29 Aralık 2011 Perşembe

Yeni Yıl Geliyorsa...

Arkadaşlar, kardeşler, okuyucular ve okumaya heves edip de bir türlü beni okumaya fırsat bulamayanlar,

Hepiniz benden bir yılbaşı yazısı bekliyordunuz sanırım. Ne zaman bu blogu kapatmaya kalksam içinizden biri kalkıp; ama dediklerin içimize işliyor, kulağımıza küpe oluyor, seninle okuyup birlikte düşünüyoruz, burayı kapatırsan biz kimi okuyacağız, diyor. Her seferinde 'kıyamayıp' vaz geçiyorum burayı kapatmaktan. Ve her seferinde daha bir azimle dönüyorum yazmak için.

Blogla olan geçmişim çok ilginçtir. Hep yazardım; hayatım boyunca, diğer bir deyişle kendimi bildim bileli yazdım. Yazı kaçamadığım bir eylem oldu benim için. Nedendir bilmiyorum, yazmak beni ölüme de yaklaştırdı, ölümden de kurtardı. Yazmak bana çok şey verdi. Bu blogu yazmaksa bana yeni bir üslup kattı. Birilerine gerçekten 'hitap ederken' buldum kendimi. Okunmadığımı sanırken, birisi çıkıp güzel bir yorum yazarak varlığını hissettirdi. Ya da beni daha yakından tanımak için gerçek hayatta iletişime geçti. Böylesi bir ilgi beklemiyordum; itiraf etmeliyim.


Bir arkadaşımın, 'Güzel yazıyorsun, sen de bir blog açsana' demesi üzerine başladığım bu macera beşinci senesini bitirip altıncı senesine girerken, beni okuduğunuz, güzel sözlerinizi esirgemediğiniz, en karamsar veya en mutlu anımı paylaştığınız için her birinize tek tek teşekkür etmek istiyorum. Benim gibi, bütün insanlıkla hesaplaşma içinde olan birinin tahmin edersiniz ki, o kızdığı insanlık tarafından destek aldığını görmesi şaşırtıcı bir şey. Özellikle bu kadar nefret doluyken, nefretimi, hüznümü, sevincimi veya acımı paylaşabileceğim 'tanımadıklarımın' olacağını bilemezdim.

Öyle pek göz önünde olmayı sevmeyen biriyimdir. O nedenle gerçek ismimle yazmaktan kaçınıyorum. Kendimi ifşa etmekten, hayatımın 'gerçek' ayrıntılarını paylaşmaktan sakınıyorum. Çünkü gerçekliklerin, gündelik hayatın ve ayrıntılarının, düşünsel olguları boğabileceğini ve esas görülmesi gerekenlerin anlaşılmaktan uzakta kalmasına neden olabileceğini düşünüyorum. O nedenle, kendimi açığa çıkarırken, suretimi ve ismimi özellikle gizliyorum. Ama bu bana farklı bir gizem kattığından yaptığım bir şey değildir kesinlikle. Kendimden ziyade düşüncelerime ve düşünebileceklerime, insan olmaklığımın aşamalarına değer verdiğim için 'isimsizce' yazmaktayım. Bu böyle biline...

Kiminiz okurken gülümsüyor, kiminiz sinirle doluyordur belki. Bilmem neler hissediyorsunuz? Yeni yılda kendiniz ve dünya için neler istiyorsunuz? Belki şans, belki para, belki aşk istiyorsunuz. Ama ben kendi adıma daha çok kitap okumak ve daha çok kaşlarımı çatmak istiyorum. Çünkü bütün bir insanlığa yardım etmemin yolu okumaktan, yazmaktan ve düşünmekten geçiyor benim için.

Gerçek hayatta çok kolay biri olduğumu iddia edemem. Hatta gördüğüm yanlışlıkları insanların yüzüne çarpmayı sevdiğim için, çok arkadaşım olduğunu bile söyleyemem. Açıkçası beni anlamayan bir sürü insanla çevrili olmaktansa, beni olduğum gibi görüp seven ve yargılamayan bir sürü hayvanla etrafımın çevrili olmasından çok daha mutlu olurum. Bunu da insanların yüzüne söylediğim için sanırım, isteyerek veya istemeyerek, bu asil olduğuna inandığım dürüstlüğümle çok kalp kırmışımdır. Yapacak pek bir şey yok, insan kendi kişiliğine karşı çıkamıyor. Kendime isyan etmeyi başarsam bile, doğrunun tarafında olup yanlışları haykırmaktan asla kaçamıyorum. Ne yapayım, ben böyleyim...


Adaleti sağlamaktır her zaman dileğim. Hani 'hayattaki amacın nedir senin?' diye sorsanız bana, her saniye ama her saniye adaleti ve eşitliği sağlamak ve insanı kendi doğasıyla uyumlu hale getirmek olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle, onlarca yıl önce tanıştığım Anarşizm benim için gerçek bir düşünsel yuva olmuştur. Hani edebiyatıma bir isim vermek gerekirse, Anarşist bir edebiyat denmesini isterim. Sözünü sakınmayan, düşlerini unutmayan, insan olmanın getirdiklerinden haz kadar acı duyan bir edebiyat olmasını isterim yazdıklarımın. Çünkü ben böyle bir insanım. Yazacaklarım da benim gibi olacaktır. Tıpkı sizin, ancak kendi aklınızca yaşamanız gibi, bende ancak kendi aklımca konuşabilirim. Değil mi ama? Siz kimseniz o'sunuzdur, bundan dolayı sizi yargılamak mümkün müdür?

Bu soru yıllarca kafamı karıştırmıştır. Acaba birisi salak olduğu için salaklıkla suçlanabilir mi? Ama zaten salaktır, zavallıdır, onu kendi olmakla suçlamak anlamsız olmayacak mıdır? Bu sorunun cevabını hiç bir zaman bulamadım. Ama bulmayı çok isterim. Birini yargılamadan anlamanın yolu, benim düşündüğüm gibi yalnızca Anarşizmle mi mümkündür? Yoksa Anarşizm de diğer bir çok insan bilgisi gibi yargılara ve yargılamaya mı gebedir? Hem de, tam da bu yargılamalara karşı çıkmak için doğmuş olmasına rağmen?


Kafam her zamanki gibi milyonlarca soru ile dolu. Her zamanki gibi dolu dolu okuyup düşünüyorum. Ve bu dünyada 'anlamanın, bilmenin' sonunun bir türlü gelmeyeceğini görüyorum, her elime aldığım yeni kitapta. Ve bazen lanet ediyorum, aklımın sınırlarına, insan olmanın sınırlarına. Ama yapacak bir şey yok. Varlık bize meydan okumuş, biz dünyaya gelirken ancak bu sınırlar içinden anlayacakların ve yapacakların üzerinden seni kabul edecek olan bir doğa ananın karşındayız... O ki, seni yalnızca 'sen' olduğun için sevecek olan doğa ana... Seni muhteşem kainatın muhteşem bir parçası olarak kucaklayacak olan doğa ana... Seni 'sen' olduğundan, insan olduğundan ve sınırlarını keşfetmenin acısıyla acizliklerinin üzerinde yükselmekten utanırken kucaklayacak olan doğa ana...

Yeni bir yıl geliyorsa usulca, sözler verelim hep birlikte doğa anaya...

Ve son olarak yeni senede gök yüzünün yedi rengini yüzümde ve yazılarımda birleştirmem için bana ilham veren doğa anaya şu sözleri vererek yeni bir seneye başlamak istiyorum izninizle:

1) Yeni senede daha çok okuyacağım.
2) Yeni senede daha 'iyi ve doğru ve hatta dosdoğru' bir Anarşist olacağım.
3) Yeni senede hayvan hakları için daha çok mücadele edeceğim.
4) Yeni senede doğayı daha çok seveceğim ve anlamaya çalışacağım.
5) Yeni senede yarım bıraktığım hikayeleri ve romanımı bitireceğim.
6) Yeni senede daha cesur ve açık sözlü olacağım.
7) Yeni senede her zamanki gibi bildiğimden asla şaşmayacağım.
8) Yeni senede daha çok metal müzik yazısı/metal müzik albümü yorumu yazacağım.
9) Yeni senede yaptığım besteleri burada sizlerle paylaşacağım.
10) Yeni senede daha çok sanat yazısı yazacağım.
11) Yeni senede daha çok soru soracağım.
12) Yeni senede de kalemim, her zamanki gibi ezilenler, haksızlığa uğramışlar ve sesini yükseltemeyenlerin yanında olacak.
13) Yeni senede sizler ve kendim için bu dünyayı daha güzel bir yer yapacağım...

22 Aralık 2011 Perşembe

Dönerken dünya...

Büyük bir insan olmak ne demek bilir misiniz? Hani yüreği büyüyerek koca bir evreni kucaklayan, gördüğü her şeyi içine nakşedip, bildiği tüm güzelliklerde kalbi atan gerçek bir insan olmak ne demek? Peki, sonsuzluktan kana kana içip yazdıklarında sonsuz ufku tanımlamak için sürekli çabalayan bir insan olmak? Düşlerinde, düşmanlarını ve dostlarını bir araya getirip el ele tutuşturan ve en sonunda da herkesle hayallerinin güzelliğini paylaşmayı dileyecek kadar ince bir insan olmak ne demek, hiç düşündünüz mü?

Bunu yapmak nasıl mümkün olur peki? Tabii ki, isyan edip de kendin olarak. Yalnızca kendin olarak... Bir başkasına, bir başkasının umutsuzluklarına asla inanmayarak. Gücüne güç katarak. Korkmayarak ve hep risk alarak... Ancak bunu herkes yapamaz. Ve belki de yapması gerekmez. Bu dünya başkalarının zayıflıkları üzerinden beslenen bir sürü yamyam ile doluyken, kimse dünyanın gerçekten güçlü ve büyük insanlardan oluşmasını dilemez. Çünkü bu dünya bize bir başkası ince davrandığında onu kırmayı, bir güzellik karşısında şımarmayı, insanlarla oyuncak gibi oynamayı öğretmiştir. Bu pis dünya, bu iğrenç toplum, mesela erkeklere, kadınları ezmeyi öğretmiştir; sevmeyi değil. Düşünsenize, erkekler bu dünyadan 'kadın ezmeyi' bir meslek olarak öğrenmişse, hangi birinin sürüden ayrılıp da farklı davranmasını bekleyebilirsiniz ki?

Eğer ki, yeterince güçlü olursan, yalnızca güçlü olursan tüm sıradanlıklarla savaşacak gücün olur. Evet, budur benim düsturum. Hayatımın hiçbir saniyesinde bu siyasanın dışına çıkmadım, çıkamadım. Çıkamazdım. Güçsüzü oynamak için çok fazla gururluyum. Ve bunca gururun içimde var olmasının gerçek bir sebebi var. O da dünyada korkacak bir şey bulamayacak kadar yüreğimi büyütmeyi başarmış olmam. Aldığım nefesin kudretine şükrettiğim şu anda, fark ettim ki, her hangi birinin vereceği bir zarar bende eksiklik olarak durmayacak artık. Duramayacak, şükürler olsun ki... İşte budur beni güçlü ve kararlı bir insan yapan şeyin ta kendisi.


Eğer kötülükler, saçmalıklar ve dünyanın diğer çirkinlikleri, beni eksiltmeyi başaramıyorsa, bu kötünün güdük ve aptal olmasındandır. Hep söylerdim, şimdi de söylüyorum. Yanlış, kötü, kırıcı ve saçma olan herşey, ahmaklık, güdüklük, aptallık veya korkaklıktan doğar. Bu nedenle insanlar gözümden küçücük görünüyorlar. Ben büyüklendiğimden değil, onlar zaten küçük olduğundan. Yazık... Anlaşılmayı bekleyerek yazan diğer yazarlardan farksızım aslında. Ama asla anlaşılamayacağını kabul edecek ve bunun için de kalbi kırılmayacak tek yazar benim sanırım.


Dünya her gün ki gibi bugün de dönüyor. Ve sizler rahat koltuğunuza oturmuş, şehirli dertlerinizle dünyaya bakarken, arka sokaklar çığlıklara gebe. Karanlıklar gizlerken kalplerin çirkinliğini, dünyanın diğer tarafında yine de güneş doğuyor, sanki çirkin yüzlerimizi bir kez daha görmek ister gibi. Ve bizler, kim olduğumuzu unutarak, dün yaptığımız yanlışlar karşısında kendimizi yine haklı çıkararak, kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. İşte budur gerçeğimiz, bu nedenle insan olmaktan utanıyorum. İşlemediğim cinayetlerin, yapmadığım yanlışların acısını çekiyorum. Ve vicdanım asla rahat durmuyor. Hepiniz boşvermişliklerinizle bu dünyanın kıyamete dönmesine izin verirken, ne kadar güçlü veya büyük hissedersem hissedeyim kendimi, onurum, bu gün ve gece de bir kez daha insan olduğumu ve diğerleri kadar yanlış yapabileceğimi farketmenin çıplak gerçekçiliğinde kırılıyor.



Yazarken Playlist
Dulcamara - Madre~
Dulcamara - Crisalida~

15 Aralık 2011 Perşembe

Kelimeler ve Cümleler

Kalemimin ucunu açtım,
Elimdeki bohçayla yola çıktım.
Bir ağacın kenarında,
Bohçamın içine baktım.

Bir dedim, iki dedim,
Kelimeler döküldü bohçamdan...
Aktı gitti toprağın yarıklarından.
Baktım ki, bohça boş;
Teselli olsun diye kendiliğimden,
Sıkma canını dedim:
Azık mı yok sana cümlelerden?