlar benimle...
Bilmem ki, hayatım hızlandığı ve sorumluluklarım arttığı için mi böyle düşünüyorum. Ama hayat sürekli bir şeyler talep ediyor insandan ve bunların uzağında, ıssız bir ortamda çalışmaya ihtiyacım var benim. Çünkü dış uyaranlar bölüyor insanın zihnini. O nedenle çalıştığım odayı ve hayatımın geri kalanını sadeleştirmeye çalışıyorum. Hiç eşya olmasa daha sakin olacak her yer. Uyaran bir eşya ve insan olmadan çalışmak daha kolay oluyor.
Aslında hayata böyle bakmaya başladığımdan beri, sanki zihnim daha bir sakinleşti. İçim sessizleşti. Sürekli konuşan ve çözmeye çalışan o gerilimli düşüncelerin yerini, öyle olduğuma inanmasam bile, bir sürü şeyi anlamış olan bir insanın dinginliği geldi. Gerçi "çözdüm" demek tehlikelidir; biliyorum. Ama yine de bazı şeyleri yıllardır kafamda döndürüp dolaştırdığımı hatırlarsam, bazı şeyleri çözdüm demeye hak kazanmışım gibi hissediyorum. Belki herşeyi değil, herkesi değil. Gördüğüm; tüm ayrıntıları veya koca bir bütünü kapsamıyor olabilir. En azından kendi payıma düşenleri dolu dolu işlemişim gibi geliyor. Bu farkındalık beni şu sıralar rahatlatan yegane şey zaten.
Yeni bir hayat başlıyor önümde. Değişimlerin ardından, kendi adıma umut ettiklerim benim olmaktan çıkıp, sizleri de kapsar hale geliyor. Sanki dünyayı ve kendimi affetmişim gibi hissediyorum. Sanki doğanın affeden gülümsemesiyle nefes alıp veriyorum. Ve bu bana yetse bile, tüm dünyayı güzelleştirip benim içimde olduğu gibi sakinleştirmek için yeterli olmuyor. Kendim için ne kadar mutlu ve umutlu olsam da, içimdeki güzelleşen dünyadan baktığım ve çirkinliğini bir türlü silip atamadığım dış dünya için üzülüyorum. Çünkü biliyorum, ben kendimi rahatlatacak ve mutlu edecek bir mola verebilmiş olsam da, dışarda birileri hala acı çekiyor. Bu nedenle istiyorum ya yüreğimi genişletmek. Sizleri çirkinlikten, yozluktan, pis fikirlerden korumak istiyorum aslında iç dünyamı sizlere açarak. Ama bilemiyorum işte, sizlerle birlikte bir gün gidersek eğer o ıssız ve dingin sahile, sizce ay ve güneş yine de dile gelir miydi bizler bir arada otururken sahilde?
Yazarken Playlist~
Theatre of Tragedy - Fade
0 yorum:
Yorum Gönder