B- Bu dünya bana hiç iyi gelmiyor. sanki alerjim var bu dünyaya. Ne zaman dışa açılsam, bir şey oluyor.
A- Ama, hani korkmayacaktın artık.
B- Korkmuyorum ama bir şeyler var canımı sıkan.
A- Nedir? Belki bir fark yaratırım bu sefer, anlat!
B- Sen zaten fark yaratıyorsun hayatımda. Bir dost oldun sanki, zaman zaman akrşı çıktığım, zaman zamansa sırf dinleyeceğini bildiğim için koşarak geldiğim. Bir başka harfsin yalnızca. Tıpkı benim gibi. Benim kadar gerçeksin ve benim kadar hayalsin.
A- Farklı gördüm bugün seni.
B- Farklı hissediyorum kendimi. Belki diyorum bugün, dünlerden, boşa veya doluya geçmiş dünlerimin birinden farklıdır. Bu sefer başarır mıyım sence?
A- Ne yapmak istediğine bağlı.
B- Sanat yapmak istiyorum bugün. Fakat öyle sıradan bir şeyler değil. Doyurmak istiyorum içimdeki aç kalmış tutsağı.
A- Nedir farkın senin diğerlerinden? Sen kendini doyurabileceğine neden inanıyorsun?
B- Ama bunu yapmak istiyorum. Az önce dememiş miydin, ne yapmak istediğime bağlı olduğunu. Al işte, diyorum. Sanat yapmak istiyorum. Ruhumu sanatın içinde kaybetmek istiyorum. Bir daha kendime gelememek. Unutmak herşeyi. Bana yaptıklarınızı ve sizlere yaptıklarımı. İyi veya kötü herşeyimi. Unutmayı diliyorum bu geceden. Lütfen, ey gece! Al bütün anılarımı...
A- Bu sen misin gerçekten? Nerede kaldı cesaret dolu koca yüreğin?
B- O yürek elimde tüm parçalarıyla... Bir başka güne daha bakmak istemiyor gözleriyle. Cesareti veya korkuyu düşünmek değil, karanlığı görmek ve göstermek istiyor. Karanlığı ve sakinliği istiyor. Soğuk, ıssız bir köşede unutmak ve unutulmak istiyor. O yürek, ardımda uzanan toprak yolun sonunda, büyümüş de büyümüş, boyu beş arşını geçmiş ceviz ağacının üzerinde yıldızlarla konuşuyor. Ve duyduğu tek şey kendi sesi. Sesi, benim sesim semaya çarpıyor ve yankılanıyor. Sesim bana geri dönüyor anlamıyor musun, sen bile yoksun. Sen bile, ben böyle olduğunu düşlediğim için duyuyorsun.
A- Konuştuğun benim, görmüyor musun? Bu benim. Senin ötekin!
B- Bir aynadaki yansıma veya az öteme düşen bir gölge. Ne olduğunun önemi var mı senin? Sen ben olmayansın! Aynı zamanda da beni anlamayansın.
A- Neden böyle düşünüyorsun ki? Seni anlamasam, bunca zaman burada, karşında, hem de her dilediğinde gerçekten var olacak cesareti bulabilir miydim içimde? Sanmıyorum... Kırıyorsun beni. Ve unutma, ben yoksam eğer, sen de yoksun.
B- Kalbim karadır bugün, dostum. Başka renk bilmez dilim. Bir renk duydum bu gecede, adı siyahtı. Adına siyah dedi. Döndüm, siyah dedim. Ama gece yüzüme gülümsemedi. Siyahıma karşılık, siyahını göstermedi. Bu gece akmadı içime siyahın derinliği. Sarmadı gece karanlık kollarıyla bedenimi. Alacakaranlıkta kaldım, üşüyorum.
A- Yılmanı gerektirecek veya üzülmene sebep olacak bir şey yok. Görmüyor musun? Korkmayacaktın, üzülmeyecektin. Artık yoktu bu duygular senin için. Daha bugün dememiş miydin, hani o kırmızı-siyah böğürtlenlerin yanından geçerken, en mutlusu sen olacaktın. Bu dünyaya gelmiş ve gelebilecek olan herkesin içinde, hiç bir şey başaramamış bile olsan, sen, evet sen, hepimizden daha mutlu olacaktın.
B- Bu mutsuzluk değil. Acıyı seviyorum. Acımı seviyorum. Bana verdiğiniz ve vereceğiniz her türlü zarar, bana iyilik olarak dönüyor. Mutsuzluk değil bu diyorum sana. Acı bu. Kırgınlık bu. Hepsi geçtiğinde, yine en güçlü ve en mutlu ben olacağım. Yorulduğum bir an bu. O yüzden kalbim, hüzünde nefes alıyor.
A- Yine de seni üzgün görmeye alışık değilim. Yüzünü döktün, saçlarının ardında kayboldu hüzünlü yüzün. Bu başka bir şey bence. Söyle kim yaptı bunu sana?
B- Adını bilmiyorum ki. Biri bile değildi belki. Bir şey gibi. Bilmiyorum. Hatırlamak istemiyorum. Taşlı patikada karşılaştık. Sonra bir baktım, üstü başı yırtık, ona en sevdiğim hırkamı verdim. Döndü gitti biliyor musun? Hırkayı aldı ve gitti. Tek kelime etmeden. Sonra hırkayı da az ileride coşkuyla çağlayan dereye attı. Ve üstündeki yırtık pırtık elbiseleriyle yoluna devam etti. Evet, bunu yaptı. Sıcak bir tebessüm ve teşekkür beklerken ben, ardında şaşkınlıkla kalakaldım. Ne yapacağımı bilemedim o an. Hala da bilmiyorum. Söyle, nerede öğrenilir böylesi şeylere nasıl karşılık verileceği?
A- Bunu öğrenmezsin. Öğretmezler. Ancak kendin düşünüp de bulursun.
B- Peki, sen olsan ne yapardın?
A- Herhalde senin gibi şaşırır kalırdım.
B- Gördün mü bak? Demek senin de cevabın benimkinden farklı değilmiş.
A- Olduğunu söylemiyorum ki zaten. Senin bu durumu aşmana yardım etmeye çalışıyorum. Yapabileceğim daha fazla bir şey de yok zaten.
B- Peki, sen bana neden yardım etmek istiyorsun ki? Ne geçecek eline?
A- Bir şey elde etmeye çalışmıyorum. Bir aynadan veya bir gölgeden ibaret değilim. Ben senim. Sen bensin. Biz birbirimizle varız.
B- Yine de anlamıyorum. Kendimle başbaşa kaldığım her dakikada karşıma çıkıyorsun. Beni zaman zaman iyiye, zaman zaman da kötüye yönlendiriyorsun. Ya da senin amacın hep aynı da, ben bunları kendi açımdan iyi veya kötü diye nitelendiriyorum. Evet, bu mümkün. Ama yine de, senin gizli bir amacın varmış gibi geliyor. Yanında bazen çok rahat hissediyorum, bazen de inanılmaz bir rahatsızlık duyumsuyorum. Sanki gırtlağına yapışsam, haklı olacakmışım gibi.
A- Belki hatırlamak istemediklerini hatırlattığım anlar nedeniyle böyle hissediyorsundur bana karşı. Hem baksana, hiç tanımadığın adama en sevdiğin hırkanı verecek kadar cömertsin, ama bana daha adını bile söylemedin. Satırlarını paylaştın benimle. İçini döktün. Cümleler veya kelimeler, hepsi tek bir şeye işaret etti. Derinlerinde saklanan o zavallı adama. Zavallı olmadığı zamanlarda bile, zavallı olmaktan korkan ve bununla mücadele etmek için kendini sıkan o adama. Belki güçlüsün. Ve evet, güçlüsün gerçekten de. Ve yine de, bütün bunların yetmeyeceğini gördüğün için korkuyorsun.
B- Hayır korkmuyorum. Artık korkmadığımı söyledim ya sana. Neyden korkacakmışım? Bu dünyada kaybedecek bir şeyim kalmadı ki...
A- Hayır, hala var.
B- Bence o kadar emin konuşma! Mülksüzüm ben be adam! Bu kelimenin ne demek olduğunu bilmiyor musun?
A- En büyük varlığın hala ellerinde.
B- Kaybedecek neyim kalmış, gerçekten çok merak ettim!
A- Aklın!
B- Ahh... Adam sen de...
A- Ama meraklanma! Onu da peynir ekmekle yeriz, olur biter.
B- Yersin sen. Yersin yersin. Ben artık aklımın kalmadığını düşünüyordum aslında. Ama geldiğimden beri olup biten buymuş demek ki. Sen benim aklımı ekmek arasına konmuş bir öğle yemeği yapmak niyetindeymişsin.
A- Bir ekmeğin içine sığacak mı o akıl? Sınırları nereye kadar uzanıyor aklının?
B- Kalemimden düşenlerin gidebilecekleri her yere...
A- Kaleminden düşenin adı ne?
B- Aklım! Aklım dökülüyor kalemimden. Görmüyor musun? Dayanamıyorum yaşamaya, neden beni rahat bırakmıyorsun? Sen istediğin yerde, istediğin kişinin karşısında veya yanında olmaya devam et. Ama beni rahat bırak... Yaşamayı değil, yazmayı seviyorum.
A- Ben yaşam değilim, yazıyım.
B- Yazdığım ve yazabileceğim her şeysin. Doktorum tarafından ısmarlanmış, yaşamımsın benim.
Yazarken Playlist~
Vanguard-Wurmtod
1 yorum:
Sen kendini ararken başkaları kendini buluyor peşine düştüklerinden...
Yorum Gönder