30 Haziran 2011 Perşembe

Balıkçı ve Genç Adam

Zaman:Gün Batımı
Yer: Sahilde demirlemiş eski bir takanın kıçı
Kişiler: Balıkçı ve Genç Adam

Balıkçı-Ben öldüm, sen yaşadın be, der balıkçı elindeki ağları yukarı toplarken.
Genç Adam-Ne ölmesi abi, yaşıyorsun ya karşımda, der genç çocuk.
B-Hayaller öldü, şimdi elimde yalnızca gerçekler var. Gerçi onlar da ağların arasından geçip gidiyor zaman zaman....
G.A-Abi, derdin neydi ki? Neden geldin buraya? diyen genç çocuk, balıkçının derin iç çekişini izler.
B-Bilmem, dert midir yaşadıklarım, yoksa yaşamın ta kendisi mi? deyip arkasını döner. Bir sigara yakar ve usulca bir nefes çeker. 
B-Her seferinde aynı yere dönüyor dalgalar. Hep kıyıda bitiyorlar. Geldikleri yer belli değil ama döndükleri yer belli, tıpkı ölüm gibi. Dert değildir yaşadığım evlat, ölümün yanında yaşanan hiç bir şey ağır kaçmaz ki...
Bu sözler karşısında etkilenen genç, gider ve balıkçının yanına oturur. Balıkçı parkasını çıkarır, omuzlarına atar. Genç adam da bir sigara yakar.

B-Bak şimdi debeleniyorlar. Yaşamı arzuluyor bütün balıklar. Ciğerleri su istiyor. Sen ne istiyorsun peki?
G.A-Ne istiyoruz abi? dedi genç merakla.
B-Sen de yaşamı arzuluyorsun. Hem de nedenini bilmeden. Şu balıktan farkın var mı sanıyorsun?
G.A-Yok mu abi?
B-Belki vardır. Senin yüzdüğün deniz anlamsızlık denizidir. Onunkisi ise başı kıçı belli bir deniz işte. İnsanların pasağını temizlemeye çalışan bir başka güzellik daha. Al işte, bu kıyılarda da balıklar mutsuz. Hep neyi aradım biliyor musun? Mutlu bir kıyı, mutlu balıklar... O kıyıyı gördükten sonra çözülecekti içimdekiler. Bir tane bile balık tutmayacaktım ordan biliyor musun? Tek bir balık çıkmayacaktı o kıyıdan. O bütünlüğü görsem, diyecektim ki; tamam! İşte bu, herşeyin sonu da başı da burda. Her şey burdan geldi, burada ölebilirim diyecektim. Ama diyemedim. Dilimin altında ezildi ve yok oldu sözlerim.
G.A-Öyle bir kıyı olsa bile biz bulamazdık be abi! Baksana bizim taka dünyanın sonuna gidecek kadar uzun yaşayamaz. Nasıl da yorgun...
B-Yıllara kırgın. Yollara dargın. Bıktı bizden be evlat. Bak nasıl da titriyor dümeni. Her dalgayı avuçluyor, kucaklıyor haspa!
G.A-Abi bu sözlerine bile dayanamayacak gibi duruyor!
B-Dayanmasın, ne yapalım? Bizi bu zamana kadar getirdi ya. Denizin olsun bırak. Zaten onun sevgilisi değil miydi? Bırak kavuşsunlar bakalım. Hem belki burdan kurtuluruz o zaman. Ama sanmam. Kaçıp kurtulmak için gelmiştim, şu hale bak. Okyanusun sonsuz olduğunu söylerdi bir şair. Hani sonsuz ya, o sonsuzluğun içinde yok olacağımızı bilememiş. Bak, sonsuzun ortasındayız, bak su ve hava. Ateş ve toprak. Bak yıldızlar. Hepsi etrafımızda ve biz yalnızca yarın ne yiyeceğimizi düşünüyoruz. Biz buyuz işte. Sonsuzluğu düşünen bir böcek.
G.A-Abi, taka dile gelecek şimdi. Bak kızdırıyorsun haspayı, sonra atmasın bizi sırtından?
B-O ne bilir, bir şey bilmediğini fark etmenin acısını. O kendini bilir yalnızca. Ben takayım diye gezer etrafta. Ne bekliyorsun bir tahta parçasından, odunluktan başka bir şey düşünebileceğini mi?
G.A-Bilmem ki abi, yıllar mı aldı umutlarını elinden, yoksa dalga ve fırtınalar mı?
B-Ben de bilemedim be evlat. Hem zaten umut fakirin ekmeği derlerdi, ben fakir veya zengin olsam bile takmam ki. O zaman umut neyime gerek benim.
G.A-Belki gerekir bir gün. O kadar karamsarlaşma be abi. Balığın olduğu yerde sen de varsın. Ve hep olacaksın.
B-Doğru ya. O av, bense avcı. Ama derdimiz ne?
G.A-Sonsuzluk işte bunda ya abi.
B-Sonsuzluk kısır döngü mü yani?
G.A-Bilmem abi, istersen bugünlük olsun. Yarın belki başka bir manzarada, başka şeyler görür ve düşünürüz.
B-Demek değişimle bakacağız yeniden her şeye. Ama bunu düşünmek istemiyorum. Bırak sigaramın sonunu içeyim. Hem belki ışığın son kırıntılarında bir ateş yakar, yemek pişiririm. Sonra yarın yine karnımızı doyurmanın yollarını ararız. Gün ve gün, sofradan gelecek olana takılır aklımız.
G.A-Kızma abi ama, neden büyütüyorsun bunları? Altı üstü yemek yiyeceğiz!
B-E az şey mi be evlat. Onlar olmasa bir kaç güne ölürüz. Sen ne sandın kendini, çelikten bir gemi mi?
G.A-Yok da abi, neden takılıyorsun?
B-A canım, ben buralara gelmeden önce bıraktığım yaşamamın izlerini  gösteriyorum sana. Sanıyor musun ki, bu abin yalnızca bir balıkçı. Öğrendiğim her şeyi belki deniz yıkar yutar diye geldim. Her dalgada bir kez daha ümit ettim, ama bak hala düşünüyorum, hala unutamıyorum. Hala biliyorum ve soruyorum...
G.A-Ama abi bunlar kötü şeyler değiller ki!
B-Belki haklısın. ama gün batımı veya gün doğumunun ihtişamı karşısında eziliyorum her geçen gün. Çünkü bir kez daha aşık oluyorum. Ne zaman bitecek bu aşk bilmiyorum. Bak gün batıyor ve ben o muhteşem kızıllığa bir kez daha aşık oluyorum!
G.A-E ne güzel işte abi. Doğanın bütünlüğü o aşkla dolmuyor mu yüreğine?
B-Doluyor, dolmaz mı? Ama yine de bir şeyler eksik geliyor. Tadını alamıyorum tam olarak bütün bunların. Sanki sözleri yok hislerimin.
G.A-Abi sükunetin kıymetini bilmek gerek dememiş miydin?
B-Gerekir ama bazen bir iki kelam da sükuttan daha değerlidir. Demek ben oraya kadar gelmişim. Bırak da ah'larımı edeyim.
G.A-Yapma be abi. Kızma ama, şimdi çocukluk ediyorsun gibi geliyor.
B-Belki ediyorumdur. Etmediğimi söylemiyorum ki zaten. Gün batımı, açlık ve yorgunluk. Ne bekliyorsun ki sözlerimden? Dünyayı kurtarmasını mı?
G.A-Yok da, en azından gülümseyecek kadar bir pay bırak içinde. Silme, atma her şeyi.
B-Sen böyle düşündüğüme bakma. Arada geliyorlar işte bana. Dalgaların sesine bak. Nasıl da titriyorlar nağmeyle.
G.A-Titrer abi, titremez mi? Sen sevdiğine sarıldığında ruhun bedeninle ayrışıp birleşmez mi?
B-Birleşir herhalde be. Ama çok da emin olmamak lazım. İnsanın kimi nasıl seveceği belli olmuyor ki!
G.A-Boşver ayrıntıları bugünlük. Evet, haklısın herkesi aynı şekilde sevemeyiz. Ama bırak bugünlük sevelim her hangi birini istediğimiz gibi.
B- Sev tabi. Buna engel olan yok. Sadece ben istemiyorum diyorum. Katlanamıyorum diyorum. Kalbim zaten dolu diyorum. Deniz dolmuş yüreğime, şimdi nasıl dönerim diğerlerine...
G.A-Nasıl da aşık olmuşsun abi!
B-Bu aşkı herkes göremez be evlat. Bak düşmüşüm yollara. Yıllardır tek derdim karnımı doyurmaktır. Daha başka da dert istemem. Küçük bir gülümseme verir her sabah bana sevdiğim deniz, ay ve güneş de eşlik eder. Aslına bakarsan, o gülümseme bana yeter. Beni doyuran denizin güzel yüzüdür. Balıkları değil ki...
G.A- Abi neden böylesin. İyi güzel de her şey, sanki kaçıyorsun. Kaçtığın nedir?
B-Kaçmak mı? Ben kaçıyorum ha? Belki de. Ya da duymak istemiyorum kendimi.
G.A- Kaç abi kaç. Herkes kadar senin de hakkın. Ama beni yolda aldığından beri, tek bir duygu yaşıyoruz birlikte. Adına hüzün de istersen ya da burukluk. Ama sen kırgınlığından bir krallık yaratmış gibisin. Aşkın yorgun ve dargın ama öylesine de büyük.
B-Büyük ya, deniz kadar değil be evlat. Bilmez misin, her denizin sonunda sonsuzluk uzanır. Ve ancak benim kadar arınmak isteyenler o sonsuzluğun arayışındadır.
G.A- Bilirim artık be abi. Ondan yanından ayrılamaz oldum ya. Gel birlikte arayalım o sonsuzluğu.
B-Arayalım istersen evlat. Zaten seni yolda atacak değilim. Kendin istemedikçe buradan ayrılmana gerek yok.
G.A- Sağol be abi. Yoldaşım oldun, abim oldun.
B-Karnımız acıktı. Şimdi de aşçı olayım. Gel pişirelim balıkları. Sonra bakalım deniz bize ne bahşetmiş bugün balığın tadında. Gel hadi gel, kalk. Sen de sofrayı hazırla.
G.A- Peki abi, hemen hazırlıyorum.

Sigaralarını söndürüp, izmaritini bir köşeye atarlar ve sofrayı hazırlamaya başlarlar.


SON


Yazarken Playlist~
Vas - In Our Faith

0 yorum: