22 Haziran 2011 Çarşamba

Diyaloglar 2

A - Farkında mıydın bunca zaman?
B - Bilmem, belki de farkındaydım hepsinin.
A - Ama farkında olup da eyleme geçmemek sana göre değil!
B - Biliyorum ama şartlar böyle gerektirmişti. Sanki tüm koşullar benim kendime odaklanmamı istemişti.
A - E peki sonra ne oldu?
B - Hatalarımı unuttum. Bir yanlış yaparken, sonrasında acısını çekeceğimi hiç düşünmedim. Şimdiyse kızıyorum.
A - Ama bunu hep yapıyorsun. Sürekli kendini kısıtlıyor ve kızıyorsun.
B - Ne yapayım? Mükemmel bir dünyada yaşamak istiyorum.
A - Buna burda ulaşamayacağını bilmiyor musun?
B - Biliyorum ama yine de kendimi mükemmeli istemekten alıkoyamıyorum.
A - Tüm üzüntünün sebebi bu mu?
B - Bazen diyorum keşke bu kadarla kalsa. Ama tek sebep bu değil. Yaptıklarım ve yapamadıklarımın arasında sürekli dayak yiyor gibi hissediyorum kendimi. Bir bıraksalar, bir rahat bıraksa dünya beni. Akmama izin verseler. Ama yetmiyor. Ne bu dünya, ne de bir başkası. Akmam için yeterli değil hiç biri. O nedenle arıyorum ya sonsuzluğu.
A - Mükemmel sonsuz mu peki sence?
B - Bilmem. Belki de ben öyle düşlüyorumdur. Ama bazen umursayamıyorum bile düşlerimi. Bazen ciddiyet gırtlağıma yapışıyor. Bazen de kahkahalar sözcüklerimi tıkıyor. Hem neşemin hem de ciddiyetimin kurbanı olduğum zamanlar gelip çatıyor. Yoruluyorum artık. Yorgunum artık. Dayanamıyorum bazen kendi içimde yaşamaya.
A - Bu kadar zamandır neden sabrettin ki?
B - Hayatta kalmamın başka bir yolu yoktu. Hayat ve insanlar elini eteğini çekmişti benden. Yalnızdım. Kendi başıma yapmalıydım herşeyi. Şimdiyse sakin kalamıyorum.
A - Nasıl mutlu olunacağını bilmiyorsun belki de...
B - Belki huzurlu kalmayı da bilmiyorum. Belki vaz geçmeliyim bu dünyadan. Bırakıp gitmeliyim herkesi, her şeyi. Adım unutulmalı, ismim silinmeli tanıdıklarımın hafızasından.
A - Bu kadar yitmek sana göre değil gibi. Gölgelere saklanarak mutlu olabileceğini mi sanıyorsun?
B- Emin değilim. En azından gölgeler serinlik verecek sanki.
A - Bu sefer teslim olacak gibisin...
B - Böyle söyleme bana. Teslim olamam ben. Mücadeleyi bırakamam ben. Bunu sen de biliyorsun! Böyle söylediğin için şimdi yeniden başlamak zorundayım.
A - Ama yenilmek sana göre değil. Başka ne yapmamı istiyorsun ki? Karşında durmuş, gölgelerin ardına saklanan parlak bir çift göze bakıyorum. Görüyorsun. Biliyorsun ve buna rağmen kaçıyorsun.
B - Dayanamıyorum artık aranızda yaşamaya. Sizlerin hayal kırıklıkları, haksızlıkları, üzüntüleri bana da bulaşıyor. Sizlerin üzüntüsü ve acısı beni de yaralıyor. Kendim için üzülmediğim kadar üzülüyorum bu dünya ve insanlık için...
A - Ama bizleri sevmiyorsun.
B - O kadar basit değil. Yalnızca sevmiyor değilim aslında... Sevemiyorum. İçime sindiremiyorum sizleri. Ama yine de merhamet ediyorum her birinize. Çünkü anlıyorum sizi neyin kırdığını. Siz incindiğinizde ben sizin için daha çok üzülüyorum, özellikle de elimden sizler için bir şey gelmediğinde...
A - Demek merhamet ediyorsun.
B - Evet. Aslında merhamet acımaktan farklıdır. Merhamet sevebileceğin bir şeye dair duyabileceğin şefkatli bir duygudur. Acımaksa küçük görmeye gebedir. Bu nedenle olmuyor ya. Merhamet ettiğim onca insana duyduğum sevgi, kendisinden değil yalnızca durumundan kaynaklanıyor. Sevmiyorum dedim ya insanları. Durumları seviyorum. Ya da başınıza gelenleri izlemeyi. Ve bazen de size yardım etmeyi. Ama benden istemeyin artık sizlerle yaşamamı.
A - Nedir bu fırtına içindeki? Neden böyle dalgalanıyor her şey?
B - Bilmiyorum ki. Artık durulmak isteyen bir su gibiyim. Belki de sönmek isteyen bir ateş. Ve kendime üzülüyorum bazen. Bunca çatışmanın içinde, nasıl da yaralanarak hayatta kaldığıma...
A - Demek unutamıyorsun sen de benim gibi.
B - Nasıl unuturum? Unutursam kaybolacak gibi hissediyorum belki.
A - Unutmalısın ama, anı yaşamak için.
B - Bunu kendime özellikle yapıyormuşum gibi konuşma.
A - Ama farkındalıkların bir işe yaramalı artık.
B - Biliyorum ama hafızam bu kadar kuvvetliyken, ben kendimi rahat bıraksam bile dünya zihimde kalmaya ve beni zehirlemeye devam ederken, bunu yapmam mümkün olmuyor. Bir türlü kaçamıyorum.
A - Bizlerden kaçıyorsun ama...
B - Daha fazlasını görmemek için. Daha fazlasını söylememek için. Susmak istiyorum. Lanet olsun hepinize! Neden defolup gitmiyorsunuz zihnimden? Neden yalnız bırakmıyorsunuz beni? Zihnimin yollarında yalnızca yürüyemeyecek miyim? Sizler olmadan bir saniye olsun nefes alıp veremeyecek miyim?
A - Her lanet bir başka lanetten doğar! Bunu bilmiyor musun? Nasıl böyle bir zayıflık gösterirsin? Nasıl lanet edersin bizlere...
B - En başından beri yalnız ve yalnız kendi üzerime dökülen bu laneti paylaşmak istediğim için.
A - Demek kendine lanet ediyordun bunca zaman.
B - Evet... 
A - Ne zaman affedeceksin kendini?
B - Ben bunu bilmeyi senden daha çok istiyorum.
A - Hangi lanetti başına kondurduğun?
B - Bilmem. Hepinizin laneti belki de. Sizin arzularınızın sonucunda, bana öğrettiğiniz mükemmele koşuyordum belki de. Ve sakatlandım. Artık acıyor bileklerim.
A - İlk defa ah'ladığını görüyorum.
B - Ömrümün ortasında benden ne yapmamı bekliyordun? Hiç üzülmemişim gibi mutlulukla gülümsememi, sanki herşeyi unutmuşum gibi hepinize kucak açmamı mı istiyordun?
A - Bizler seni sevebilirdik belki...
B - Sizin sevginiz beni zehirliyor. Ya yumuşatıyor ya sertleştiriyor. Beni değiştiriyorsunuz. Buna katlanamıyorum.
A - O zaman inat et her zaman yaptığın gibi!
B - Zaten ediyorum ya. O nedenle bu kadar kanıyor yüreğim.
A - Demek bir savaş veriyorsun.
B - Hem de ne savaş! Bana karşı hepiniz ve kendime karşı ben... Ne olacağım ben böyle?
A - En büyük dağa çık. Orası dünyanın sonsuzluğa açılan penceresidir. Bir nefes al orda. O nefes belki bütün yaralarını iyileştirir.
B - Sonsuzluk mu beni iyileştirecek olan? Ya da senin bana göstermeye çalıştığın ve aslında işe yaramayan şefkatli sözlerin mi?
A - İyileşmeye direniyorsun!
B - Evet, sizler gibi olmak istemiyorum. Ben mutlu olmak istemiyorum artık. Bıktım hepinizden. Sizin isteklerinizi taşımak istemiyorum. Ben sizler gibi değilim. Anlamıyor musunuz? Sizlerle yaşayamıyorum artık.
A - Git o zaman gölgelerine. Git ve saklan bir korkak gibi!
B - Hayır, korkak değilim. Sadece yorgunum. Neden kızıyorsun bana? Herşeyimi vermek istemedim mi sizlere? Şimdi dinlenmek isterken, neden yıllar boyunca üzerime yüklediğiniz bütün sorumluluğu yeniden ve yeniden üzerime yığıyorsunuz? Neden rolüm hep aynı? Artık değişmek istiyorum, değiştirmek istiyorum kendimi. Yıkmak, yok etmek, bozmak ve üzerine yeniden inşa etmek. Kendim olmaktan bıktım, bana verdiğiniz rolden bıktım, anlamıyor musunuz?
A - Bundan kurtulmanın yolu kaçmak mı?
B - Yapacak başka bir şey gelmiyor aklıma.
A - Küsüp gitsen hepimiz kaybederiz görmüyor musun?
B - Artık sizleri düşünmek istemiyorum.
A - Bencillik ediyorsun.
B - Bırak da hayatımda bir kez olsun bencillik edeyim!
A - Ama bu sen değilsin.
B - Biliyorum lanet olası! Kim olduğumu biliyorum. Ve artık bunu unutmak istiyorum.
A - Her hangi biri olamazsın. Olmayacaksın. Bunu başaramayacaksın, biliyorsun.
B - Bırak da deneyeyim en azından.
A - Denerken bile bizlere ilham veriyorsun.
B - Hayır yapmıyorum bunu.
A - Evet, yapıyorsun.
B - Neden yalnızca hayallerime sığınmama izin vermiyorsunuz?
A - Çünkü dünya hayalden ibaret değil!
B - Ama benim dünyamın hayallerle dolmasını ve gerçekliğin de onun içinde boğulmasını istiyorum.
A - Bağını koparmak istiyorsun. Uçmak istiyorsun belki, kaygısızca sonsuzluğa doğru.
B - Bedenime bağlanmış olan ruhumun özgür kalmasını istemekten başka bir şey yapmadım. Beni buraya, bu düzene, bu sisteme hapsettiniz. Sizler gibi olmamı istediniz. Görmüyor musunuz? Hayal dünyasının kapısında durmuş, hepinizi oraya girmek için davet ediyorum. Kapıyı açık tutmak için sürekli mücadele veriyorum. Ama artık kapanmak üzere. Hiç biriniz gelip de kapıdan içeri bakmadınız bile. Sözlerimi dinlemediniz! Bana kıymet vermediniz! Şimdi nasıl kalkmış da sizi terketmemin size ve bana zarar vereceğini söylüyorsun? Bana ne size gelen zarardan artık. Hepinizi terk ediyorum işte! Ben hayal dünyama kapanıyorum!
A - Seni anlıyorum ama senin gibi bizler de, kendimiz olmaktan kaçamıyoruz ki...
B - Yaradılışın cilvesi gibi göstermeye çalıştığın şey, bir göz bağlama büyüsünden başka şey değil. Anlasanıza, sizlerin kanatları kesilmiş bense kanatlarımı gizlemişim yıllarca. Şimdi onları özgür bırakmak istediğimde, bana yine zincir vurmaya çalışıyorsunuz. Ama yok, kanmam artık. Sizlerin arzularını söktüm attım yüreğimden!
A - Peki kim olacaksın bundan sonra?
B - Adını bilmediğim bir diyarda, sözcüklerle söylemeye gerek duyulmayan bir ismin sahibi olacağım. Çünkü bana baktığınızda göreceksiniz adımı. O kadar hafif ve görünür olacak ki düşüncelerim. Artık konuşmaya veya yazmaya ihtiyaç duymayacağım. Gördüğünüzde anlayacaksınız zaten söyleyebileceğim her şeyi. Ve ben de sözcüklerin yükünü atmış, sonsuzlukta kanat çırparken, her zaman istediğim gibi sonsuzca susacağım...



Yazarken Playlist~
Atoma-Highway

0 yorum: