A- Ölüme aşık mısın?
B- Yalnızca ölüme değil, öldürmeye de aşığım.
A- Ama neden, nerede kaldı merhametin?
B- Merhamet, hak edene verilir.
A- Kimler hak ediyor sence merhameti?
B- Masumiyeti ve doğallığı sevmiş, onuru için yaşayan herkes hak ediyor.
A- Bunun dışındakiler peki?
B- Onların dışında kalan herkes, acımasızlığın soğuk ve karanlık yüzünü hak ediyor ki, bir nebze olsun adaletin sağlandığına inanayım bu dünyada.
A- Demek onursuzluk bu kadar katlanılmaz bir şey senin için.
B- Evet! Erdemli yaşamak için, hepinizi gebertebilirim.
A- Hepimizin ölmesini mi istiyorsun?
B- Hayır! Hepinizin gebermesini istiyorum. Arada fark var!
A- Nedir seni bu kadar sinirlendiren?
B- Varolmanız. Yaşamanız. Onursuzca... Bok çuvalı olduğunuzu unutturmak için her eyleminizi ihtişamlı göstermeye çalışmanız. Yaptığınız her yanlışı doğruymuş gibi göstermek için bir araba laf etmeniz. Yok içki güzelmiş, yok sigarayı seviyormuşsunuz, yok uyuşturucuyla insanın kafası özgür kalıyormuş. Bedeninize sokmaya çalıştığınız bunca madde ile eksikliklerinizi gidermeye çalışıyorsunuz. Aslında her biriniz kelepçelerin altında kendinizin tutsağı olduğunu kabul etmek istemiyorsunuz. Eksik olan sizlersiniz. Sizin gibi yaşamayı reddeden ben değil!
A- Ama bizlere göklerden gelen damlalardan kaçmamız öğretilmişti. Kaçamayacağımızı görünce, her birimiz üzüldük. En çok da kafamıza doldurdukları bunca bilginin hikmetinin kurbanı olduk.
B- Evet, bilginin hikmeti vardır kesinlikle. Zaten bu dünya yüzünde size dair saygı duyduğum tek şey, ürettiğiniz bilginin hikmetidir. O bilgiyle yaşamaya ve yaşlanmaya çalışanlardır. Her şeyi boş veren, ciddiye almayan, kendi değersizliklerini güzelliklere bulaştıran insanları saymam da sevmem de. Sizler bir avuç kanalizasyon faresiyseniz, neden benim size birer beyefendi, hanımefendi, veya bilginin hikmeti ile aydınlanmış ve kendini tamamlamış birer erdem topağı gibi davranmamı bekliyorsunuz ki? Her biriniz, zavallılıklarınızı gizlemek için sürekli ama sürekli birbirinizin varlığının sınırlarından bir parça daha çalıp, diğerlerini de kendinizle birlikte küçültüyorsunuz. Gidişiniz ileri değil, zavallığa ve kaybetmeye doğru.
A- Seni bizlerden farklı kılan ne?
B- İnancım! Buna bağlı olan aklım, ilkelerim, saflıklarıyla anlamaya çalıştığım samimi duygularım.
A- Bunlardan bizde yok mu?
B- Bilmem, belki olanlar vardır içinizde. Ne bileyim ben her birinizin içini? Ben de olanın bir başkasında da var olması mümkündür elbette. Bunu göremeyecek kadar aptal mıyım sanıyorsun? İnsan olmanın olanaklarını tek başıma taşımıyorum üstümde. Ama bana benzeyenlerin sayısının çok az olduğuna eminim bu dünya yüzünde.
A- Bizler gibi değilsin demek.
B- Değilim elbet. Ben bir hataya düşerken bile, hatamın bana öğreteceklerinin farkına varmaya çalışarak yaşarım. Ben kendime verdiğim sözü tutarım. Ama sizlere verdiğim sözlere, aynı sizlere duymadığım gibi saygı duymam. Bir şeyi yapmam dediğim zaman, eğer hala yapıyor ve sözümü tutmuyorsam da, kendimi bu hatanın içinde izlemek istediğim içindir. Sizlere benzediğimi ve benzememek için çabaladığımı hatırlamak içindir.
A- Her şeye hakim mi sanıyorsun kendini?
B- Hayır! Her şeye hakim olmayı kim ister ki? Ancak senin gibi zavallı biri, özgürlüğün yanında bir şekilde aşısı tutacak ve var olanın doğallığını bozacak olan bir hakimiyetten bahseder işte. Yediklerini sindiremediğin ve yediklerinin beynini bok olarak istila ettikleri ne kadar da belli; seni bok kafalı! Ben kendimi düzeltmeye çalışıyorum, sizlerin içime koyduğu bilgi tohumlarından arınmaya çalışıyorum. Sizleri unutmaya çalışıyorum. Def etmek istiyorum hepinizi zihnimden.
A- Biz gittiğimizde ne yapacaksın?
B- Gidişinizi kutlamak için, güzel bir şarkı söylerim kuşlarla. Sözleri doğanın güzelliğini anlatan, bu dünyanın masumiyetine duyduğum aşkı dillendiren bir şarkı. Issızlığımı kutlamak, yalnızlığıma sarılmak için...
A- Ama yok oluşumuz senin de yok oluşun olmayacak mı?
B- Sizin yok olduğunuzu gördüğüm sürece, kendi yok oluşuma yalnızca gülümserim.
A- Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
B- Kafka: "Anlamaya başlamanın ilk işareti ölme arzusudur" diyordu. Bu aşamayı geçeli ben, bayağı bir zaman oluyor. Kafka'nın sözüne şunu eklemek istiyorum o nedenle: "Anlatmaya başlamanın ilk işareti de öldürme arzusudur." Çünkü karşındaki senin yaşadığın aydınlanmayı yaşamıyordur. Senin bildiğin kavramları bilmiyordur ve anlamıyordur, deneyimlemekte olduğun yaşam parçasını ve bilgeliğini. Gördüğünü anlatamıyorken, kimseye yaptıklarınla veya yaşadıklarınla faydalı olamıyorken, onların yaşayıp da dünyayı daha fazla kirletmesindense, ölmesini yeğliyorsun.
A- Buna karar verecek olan sen değilsin. Ölüme karar veremezsin.
B- Ben birilerinin ölmesini değil, herkesin ölmesini istiyorum. Bu bir karar değil ayrıca, yalnızca bir istek. Bu şekilde huzur buluyorsam, bırak da bulayım. Siz içerek, siz sevişerek, siz hayatlarınızı birbirinize bitiştirerek mutlu oluyorsanız olun. Ben de ölümünüzü düşleyerek mutlu oluyorum. Bunun nesi yanlış?
A- Her zaman haklı olduğunu mu sanıyorsun?
B- Hayır. Ama her zaman haklı olmanın bir yolunu buluyorum. Çünkü düşünüyorum ve sorguluyorum. Haksızsam da kendimi değiştirecek gücü yine içimde buluyorum.
A- Ama bizleri dinlemiyorsun.
B- Aslında dinliyorum ama canım istediği zaman umursuyorum.
A- Bu ne küstahlık böyle!
B- Üzgünüm ama ben böyle biriyim. Buna küstahlık diyorsan da de bakalım. Bir yerim eksilecek değil. Çünkü kalbimdeki saf dilekleri veya düşünceleri bilmiyorsun. Bu dünyanın beni ne kadar kırdığını, sizin cahilliğiniz ve adaletsizliğiniz karşısında, ellerimde merhametimle yapayalnız kaldığımı görmüyorsunuz. Sizi sevecek gücüm vardıysa bile bir zamanlar, bu gücü doğayı sevmek ve sizden tiksinmek için kullanıyorum şimdilerde.
A- Demek sevebilirdin...
B- Sevebilirdim. Ama sevmemeliymişim. Tutsak olmalıymışım nefrete, acıya ve öfkeye. Yalnızlığım düşlerimden birer ayna. Süzülüyor yüreğimin semalarında. Ve aslında, sevdiğim ve seveceğim her şeyi iyileştirme gücünü de veriyor bana. Ama kırgınım, kendim olamadığım her ana.
A- Nefretin ardından hüzün...
B- Sen sanıyor musun, benim hislerim yok. Güçlüyüm diye, beni taştan bir kale yaptınız. Halbuki ben koza içinde saklanan bir kelebek olarak görünmüştüm kendime. Şimdiyse elime tutşturdunuz bir kalkan, istiyorsunuz ki her vuruşunuza karşılık vereyim. Sizleri sürekli ama sürekli reddedeyim. Sizler gibi olmadıkça ben, bana saygı duyuyorsunuz. Siz bile gizliden gizliye yanlış olduğunuzu biliyorsunuz. Ve sizlerle olan savaşım beni değerli kılıyor gözlerinizde. Halbuki beni size bağlayan hiç bir şey yok. Çekip gittiğimde ormanın derinliklerine, aklımdan geçmiyorsunuz. Ben sizi karşıma almadan da değerliyim. Yalnızca bunu anlamak istemiyorsunuz.
A- Madem değerlisin, bırak bizleri o zaman.
B- Zamanı geldiğinde gideceğim. Daha yapacak ve yaşayacaklarım var. Daha çok sevmelisiniz beni. Her birinizin içine işlemeliyim. Ta en derinlerinize inip, sizleri kendinizden daha iyi anlamalıyım. Ve en çok da anlatmalıyım. Sürekli ölmenizi isterken, kapatmaya çalıştığınız her şeyinizi açıp yüzlerinize vurmalıyım tek tek. Belki o zaman anlarsınız beni ve çektiklerimi. Belki ancak böyle deneyimlersiniz, benim bu yaşamdan payıma düşen acının bana verdiklerini.
A- Her şeyin altında bir iyi niyet...
B- Ne bekliyordun? Pisliklerinizi anlamlandıramadığım için bir faşist, adlandıramadığım için de bir yobaz gibi sizlere küfrederek sizi dışlayacağımı mı? Her birinizde neyin eksik olduğunu gördüğüm ve anladığım için, yaşama gereken kıymeti vermeyenlerinizin bir şeyleri fark etmesi için çabalıyorum. Bu nedenle ölümle taçlandırıyorum ya düşüncelerimi. Dediklerim ve diyeceklerim, cehaletten kalbi kararmış onca saçma insanın varlığını toz duman etmek için vardır.
A- Ölümü hak etmek için bir şeyler yapmak gerekir.
B- Siz yaşamı hak etmek için bir şey yapmadığınızdan ölümü hak ediyorsunuz ya benim gözlerimde!
A- Demek seni seveceğiz gitmeden.
B- Evet, nasıl dedikleriniz, yaptıklarınız ve yaşattıklarınız sayesinde acıyla tanıştıysam; ben de sizi önce sevmekle, değer vermekle tanıştıracağım. Gittiğimdeyse, bir ateş gibi düşecek bu kaybediş yüreğinize. Esirgeyeceğim varlığımı sizlerden. Yollara düşeceğim belki. Ya da saklanacağım bir küçük köşede. En çok da üzüldüğünüz için sevineceğim; giderken. Çünkü masumiyeti kaybetmenin, hayatına tecavüz edilmenin, bakışlarla yargılanmanın her türlü acısını yaşadığım bu kısa hayatımda, sizlere anlatabileceğim en önemli ders, çekilen acının en ama en kıymetli şey olduğudur bu yaşamda.
Yazarken Playlist~
Mors Principium Est - The Unborn
Mors Principium Est - Fragile Flesh
Araxas - Im Schatten Meiner Selbst
Araxas - Path of Illusions
Araxas - A New Morning
0 yorum:
Yorum Gönder