22 Ağustos 2011 Pazartesi
Böyle bir insan olmak isterdim...
Hani bazı insanlar vardır. Aslında bir eliyle tuttuğu şeyi diğer elinde bambaşka bir şeye çevirir. Hani sözlerine kulak kesiliriz ağzını açtığında, diyeceğini merak ederiz heyecanla. Çünkü düşündükleri ve diyecekleri nefesimizi keser. Sonra anlamadığımız bir şeyi mutlaka bir yerde veya zamanda anladığını ümit ederek gideriz ona ve bakarız ki, gerçekten de sorduğumuz şeyi yaşamış veya anlamıştır daha biz oraya varmadan çok önce. Hani böyle dediklerini yalnızca biz değil, bütün bir dünya duysun isteriz. İçinde herkesin sahip olması gerektiğini düşündüğümüz sağ duyuya sahip olan bu kişinin sesini daha da yükseltmesini ve kitleler tarafından duyulmasını isteriz. Ne olursa olsun, diyeceklerindeki hakikat parçalarından aklımıza düşen ve bizi düşündüren bir şeyler çıkacağına eminizdir. Nedense bize güven verir böyle kişiler. Öfkesi, hüznü veya gülümsemesi, herşeyinde haklılık payı görürüz. Çünkü biliriz ki, yüreği yalnız ve yalnız adalet ve özgürlük için çarpıyordur. Onun hakikati, her birimizin kendisine ideal edinmesi gereken bir hakikattir. Neyle söylerse söylesin, dediklerinin kalbinden akıp geldiğine emin oluruz. Bir yandan da ona göre ayarlarız hayatımızı. Çünkü biliriz ki, aklıyla düşündükleri düşlerimizi gerçekleştirmek için mücadele vermenin iyi bir yoludur. Biliriz ki, yaşadığımız bu sığ ve katı gerçekliğe rağmen, o kişi hayal etmekten ve hayallerine tutunmaktan vaz geçmemiştir. Bazen de bakarız ki, ne kadar güzel veya doğru şeyler yaparsa yapsın, insanların arasına karışamaz, bizlerden olamaz. Herkesten ayrıksı, kendi bildiğini okumaktan başka çaresi olmadan, kendine ait hayatında samimiyetle yaşayıp gidiyordur. Eline aldığı her işi ciddiyetle düşünür ve yaparken, bizlere de ilham verir. Yüreğimiz yeterince genişlediğinde, bu ilhamın yalnızca bizlere kalmasını değil, başkalarına da akmasını, akıp da onları yıkamasını isteriz. Ama bir türlü olmaz. Onlarca sene de geçse, yüzlerce yazılar da yazsa, günlerce konuşsa veya başka türlü ikna yöntemleri de denese, gözleri kapanmış insanoğlunun gözlerini açmakta diğer hiç birimizden daha güçlü veya farklı olamadığını görürüz. Mühürlenmiş kalplerin mührünü açmak onun bile harcı değildir ne de olsa. İnsanlar tarafından sevilmesinin mutlak olduğunu düşündüğümüz bu kişinin, etrafının sevdiklerinden çok, onu anlayamadıklarından ona düşman olan veya ondan korkan zavallılarla dolu olduğunu görürüz. Ama yine de, biz onu tüm içtenliği ile sevenlerin aynı zamanda aklının en derin yerinden en sığ yerine kadar da anlayacağını biliriz. Fakat bir türlü olmaz, o kitlelere ulaşamaz. Herkes tarafından sevilesi veya takdir edilesi bu kişi, saçma yargılar, anlamsız yaşanmışlıklar, cahillikler veya stereotiplerle algıladığımız kişilikler nedeniyle, anlaşılmaktan uzakta, sürgün edilir uyumsuzluğa. Ağzıyla kuş da tutsa, tanınmaz, bilinmez, karışamaz herkesin, herkes gibi olmanın ortasına. Sonra bir bakarsınız, o yine de mutludur köşesinde. Uyumsuzluğunun yanı başında, kendine ait tatlı ama bir o kadar buruk gülümsemesiyle yaşayıp gidiyordur, aklının parçalarından yarattığı ve kalbine içtenlikle dokunan gerçek değerlerinden süs yaptığı tacının ışıltısında.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder