Müziksiz geçen bir sürenin ardından hep olur bu bana. Bir bakarım ki, beni tüm varlığıyla saran bir şarkı keşfetmişim ve bu şarkı sayesinde dünya müziksiz halinden daha güzel görünüyor. Bir fark ederim ki, hayat bana bir başka yönünü gösteriyor. Ruhum özgürlüğü tadıyor bu şarkıyla. İşte o zaman başlarım o şarkıyı defalarca dinlemeye. Üst üste belki 30 belki 40 kere dinlerim. Günlerim ardarda o şarkıyla geçer. İçime işler melodiler. En sonunda görürüm ki, dünya ne kadar da güzel! Bunca zevkin ardından bir sarhoşluk yaşarım... E tabi, bu sanatsal bir ilhamla atan yüreğimin bir halidir. Gerçek, bu sarhoşlukta benim için görünmez olmuştur. Bütün insanlar benden uzakta, şarkı ise bilmem kaçıncı kez çalıyordur kulaklarımda...
Ahh derim sonra, ahh keşke zihnimdeki dünya daha geniş olsa. Keşke bütün bir insanlık oraya sığsa. Keşke sizlere de gösterebilsem benim gözlerimden ne güzelmiş dünya... Keşke hepinizi bağlasam birbirinize sözcüklerimle. Hayallerimde atsa yüreklerimiz. Karanlık ve aydınlık dans etse yüzlerimizde. Gölge ve ışığın aşkını anlatsa tüm şarkılar. Bizler, hayallerime sığan herkes, beni bilen, anlayan, gören ve kendi acısıyla kavrulmuş herkes, hayallerimin bereketinden kana kana içse.
Böyle anlar çok güzeldir. Anlatmak ise gerçekten zordur. Ama işte beni büyüleyen bu şarkıyla yapabileceğim tek şey de budur. Müziğin büyüsünde kaldığım böyle zamanlarda fark ederim kim olduğumu. Damarlarımda yaşamın gezindiği. Fark ederim ki, zihnim bütün bir dünyadır, hayallerimse ancak bildiklerinizi unutarak girebileceğiniz bir evren. Eğer isterseniz bir gün, yıldızlarım gök yüzünde ışıldarken, sizleri ağırlarım fikirlerimde. Eğer girmek isterseniz düşüncelerime, cümlelerimi armağan ederim sizlere. Neşe veya hüzün unutulur böylesi bir anda. Çünkü düşünmek yoktur düşüncenin kendisi için. Her birimiz sonsuzmuş gibi duran gökyüzünün ortasında, karanlığı da aydınlığı da seven birer düşünce oluruz belki. Bilemiyorum ki, ben dünyamı genişletsem ve size yaşamın ta kendisi olduğumu itiraf etsem, ne düşüneceğinizi...
Ve evet bilmek isterdim, içinizde eksik kalmış olanın, kırılmış duygularınızın benim sözlerimle tamir olup olamayacağını. Görmek isterdim yüzünüzü, fikirlerinizi ve atan kalbinizi, ben müziğin sonsuz zamanında kaybolurken ve sizleri de ardımdan gelmek için ikna etmeye çalışırken, benimle gelmeye cesaret edip edemeyeceğinizi. Sanırım ancak bu şekilde anlardım, varoluşun sonsuz ilhamında özgürce yaşayan bir tek nefes olmadığımı...
**
Şöyle bir zıtlık var ki burada hepiniz şaşırabilirsiniz; bu umut ve sevgi dolu yazıyı, hüzünlü ve çokça öfkeli bir black metal parçasıyla yazmış bulunuyorum. Yazıda bahsettiğim şarkı Thulcandra - Spirit Of The Night. İlginç olan bu acı ve öfke yüklü şarkının beni hayallerimin sonsuz evreninde herkesi bağışlayacak kadar geniş bir idrak ve bağışlama gücüne sevketmiş olması. Böyle bir şey nasıl mümkün olur kafam almıyor. Yaşadığım bu durumu anlamak için sanırım biraz zamana ve daha çok felsefe okumaya ihtiyacım var.
Son olarak Melodic Black Metal sevenlere bu gurubu şiddetle tavsiye ediyorum efendim : Thulcandra. Alman Melodic Black Metalinde oldukça önemli bir yer edinecekler gibi duruyor. Sevgi ve saygıyla karşılıyoruz bu beyefendileri. Umarım bu güzel ilham onların diğer albümlerinde de devam eder.
Yazarken Playlist~
Thulcandra - Spirit Of The Night
0 yorum:
Yorum Gönder