Size de olur mu bazen? Hayatınızın geriye doğru gittiğini hisseder misiniz? Belki bazı şeyler ilerlemektedir ancak mücadelesini verdiğiniz, değiştirmeye çalıştığınız bir şeyler sanki sürekli geriliyormuş gibi, sanki takmak istemediğiniz maskeleriniz yeniden ve yeniden yüzünüze yapışıyormuş gibi hisseder misiniz? Yoksa hayatınızda böyle bir şey dikkatinizi çekmedi mi hiç?
Bilemiyorum. Belki sürekli yalnız olduğumdan ve sürekli düşündüğümden, herşeyin daha hızlı ve çok ilerlemesini istiyorumdur. Belki temizlenmeyi öğrenmek için önce kirlenmem gerekiyordur. Ve ben bu nedenle eski hatalarımı bir maske gibi yüzüme takıp, onun gerektirdiği replikleri tekrarlıyorumdur. Belki böyle anlarda kendimi zamanın akışına bırakmalıyımdır.
Çoğunlukla kendime kızıyorum böyle bir durumla karşılaştığımda. Kendimi fazla zorluyor da olabilirim. Ama ne yapayım, olmasını istediğim şeyleri elde etmek için sürekli deniyorum ve elde edemedikçe kendimi yenilmiş hissediyorum. Bu beni ziyadesiyle üzüyor. Bu başarısızlığa tahammülsüzlük gibi değil pek. Daha çok yaptıklarına çok fazla değer vermekten kaynaklanıyor gibi. Belki de önemsiz biriyimdir. Belki bu kadar düşünmeye değmiyordur eylemlerim.
Nadiren de olsa kendimi ve hayatı ciddiye almadığım oluyor. Evet, normalde hayatı ve kendimi çok fazla ciddiye alıyorum. Ama kendimi başarısız veya yenilmiş gibi hissettiğimde hayatı ve kendimi fazla ciddiye almamayı ve kendime karşı esnek davranmam gerektiğini öğrendim. Kaldı ki "insanım" deyip de bazen işin içinden sıyrılmanın, tevazuyla birlikte zaman zaman vuku bulabilecek aczini kabul etmenin hiç bir şekilde yanlış olduğunu düşünmüyorum.
Yine de yetmiyor bütün bunlar. Arayış asla bitmiyor. Eksik varlığımızla bizi tamamlayacak olan şeyi arıyoruz. Bir yoldayız, hep birlikte. Zaman zaman aynı kaderi paylaşıyoruz. Ve çoğunlukla da kendi kaderimizin karanlık koridorlarında yalnız bir şekilde yürümek zorunda kalıyoruz. Bilmem ki bugün yaşadıklarımın kaçıncısıydı, bilmem ki bu 'yenilmişlik' hissi ile kaçıncı kez mücadele ediyorum.
Böyle zamanlarda sanki tüm sözlerim daha önceden söylenmiş gibi. Sanki bu ana dair her türlü analizi yapmışım ve yeni bir şey bulamayacakmışım, bu nedenle de bu kısırlığı aşamayacakmışım gibi hissediyorum. Aslında bir yandan da, düşüncenin ve üretmenin yavaşladığı böylesi anlar, hızlı bir şekilde bir şeyler üretmeye başlayabilmenin habercisi oluyor. Yine de tıkandığımı hissetmekten ve bu tıkanıklığı nasıl çözeceğimi düşünmekten kendimi alamıyorum.
Evet, buna dikkatinizi çekmek isterim. Burada, şu anda söylediklerim birer şikayet değiller. Bunlar birer tespit. Kendi beceriksizliğimden dem vurduğum, nefsimle verdiğim savaşta yenildiğimi hissettiğim anlardan biri bu. Yine de yetmiyor hiç bir farkındalık bu savaşı zaferle yenmeye. Garanti olmuyor hiç bir düşünce. Biz yeterince güvenilir değiliz. Aslında bunun farkında olmak beni bazen üzüyor. Düşünsenize dünyada güvenecek hiç kimse yok. Kendiniz bile. Çünkü hepimiz kırılgan ve ölümlü yaratıklarız. Kaldı ki, tutarsızlıklarımız aynı zamanda öngörülemezlik ve tehlike katıyor hayatımıza. Kendimize veya bir başkasına nasıl güveniriz.
Böyle durumlarda insan yağmurda kalmış bir kuş gibi sığınacak bir yuva arıyor kendine. Sonra dönüp arkama baktığımda, beni takip eden, belki bunun farkında olmasa bile benimle aynı yolda ıslanan ama hala inatla uçan bir sürü kuş görüyorum. Zaman zaman buluşuyoruz onlarla, bazı konuşmalarımızda. Bazen anlıyoruz birbirimizi ama çoğunlukla da yargılıyoruz. Bu nedenle nefret ediyorum ya insan olmaktan. Ve hatta bıktım insan olmaktan. Beynim çatlayacak gibi ağrıyor. Eksik olduğumu ve yenildiğimi hissetmek ve aradığımı burada bulamayacak olmanın hüznü beni çok kırıyor. Çünkü biliyorum, "bu dünyada aramak mutlaktır, bulmaksa buradan sonra açılacak olan bir başka perdede oynanacak bir oyun gibi..."
Umut vermek isterdim sizlere, eğer bu gün parlayan güneşe inat böylesine çok üşümeseydim. Artık ıslanmayacağımız ve birlikte sığınacağımız bir yuva bulduğumu haber vermek isterdim sizlere, eğer her söylediğime tüm yüreğinizle inanacağınızı bilseydim.
0 yorum:
Yorum Gönder