12 Temmuz 2011 Salı

Ölümsüz Diyarın Bekçisi

Bir anda yükselen alevlerin üzerinden geçerken,
kaybetmeyi göze aldığım herşeyi,
gözlerinin içine baktığım ejderhanın çığlıklarında bırakmıştım.
Yitmekte olan bir günün son ışığında,
kalkanıma yayılan kızıllığı ardıma almıştım.
Ejderha davetkar bir sesle adımı soluyordu burnundan...
Yapamadım, dönemedim.
Kaderin sesi beni çılgıncasına çağırırken,
savaşın en güzel yerinde kaçtım.
Korkudan değil...
Bu zaferi hak etmediğimi düşündüğümden.
Ejderhanın yenildiğini görmek istemiyordum.
Ve belki de onu bu hayat boyunca yenemeyecektim.
Açılan yaralarım kanarken,
arkamdan uçup gelen bir sıfatı,
titreyerek kalbimin derinliklerinde hissettim.
"Korkak!" diyordu arkamdan, "korkak kaçma!"
"Korkmuyorum senden veya ölümden" dedim ejderhaya.
Korkmuyordum savaşmaktan.
Yüzyıllardır halkımın verdiği mücadelede yer almıştım.
Her gün savaş düşünür ve konuşur olmuştum.
En büyük savaşımızdan sonra,
katledilen ırkımın ardından,
bir umutla en büyükleri olan bu ejderhaya saldırmıştım.
Giden herkesin ardından,
Şimdi kalan tek kişi olarak, "Savaş" bendim.
Nasıl kaçardım meydandan?
Döndüm ve haykırdım,
"Korkmuyorum senden, ey ölümsüz diyarın bekçisi!"
Korkmuyordum.
Ellerimde ve gövdemde oluşan dinginlikle döndüm ve ejderhaya doğru gittim.
Alaycı bakışlarında, "ölümüne hoşgeldin" diyordu.
"Geldiğim yerin adı ölümse bile, bu senin elinden olmayacak!" dedim ona.
"Mağrursun demek, fakat bu hiç bir işe yaramayacak!" dedi cevap olarak ejderha.

Kalkanımı attım.
Kılıcımı çektim.
Karşı karşıya kaldığımızda, başını indirdi ve yere sabitledi.
Önümüzde uzanan yolu ateşe verdi.
Son bir büyü kalmıştı aklımda.
Çok bir şey yapamayacaktım belki...
Ölecektiysem bile, onu da yanıma almalıydım.
Koşmaya başladım alevlerin içinden.
Her adımda daha çok ısınıyordu kılıcım.
Tek bir hamle yapacak gücüm kaldığından,
tüm gücümle boynuna atıldım.
Büyüyü dilime doladım, kılıcımı ensesine sapladım.
Nefretim ve cesaretim büyüyle bir olup aktılar yüreğimden kılıcıma.
Kılıcımı çekip bir kez daha sapladım ejderhanın ense köküne.
Kalbi daha önce bilmediği bir duyguyu tadıyordu şimdi.
İnsan duygularım yüreğini zehirlemeye başlamıştı.
Alaycı bakışları değişiyor, yüreğini kin ve nefret bürüyordu.
Kafasını delice sallayıp, çığlıklara boğuldu.
Beni yere fırlattığında, gözlerindeki karmaşayı gördüm.
Kılıcım hala ensesinde, kurtulmaya çalışıyordu.
Düştüğüm yerden başımı kaldırdım.
Artık çığlıkları acısını anlatıyordu, meydan okumasını değil!
Boğuluyordu git gide öksürüklerin içinde.
Her öksürükte bir kez daha boğuluyordu.
Nefretimin altında ezilen yaşam sevgisi,
gün batımı ile birlikte soluyordu.

Nefrete düşüveren yüreğinden,
yükselen cesareti ile kendi kendine döndüğünde,
geriye yapacağı tek bir şey kalmıştı:
Nefret ettiği varlığını sonlandırmak.
Son bir soluk aldı ve onu içine hapsetti.
Soluğu ile birleşen alevleri ağzına kapattığında kendine döndü.
Alevler gırtlağından yükseldi ve yükseldi.
Ama o ağzını açmadı. 
Alevler bir kez daha yükseldi içinden,
o yine de ağzını açmadı.
Sonunda içten yanmaya başladı.
Soluğu tükendiğinde, büyükçe gövdesi ihtişamını kaybetmese de yere serildi.
Ağzı açıldı ve yanmış et kokusuyla birlikte dumanlar özgür kaldı. 
Kendine duyduğu nefretin ateşi ile yanmıştı tıpkı benim gibi.
Yıllar önce halkımın tattığı gibi yenilgiyi tadıyordu şimdi.


Baygınlıkla da olsa gözlerini açtı.
"Sen" diyordu gözlerinde, "sen yaptın bunu bana!"
"Evet" dedim ona, "ben yaptım."
Sonra baktım, yanıyor içi hala.
"Hayır" dedim ona, "Ben sizlerden değilim.
Nefretim ne seni ne de bir başkasını yok etmeyecek.
Sizler gibi katil değilim!"
Adını söyledim fısıltıyla, yağmuru çağırdım yanıma.
Esmeden, gürlemeden,
yalnızca küçük dokunuşlarla,
ejderhanın yanan yüreğini söndürsün istedim.
Yağmur başladı sessizce.
Hızlanınca tıp tıp, seslerini duymaya başladım kılıcıma dokunan damlalarda.
Ejderha gözlerini kapadı.
Yağmurun sakin dokunuşlarına kendini bıraktı.

Önce savaş oldum,
ölümsüz diyarın bekçisine ölümü getirdim.
Sonra yağmur oldum,
bu ateşten bekçiye merhametin yumuşaklığını tattırdım.

Ve gözlerini açan ejderha, son bir söz söyledi: 

"Ölüm" dedi, "ölmeyi bilenler içindir.
Ben ve halkım bunu asla öğrenmedik, ölmek nedir bilmeyiz!"
"Yaşam" dedim, "yaşamayı bilenler içindir.
Sen ölümü, bense yaşamı korumaya, devam edeceğiz."

0 yorum: