19 Temmuz 2011 Salı

Olur mu olmaz mı?

Hani vardı ya,
hepimizin hayalleri.
Aslında varmak istedikleri birileri veya bir yerleri.

Benim gidecek hiç bir yerim yoktu.
Şimdiyse tüm kapılar açılmış,
girmeyi reddederken,
düşündüğüm tek şey,
içimdeki hüzünlü çocuğa ihanet etmemekti.

Unutamamak yaşadıklarını,
ve belki de yaşlanmak çocukca.
Çığlıklarında umutsuzca,
çırpınan bir dalganın ardında,
eline geçecek olanların hasretiyle,
düşlerinin karasına sığınmak istemelisin.

İstemelisin ki, gece ve sen, bir araya geldiğinizde,
yalnızca anlattıkların değil,
bilmediklerinle de olun birlikte.

Esas hüznün kaynağı burası,
dedi eli işaret ederken solunu.
Kaynak içerideyse,
dışarıdan bulaşacak şeylerden hangisi daha çok zarar verebilirdi ki?


Bu hüzün mutlak.
Çatışma ise muğlak.
Çünkü elde edeceklerin ile,
edemeyeceklerinin arasında dokuyacağın mekik,
hiç bir işine yaramayacak.


Bir gün bir limana demirlemem gerektiğini söylediklerinde,
elimden geldiğince uzağa kaçma isteği ile,
arkamı döndüm, ama koşamadım.

Yol uzadı, sokak derinleşti
taşlar tepe oldu,
ve ben eski hatalarıma yeniden döndüm.


Asla olmayacağını umduğum şey,
olmamasını kesinleştirmek için yıllarımı verdiğim şey,
bir rüzgar ile elimden uçtu.

Benim değerlerimden uzakta,
bana ulaşmayan sözleriniz var.
Ama yok, bundan sonra sizin değil,
benim yöntemlerim var.
Kendime doğru dönüp,
olur mu olmaz mı bulacaklarım var. 
Kızsanız da kızmasanız da,
kendime edecek daha çok eziyetim var.

0 yorum: