<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635</id><updated>2012-01-27T13:24:55.867+02:00</updated><category term='düşünmek'/><category term='Eleştiri'/><category term='Düş'/><category term='Krallık'/><category term='Sinirlenmek'/><category term='Dehliz'/><category term='Destan'/><category term='Kedi'/><category term='umursamazlık'/><category term='Ölüm'/><category term='yüzeysellik'/><category term='İnsanlık'/><category term='&quot;'/><category term='Kadın'/><category term='Thomas Bernhard'/><category term='salak'/><category term='Savaş'/><category term='Huysuz Nine'/><category term='Memnuniyetsizlik'/><category term='Nefret'/><category term='Doğa'/><category term='Nefter'/><category term='Edebiyat'/><category term='Beton'/><category term='İnsanlar'/><category term='Merhamet'/><category term='Roman'/><category term='Erkek'/><category term='Yargılamak'/><category term='Kış Perisi'/><category term='Buçukluk'/><category term='Sistem'/><category term='Fantastik'/><category term='Louhi'/><category term='Masal'/><category term='Tutku'/><category term='Duygular'/><category term='Aşk'/><category term='Kule'/><category term='sıradan'/><title type='text'>Bir Zihin Defteri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>201</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-399502289872116336</id><published>2012-01-25T01:37:00.001+02:00</published><updated>2012-01-25T01:40:08.999+02:00</updated><title type='text'>İğrenç erkek milleti!!!!</title><content type='html'>Anlamıyorum, anlayamıyorum bu erkekleri. Sizin duygularınız yok mu? Bir de hissediyormuş gibi davranıyorsunuz ya ona gülüyorum. Bakışlarınızla 'bak kadın senden hoşlandım, başkasından değil ha!' diyorsunuz. Penisinizin o kadını seçmiş olması, kadınları zerre ilgilendirmiyor. Haberiniz olsun! Çünkü biz beynimizle düşünüyor ve kalbimizle fazla fazla hissediyoruz. Bir de utanmadan aile kurmayı falan istiyorsunuz. sizin kendinizi anlayacak haliniz mi var da kalkmış bizlerle aile kuruup daha büyük sorumluluk almak istiyorsunuz. Siz erkekler kendinizi ne sanıyorsunuz? Peki bizi ne zannediyorsunuz? Sizin her isteğinizin peşinden koşacak hizmetçiler miyiz biz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Getirmiyoruz isteklerinizi yerine falan! Sizin kadınınız falan da olmuyoruz. Ayrıca biz kadın değil, dişiyiz. Sizin toplumsal kimliklerle stereotipleştirmeye çalıştığınız benliklerimiz, toplumun gördüğü anlamda bir 'kadın' olmaktan çok çok ötede. biz insan olarak varız. Ve insan olarak var olabiliriz. Ama siz sadece erkeksiniz. Ve hatta insan bile değilsiniz. Olamazsınız da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğiniz kadar özenli ve iyi niyetli görünün. nihayetinde her biriniz duygularınızı tek bir şeye odaklarsınız: sex! Başka neyiniz var ki elinizde? Sizi bok kafalılar. Siz sevgi, aşk falan bilmezsiniz. Hiç biliyormuş gibi davranmayın kendi kendinize. Bazınız şiir okuyarak gelir ama hayatını idame ettiremeeycek bir serseridir. Bazınız da elinde imkanlarla gelir ama onlardan arındığında çırılçıplak kalır, zavallı ve işlemekten başka bir şey bilmeyen duygusuz bir makinedir. Yok mu bunun ortası? İkisi bir arada gelmiyor mu? Hem becerikli hem başarılı hem duygusal hem mantıklı olanınız yok mu? yoktur eminim ki! Yakışıklılıktan bahsetmiyorum bile. Çünkü bütün erkek milleti çirkindir. Güzel olanlarsa bu dünyadan zaten çoktan göç etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim artık. Şu yaşıma geldim, erkeklerden bir bok olmayacağını hep biliyordum ama ön yargılı olmayım diye en azından insanlık namına bir şans veriyordum. Ama artık şans falan yok. Çünkü  hakikate dönüşmüş  bir bilgi tekrar sınanacak bir yöne sahip değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, sorun biz kadınların merhametinde. her seferinde haksızlık etmiş olmamak adına insanlık edip bir şans veriyoruz ya. sonuç hep aynı. mutsuz kadın yoktur. yalnız kalamayan kadın vardır. evet budur. daha diyeceğim tonla şey var ama açıkçası, ne dersem deyim konu hep gelip çatacak, erkek ırkının boktanlığına. çok da irdelemeye gerek yok bu duygusuz seks makinalarının ne kadar aptal hayvanlar olduklarını. o yüzden son bir iddia ile yazıya son vermek en iyisi; &lt;br /&gt;İddia ediyorum; eğer insanlığa orospuluğu birisi bulaştırdıysa, o kişi kesinlikle erkektir. İlk orospu kesin surette bir erkektir. Kadınları mutsuz edenlerde bu orospu ruhlarından dolayı bütün bir erkek milletidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-399502289872116336?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/399502289872116336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=399502289872116336&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/399502289872116336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/399502289872116336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2012/01/igrenc-erkek-milleti.html' title='İğrenç erkek milleti!!!!'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2828812594194879768</id><published>2011-12-29T18:44:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T18:44:42.908+02:00</updated><title type='text'>Yeni Yıl Geliyorsa...</title><content type='html'>Arkadaşlar, kardeşler, okuyucular ve okumaya heves edip de bir türlü beni okumaya fırsat bulamayanlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepiniz benden bir yılbaşı yazısı bekliyordunuz sanırım. Ne zaman bu blogu kapatmaya kalksam içinizden biri kalkıp; ama dediklerin içimize işliyor, kulağımıza küpe oluyor, seninle okuyup birlikte düşünüyoruz, burayı kapatırsan biz kimi okuyacağız, diyor. Her seferinde 'kıyamayıp' vaz geçiyorum burayı kapatmaktan. Ve her seferinde daha bir azimle dönüyorum yazmak için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogla olan geçmişim çok ilginçtir. Hep yazardım; hayatım boyunca, diğer bir deyişle kendimi bildim bileli yazdım. Yazı kaçamadığım bir eylem oldu benim için. Nedendir bilmiyorum, yazmak beni ölüme de yaklaştırdı, ölümden de kurtardı. Yazmak bana çok şey verdi. Bu blogu yazmaksa bana yeni bir üslup kattı. Birilerine gerçekten 'hitap ederken' buldum kendimi. Okunmadığımı sanırken, birisi çıkıp güzel bir yorum yazarak varlığını hissettirdi. Ya da beni daha yakından tanımak için gerçek hayatta iletişime geçti. Böylesi bir ilgi beklemiyordum; itiraf etmeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkadaşımın, 'Güzel yazıyorsun, sen de bir blog açsana' demesi üzerine başladığım bu macera beşinci senesini bitirip altıncı senesine girerken, beni okuduğunuz, güzel sözlerinizi esirgemediğiniz, en karamsar veya en mutlu anımı paylaştığınız için her birinize tek tek teşekkür etmek istiyorum. Benim gibi, bütün insanlıkla hesaplaşma içinde olan birinin tahmin edersiniz ki, o kızdığı insanlık tarafından destek aldığını görmesi şaşırtıcı bir şey. Özellikle bu kadar nefret doluyken, nefretimi, hüznümü, sevincimi veya acımı paylaşabileceğim 'tanımadıklarımın' olacağını bilemezdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle pek göz önünde olmayı sevmeyen biriyimdir. O nedenle gerçek ismimle yazmaktan kaçınıyorum. Kendimi ifşa etmekten, hayatımın 'gerçek' ayrıntılarını paylaşmaktan sakınıyorum. Çünkü gerçekliklerin, gündelik hayatın ve ayrıntılarının, düşünsel olguları boğabileceğini ve esas görülmesi gerekenlerin anlaşılmaktan uzakta kalmasına neden olabileceğini düşünüyorum. O nedenle, kendimi açığa çıkarırken, suretimi ve ismimi özellikle gizliyorum. Ama bu bana farklı bir gizem kattığından yaptığım bir şey değildir kesinlikle. Kendimden ziyade düşüncelerime ve düşünebileceklerime, insan olmaklığımın aşamalarına değer verdiğim için 'isimsizce' yazmaktayım. Bu böyle biline... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiminiz okurken gülümsüyor, kiminiz sinirle doluyordur belki. Bilmem neler hissediyorsunuz? Yeni yılda kendiniz ve dünya için neler istiyorsunuz? Belki şans, belki para, belki aşk istiyorsunuz. Ama ben kendi adıma daha çok kitap okumak ve daha çok kaşlarımı çatmak istiyorum. Çünkü bütün bir insanlığa yardım etmemin yolu okumaktan, yazmaktan ve düşünmekten geçiyor benim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek hayatta çok kolay biri olduğumu iddia edemem. Hatta gördüğüm yanlışlıkları insanların yüzüne çarpmayı sevdiğim için, çok arkadaşım olduğunu bile söyleyemem. Açıkçası beni anlamayan bir sürü insanla çevrili olmaktansa, beni olduğum gibi görüp seven ve yargılamayan bir sürü hayvanla etrafımın çevrili olmasından çok daha mutlu olurum. Bunu da insanların yüzüne söylediğim için sanırım, isteyerek veya istemeyerek, bu asil olduğuna inandığım dürüstlüğümle çok kalp kırmışımdır. Yapacak pek bir şey yok, insan kendi kişiliğine karşı çıkamıyor. Kendime isyan etmeyi başarsam bile, doğrunun tarafında olup yanlışları haykırmaktan asla kaçamıyorum. Ne yapayım, ben böyleyim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaleti sağlamaktır her zaman dileğim. Hani 'hayattaki amacın nedir senin?' diye sorsanız bana, her saniye ama her saniye adaleti ve eşitliği sağlamak ve insanı kendi doğasıyla uyumlu hale getirmek olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle, onlarca yıl önce tanıştığım Anarşizm benim için gerçek bir düşünsel yuva olmuştur. Hani edebiyatıma bir isim vermek gerekirse, Anarşist bir edebiyat denmesini isterim. Sözünü sakınmayan, düşlerini unutmayan, insan olmanın getirdiklerinden haz kadar acı duyan bir edebiyat olmasını isterim yazdıklarımın. Çünkü ben böyle bir insanım. Yazacaklarım da benim gibi olacaktır. Tıpkı sizin, ancak kendi aklınızca yaşamanız gibi, bende ancak kendi aklımca konuşabilirim. Değil mi ama? Siz kimseniz o'sunuzdur, bundan dolayı sizi yargılamak mümkün müdür? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soru yıllarca kafamı karıştırmıştır. Acaba birisi salak olduğu için salaklıkla suçlanabilir mi? Ama zaten salaktır, zavallıdır, onu kendi olmakla suçlamak anlamsız olmayacak mıdır? Bu sorunun cevabını hiç bir zaman bulamadım. Ama bulmayı çok isterim. Birini yargılamadan anlamanın yolu, benim düşündüğüm gibi yalnızca Anarşizmle mi mümkündür? Yoksa Anarşizm de diğer bir çok insan bilgisi gibi yargılara ve yargılamaya mı gebedir? Hem de, tam da bu yargılamalara karşı çıkmak için doğmuş olmasına rağmen? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam her zamanki gibi milyonlarca soru ile dolu. Her zamanki gibi dolu dolu okuyup düşünüyorum. Ve bu dünyada 'anlamanın, bilmenin' sonunun bir türlü gelmeyeceğini görüyorum, her elime aldığım yeni kitapta. Ve bazen lanet ediyorum, aklımın sınırlarına, insan olmanın sınırlarına. Ama yapacak bir şey yok. Varlık bize meydan okumuş, biz dünyaya gelirken ancak bu sınırlar içinden anlayacakların ve yapacakların üzerinden seni kabul edecek olan bir doğa ananın karşındayız... O ki, seni yalnızca 'sen' olduğun için sevecek olan doğa ana... Seni muhteşem kainatın muhteşem bir parçası olarak kucaklayacak olan doğa ana... Seni 'sen' olduğundan, insan olduğundan ve sınırlarını keşfetmenin acısıyla acizliklerinin üzerinde yükselmekten utanırken kucaklayacak olan doğa ana...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir yıl geliyorsa usulca, sözler verelim hep birlikte doğa anaya... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak yeni senede gök yüzünün yedi rengini yüzümde ve yazılarımda birleştirmem için bana ilham veren doğa anaya şu sözleri vererek yeni bir seneye başlamak istiyorum izninizle: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Yeni senede daha çok okuyacağım. &lt;br /&gt;2) Yeni senede daha 'iyi ve doğru ve hatta dosdoğru' bir Anarşist olacağım. &lt;br /&gt;3) Yeni senede hayvan hakları için daha çok mücadele edeceğim. &lt;br /&gt;4) Yeni senede doğayı daha çok seveceğim ve anlamaya çalışacağım. &lt;br /&gt;5) Yeni senede yarım bıraktığım hikayeleri ve romanımı bitireceğim. &lt;br /&gt;6) Yeni senede daha cesur ve açık sözlü olacağım. &lt;br /&gt;7) Yeni senede her zamanki gibi bildiğimden asla şaşmayacağım. &lt;br /&gt;8) Yeni senede daha çok metal müzik yazısı/metal müzik albümü yorumu yazacağım. &lt;br /&gt;9) Yeni senede yaptığım besteleri burada sizlerle paylaşacağım. &lt;br /&gt;10) Yeni senede daha çok sanat yazısı yazacağım. &lt;br /&gt;11) Yeni senede daha çok soru soracağım. &lt;br /&gt;12) Yeni senede de kalemim, her zamanki gibi ezilenler, haksızlığa uğramışlar ve sesini yükseltemeyenlerin yanında olacak. &lt;br /&gt;13) Yeni senede sizler ve kendim için bu dünyayı daha güzel bir yer yapacağım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2828812594194879768?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2828812594194879768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2828812594194879768&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2828812594194879768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2828812594194879768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/12/yeni-yl-geliyorsa.html' title='Yeni Yıl Geliyorsa...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6075292569700876312</id><published>2011-12-22T20:18:00.002+02:00</published><updated>2011-12-22T21:55:54.371+02:00</updated><title type='text'>Dönerken dünya...</title><content type='html'>Büyük bir insan olmak ne demek bilir misiniz? Hani yüreği büyüyerek koca bir evreni kucaklayan, gördüğü her şeyi içine nakşedip, bildiği tüm güzelliklerde kalbi atan gerçek bir insan olmak ne demek? Peki, sonsuzluktan kana kana içip yazdıklarında sonsuz ufku tanımlamak için sürekli çabalayan bir insan olmak? Düşlerinde, düşmanlarını ve dostlarını bir araya getirip el ele tutuşturan ve en sonunda da herkesle hayallerinin güzelliğini paylaşmayı dileyecek kadar ince bir insan olmak ne demek, hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapmak nasıl mümkün olur peki? Tabii ki, isyan edip de kendin olarak. Yalnızca kendin olarak... Bir başkasına, bir başkasının umutsuzluklarına asla inanmayarak. Gücüne güç katarak. Korkmayarak ve hep risk alarak... Ancak bunu herkes yapamaz. Ve belki de yapması gerekmez. Bu dünya başkalarının zayıflıkları üzerinden beslenen bir sürü yamyam ile doluyken, kimse dünyanın gerçekten güçlü ve büyük insanlardan oluşmasını dilemez. Çünkü bu dünya bize bir başkası ince davrandığında onu kırmayı, bir güzellik karşısında şımarmayı, insanlarla oyuncak gibi oynamayı öğretmiştir. Bu pis dünya, bu iğrenç toplum, mesela erkeklere, kadınları ezmeyi öğretmiştir; sevmeyi değil. Düşünsenize, erkekler bu dünyadan 'kadın ezmeyi' bir meslek olarak öğrenmişse, hangi birinin sürüden ayrılıp da farklı davranmasını bekleyebilirsiniz ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ki, yeterince güçlü olursan, yalnızca güçlü olursan tüm sıradanlıklarla savaşacak gücün olur. Evet, budur benim düsturum. Hayatımın hiçbir saniyesinde bu siyasanın dışına çıkmadım, çıkamadım. Çıkamazdım. Güçsüzü oynamak için çok fazla gururluyum. Ve bunca gururun içimde var olmasının gerçek bir sebebi var. O da dünyada korkacak bir şey bulamayacak kadar yüreğimi büyütmeyi başarmış olmam. Aldığım nefesin kudretine şükrettiğim şu anda, fark ettim ki, her hangi birinin vereceği bir zarar bende eksiklik olarak durmayacak artık. Duramayacak, şükürler olsun ki... İşte budur beni güçlü ve kararlı bir insan yapan şeyin ta kendisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kötülükler, saçmalıklar ve dünyanın diğer çirkinlikleri, beni eksiltmeyi başaramıyorsa, bu kötünün güdük ve aptal olmasındandır. Hep söylerdim, şimdi de söylüyorum. Yanlış, kötü, kırıcı ve saçma olan herşey, ahmaklık, güdüklük, aptallık veya korkaklıktan doğar. Bu nedenle insanlar gözümden küçücük görünüyorlar. Ben büyüklendiğimden değil, onlar zaten küçük olduğundan. Yazık... Anlaşılmayı bekleyerek yazan diğer yazarlardan farksızım aslında. Ama asla anlaşılamayacağını kabul edecek ve bunun için de kalbi kırılmayacak tek yazar benim sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya her gün ki gibi bugün de dönüyor. Ve sizler rahat koltuğunuza oturmuş, şehirli dertlerinizle dünyaya bakarken, arka sokaklar çığlıklara gebe. Karanlıklar gizlerken kalplerin çirkinliğini, dünyanın diğer tarafında yine de güneş doğuyor, sanki çirkin yüzlerimizi bir kez daha görmek ister gibi. Ve bizler, kim olduğumuzu unutarak, dün yaptığımız yanlışlar karşısında kendimizi yine haklı çıkararak, kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. İşte budur gerçeğimiz, bu nedenle insan olmaktan utanıyorum. İşlemediğim cinayetlerin, yapmadığım yanlışların acısını çekiyorum. Ve vicdanım asla rahat durmuyor. Hepiniz boşvermişliklerinizle bu dünyanın kıyamete dönmesine izin verirken, ne kadar güçlü veya büyük hissedersem hissedeyim kendimi, onurum, bu gün ve gece de bir kez daha insan olduğumu ve diğerleri kadar yanlış yapabileceğimi farketmenin çıplak gerçekçiliğinde kırılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Dulcamara - Madre~&lt;br /&gt;Dulcamara - Crisalida~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6075292569700876312?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6075292569700876312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6075292569700876312&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6075292569700876312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6075292569700876312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/12/donerken-dunya.html' title='Dönerken dünya...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2545539370342160431</id><published>2011-12-15T14:24:00.001+02:00</published><updated>2011-12-15T14:26:15.727+02:00</updated><title type='text'>Kelimeler ve Cümleler</title><content type='html'>Kalemimin ucunu açtım,&lt;br /&gt;Elimdeki bohçayla yola çıktım.&lt;br /&gt;Bir ağacın kenarında,&lt;br /&gt;Bohçamın içine baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dedim, iki dedim,&lt;br /&gt;Kelimeler döküldü bohçamdan...&lt;br /&gt;Aktı gitti toprağın yarıklarından. &lt;br /&gt;Baktım ki, bohça boş; &lt;br /&gt;Teselli olsun diye kendiliğimden,&lt;br /&gt;Sıkma canını dedim:  &lt;br /&gt;Azık mı yok sana cümlelerden?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2545539370342160431?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2545539370342160431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2545539370342160431&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2545539370342160431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2545539370342160431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/12/kelimeler-ve-cumleler.html' title='Kelimeler ve Cümleler'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-988066759715774896</id><published>2011-11-16T19:52:00.002+02:00</published><updated>2011-11-22T01:31:54.655+02:00</updated><title type='text'>Yalnızlık</title><content type='html'>Bilmediği topraklar çekerdi insanı, &lt;br /&gt;bilmediği karanlıkların, &lt;br /&gt;Bir yaprakta sallanması gibi, &lt;br /&gt;toprak da davetkar bakardı, &lt;br /&gt;oturduğu yeri yok etmek isteyen, &lt;br /&gt;ruhlara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol gösteren meşaleyi tutmuş eller, &lt;br /&gt;belki kendisine, &lt;br /&gt;belki tanımadığı birisine aitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidesi vardı sanki,&lt;br /&gt;kalmayı unutmuş gibi,&lt;br /&gt;sanki kimse ona daha önce 'kal' dememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bağladığı yerin adı, &lt;br /&gt;hiç bir yerdi. &lt;br /&gt;Bu nedenle gitmeliydi ya, &lt;br /&gt;kaldığı yeri yakıp yıkmalı, &lt;br /&gt;arkasını döndüğünde oradaki yaşamın bittiğine emin olmalıydı.&lt;br /&gt;Kalmalıydı. &lt;br /&gt;Ama yalnızca kendisine sadık kalmalıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenilmez topraklara, &lt;br /&gt;bilmediği birinin ellerinde duran titrek ateşin &lt;br /&gt;yol göstericiliğinde gidemezdi. &lt;br /&gt;Bilmezdi ki, bir sonraki adımı savaşa doğru olacak. &lt;br /&gt;hışırdayan yaprakların ninnisinden gelen, &lt;br /&gt;bir nağme içini burkacak...  &lt;br /&gt;Oradaydı, hem yaşamın hem de ölümün tüm gizemi. &lt;br /&gt;Havadan esip gelen rüzgar, &lt;br /&gt;Hızla koşturup indiği tepelerden, &lt;br /&gt;kan kokusu kadar &lt;br /&gt;çiçeklerin umut dolu düşleini de getirmişti.&lt;br /&gt;Kafası karışınca, &lt;br /&gt;hiç birini seçmeden, &lt;br /&gt;meşaleye uzattı elini. &lt;br /&gt;Meşaleyi almasıyla eline, &lt;br /&gt;başladı bir gümbürtü. &lt;br /&gt;Görmedi nereden geldiğini. &lt;br /&gt;İleri doğru attığı ilk adımından sonra,&lt;br /&gt;başını arkasına çevirdi. &lt;br /&gt;Yollar yıkılıyor, &lt;br /&gt;toprak yarılıyor, &lt;br /&gt;dünya karışıyordu. &lt;br /&gt;Nefesler bir olmuş hepsi aynı duayı diline doluyordu. &lt;br /&gt;Dilediği gibi yıkılırken arkasındaki dünya, &lt;br /&gt;ileri doğru adım atmaktan başka çaresi kalmayınca, &lt;br /&gt;bıraktı herşeyini. &lt;br /&gt;Tüm düşleri ve düşünceleri, &lt;br /&gt;meşalenin titrek ışığı ile birlikte soldu. &lt;br /&gt;Arkasından koşup gelen vahşi karanlığın şehvetinden kaçmak için, &lt;br /&gt;adımlarını hızlandırdı. &lt;br /&gt;Kararsızlığının cezasını çekmemek için, &lt;br /&gt;bu sefer ki adımlarını daha bir hızlı attı. &lt;br /&gt;Kağıt ve ışık dedi, &lt;br /&gt;bu karanlığı yutacak tek şeydir...&lt;br /&gt;Bunun üzerine aldı kalemini &lt;br /&gt;ve yaşamını sürdürmek istediği&lt;br /&gt;bir cennet bahçesi çizmeye karar verdi. &lt;br /&gt;ama düşler ve arzular yoktu bu karanlıkta.&lt;br /&gt;Beslenmek için onun tüm arzularıyla, &lt;br /&gt;karanlık daha da hızlı artar olmuştu. &lt;br /&gt;İleride ne olduğunu bilmese bile, &lt;br /&gt;ciddiyetin ezdiği aklında korku da cesaret de yok olmuştu. &lt;br /&gt;Düşünmeden atılan adımlar &lt;br /&gt;bedenini ileri taşıyordu belki ama, &lt;br /&gt;gölgesi arkasında, &lt;br /&gt;karanlığın içine düştükçe düşüyordu. &lt;br /&gt;Karanlık yedikçe tüm ışığını, &lt;br /&gt;soldu gözleri &lt;br /&gt;ve sonunda sarıya çaldı bakışları. &lt;br /&gt;Umutsuzlukla çarpan yüreğinde, &lt;br /&gt;şimdi ne gitmek ne de kalmak vardı. &lt;br /&gt;Kimse ona 'git' dememişti aslında. &lt;br /&gt;Ama 'kal' da diyen olmadığından, &lt;br /&gt;belki gidersem biri çıkar &lt;br /&gt;ve bir gün 'kal' der diye gitmek istemişti. &lt;br /&gt;Kalbine doğru ilerleyen karanlığın elinde &lt;br /&gt;bir bıçakla sakin ve kararlı dolarken gözlerinden içine, &lt;br /&gt;sanki bütün sinirleri yerinden oynadı. &lt;br /&gt;ama hızlıca değil,&lt;br /&gt;yavaş yavaş. &lt;br /&gt;Sonra bir ses yankılandı uzaktan, &lt;br /&gt;ona 'kal' diyen &lt;br /&gt;ama o karanlıkta boğulurken bunu asla duymadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-988066759715774896?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/988066759715774896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=988066759715774896&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/988066759715774896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/988066759715774896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/11/yalnzlk.html' title='Yalnızlık'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3058577437310172025</id><published>2011-11-16T19:34:00.001+02:00</published><updated>2011-11-17T09:25:17.018+02:00</updated><title type='text'>Doğrulardan çok yanlışlar vardır hayatta...</title><content type='html'>Doğrulardan çok yanlışlar bulunur bu hayatta. Boşuna beklemeyin hayatın doğrularla dolu olmasını. Birinin size hep doğru şeyler sunmasını... Kendinizden bile böylesine çok doğru olmayı, doğruca davranmayı bekleyemeyin. Bu haksızlık olur. Hem kendinize hem de bu hayatın varoluş mantığına yapılan bir haksızlık olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz, ben bile, çoğu şeyi yanlışlarımızdan ve eksikliklerimizden öğreniriz. Bu nedenle hatalar zevk alacak bir şey olmalıdır; bilgeliğe ulaşmış kişi için. Çünkü bilir ki, yaptığı hata ona bir şey öğretecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söylediklerimle sizi veya kendimi kandırmaya çalışmıyorum. Biliyorum ki, hiçbiriniz kanmak için gelmiyorsunuz buraya. Her biriniz, sizin gibi düşündüğüm veya sizin gibi hissetsem bile bütün öğretilmişliklerime karşı çıkmak için yazdığımı biliyorsunuz. Benden güç almaya geliyorsunuz buraya. Doğrularıma ve yanlışlarıma hak verdiğiniz için. Bazen de sadece meraktan. Ama geliyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, ben ağzımdan değil karnımdan konuşuyorum. Bu nedenle kendi doğrularım kadar yanlışlarımı da yazmaktan çekinmiyorum. Ve hatta, doğum günümün yeniden ve yeniden ve otuzuncu kez yaklaştığı şu günlerde, hatalarımı düşündükçe aldığım hazzı sizle paylaşmakta bir beis görmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle diyorum ya, doğrular kadar yanlışlar bekleyin hayattan diye. ama hep bekleyin. Yanlış bile olsa, yapmaktan çekinmeyin. ne olursa olsun düşünerek ve hissederek hareket edin. Yeter ki, yaşamaktan, içinizde hayatı hissetmekten çekinmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunca senedir dünya yüzündeyim ve doğrunun ancak sağduyuyla sağlandığını öğrenmekten başka bir şey elime geçmemiş gibi hissediyorum. ama bundan dolayı kendimi fakir saydığımı sanmayın. Ben sağduyunun en değerli şey olduğunu söylüyorsam, bunu yanlış veya doğru olarak nitelenebilecek eylemleri yapmaktan çekinmeyerek elde ettim. Yaşamaktan korkmadım ve çekinmedim. Sonradan aptalca bile gelse, o anın öyle geçmesi gerektiğini gördüğüm anda deneyimin içine atlayacak cesareti buldum hep içimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaptığımın beni doğrular kadar yanlışlara götürdüğünden emin olduğum için söylüyorum: hayattan doğrular kadar yanlışları da bekleyin diye. hatalarınıza ve kendinize küfretmeyin. buna hiç gerek yok. bizlerin gücü kadar aczinin bulunduğunu da kabul ettiğinizde gerçekten herşeyi çözecek kadar büyüyor yüreğiniz. Ve çoğunlukla akıl değildir doğru düşünen, yürektir. Buna eminim, çünkü yüreğim bana ne dediyse yaptıktan sonra asla pişman olmadığımı gördüm. Belki de pişman olmaktan korktuğum için yüreğimin sesini her zaman dinledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem, belki de bütün bunları yazabilmek için yaşadım aslında. Bir gün yazar olacağımı içten içe bildiğim için zenginleştirdim kendimi deneyimlerimle. Ve eğer böyle olsaydı, bu hiç de tesadüf olmazdı, benim gibi büyük planlar yapıp hayatını o planı gerçekleştirmeye adayan aklı hedefinden şaşmayanlar için. Ve belki de her şey tesadüftü, kalemi elime aldığımdan beri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyeceklerimi aktarmanın, düşünebilmenin, rahatlamanın ve en çok da kendim dışındakilere yardım etmenin yoluydu. Belki yazmak yaşamaktı benim için. Kim bilir, belki bir gün, yayınlarımın arasından hatırlayacağım, hayat-memat meselelerini yeniden irdelediğim bir doğum günü öncesi yaşadığım hesaplaşmadır, burada yazılıp da dilimden dökülüveren. Kim bilir belki gelecekte bir gün, bu samimiyeti, naifliği ve rahatlığı özleyecektir, üstümden geçip giden zamanın ciddilestirdiği yüreğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve belki bir gün göreceğim, doğrular kadar yanlışlara kendimi teslim etmiş olmanın beni eksiltmeyip hep ama hep arttırdığını. Ve teşekkür edeceğim, geçmişten gelen birleştirici ve bütünleyici dişil bakış açımı bana veren onca yanlışa ve onca doğruya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3058577437310172025?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3058577437310172025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3058577437310172025&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3058577437310172025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3058577437310172025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/11/dogrulardan-cok-yanlslar-vardr-hayatta.html' title='Doğrulardan çok yanlışlar vardır hayatta...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8482424687297931926</id><published>2011-10-23T12:33:00.005+03:00</published><updated>2011-11-16T19:35:29.081+02:00</updated><title type='text'>Gölge</title><content type='html'>sarıldım saçları kömürden bir çocuğa&lt;br /&gt;kucağımda bir anda karanlık gölge oldu &lt;br /&gt;sonra ışıklar yandı&lt;br /&gt;baktım yok oldu&lt;br /&gt;sonra yeniden dedim&lt;br /&gt;görmek istiyorum bu düşü&lt;br /&gt;söndür ışığı ey gölge&lt;br /&gt;kapansın karanlıklar üstüme&lt;br /&gt;sen ve karanlık kolların sarsın beni yalnızca bu gece&lt;br /&gt;güzel parlak bir siyah taş vardı elimde&lt;br /&gt;al dedim ona al&lt;br /&gt;bak dinle&lt;br /&gt;taşı kulağına götürdü gölge&lt;br /&gt;baktı taş ses çıkarıyor&lt;br /&gt;içinden 'tık, tık' bir ses geliyor&lt;br /&gt;gölge şaşkın baktı bana&lt;br /&gt;dedim ona&lt;br /&gt;sana verdiğim kalbimdir&lt;br /&gt;iyi sahip çık ona karanlığınla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8482424687297931926?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8482424687297931926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8482424687297931926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8482424687297931926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8482424687297931926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/10/golge.html' title='Gölge'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-352391370536407015</id><published>2011-10-22T14:35:00.000+03:00</published><updated>2011-10-22T14:35:35.089+03:00</updated><title type='text'>Anlatanlar/Anlayanlar</title><content type='html'>Anlatılan bir hikaye için her zaman bir anlayanlar kitlesi ve anlatan(lar kitlesi) vardır. Bu değişmez bir gerçektir. Bir hikaye varsa ortada, birileri anlatacak ve onu dinleyenler eğer buna muktedirseler, anlayacaklardır. Hikayenin insanlara yüklediği roller böyledir. Bu değişmez roller bağlamında, okuduğum ve dinlediğim onca hikayenin sonunda yalnızca anlayan olmak istememiştim. Anlatan da olmak istemiştim. Bu nedenle deştim ya tüm tepeleri. Çukular açtım zihnimde ve ulaşılmaz olduğunu düşündüğüm her şeye uzandı ellerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi anlatıyorum. Dinliyorlar. Ancak anlattığım kadar anlıyorum da. Dinliyorum da. Anlatabilmenin en büyük sırrı, anlayabilmektir ne de olsa. Çokça dinlemek ve gözlemlemektir. Çokça okumak ve çokça bilmektir. Yine de onca bildiğinizi düşündüğünüz şeye yaslanmayın derim. Ne de olsa, insanın bildikleri bazen yetmez önündeki düğümleri çözmeye. Bazen ne olgunluk ne de bilgi ilaç olur sorunlara. O an için zaman bir susturucu olur çıkar, acıyan yüreklerin yanı başında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ders değil belki buradan çıkacak olan. Ama istedim ki, anlattığım kadar anlar ve dinlerim de, bunu bilesiniz istedim.  Siz belki bugün beni dinliyorsunuz ama yarın da anlatacaksınız. Kim bilir, belki kendinizi belki de bende bulduğunuz bir fikrin devamında düşündüklerinizi... Ne anlatacağınızın önemi yok bir yerden sonra. İnanın buna. Sürekli anlatan olduktan sonra benim gibi, hep aynı hikayeyi anlatıyormuşsunuz hissine kapılabilirsiniz. Ama bunun nedeni gerçekten de aynı hikayeyi anlatıyor oluşunuz değildir. Bu her anlattığınız hikayeye aynı samimiyetle yaklaştığınızın göstergesidir. Bu nedenle, her yazar hep kendi hikayesini anlatıyormuş hissine kapılır ya. Sanki olup biten, kendi yaşamından başka bir kapıya çıkmıyormuş gibi gelir. Aslında doğrudur, çünkü her yazar kendi hikayesinden bakmaktadır anlattıklarına. Ayrıca anlatıyor oldukları da eklenir hikayesine. Bu nedenle yazar, ne yaşadıklarını ne de yazdıklarını ayırabilir bir süre sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman size, yalnızca kendi hikayemi anlatabileceğim hissiyle geliyorum. Her seferinde bir başka hikaye anlatıyorum. Ama anlatan olarak rolüm hep aynı. Ben bu sahnede hep aynı yerde duruyorum. Bu nedenle sahne ve anlatılanlar değişmiyormuş gibi geliyor ya. Bu aslında benim yanılgım. Sizlerin değil. Veya bir başkasının değil. Anlayan kadar anlatan olduğum bu hikayede sonlanıyor sözlerim. Ve ben yine kendi hikayeme dönüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-352391370536407015?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/352391370536407015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=352391370536407015&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/352391370536407015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/352391370536407015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/10/anlatanlaranlayanlar.html' title='Anlatanlar/Anlayanlar'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5373839640107637182</id><published>2011-10-13T19:47:00.005+03:00</published><updated>2011-11-16T19:35:44.888+02:00</updated><title type='text'>Sarıca Bir Pelerinin Ardından Düşlerim…</title><content type='html'>Daha hızlı es rüzgâr! &lt;br /&gt;Al beni de götür o gittiğin uzaklara! &lt;br /&gt;Hani bir yüz görmüştük ya uzakta...&lt;br /&gt;Bakakalmıştık o parlayan iki göze. &lt;br /&gt;Sonra bir çekiç gibi inmişti yağmur, o mağrur bakışlarla arama. &lt;br /&gt;Gözlerimi kapattığımda gitmişti. &lt;br /&gt;Bir daha nerede görecektim o kirlenmiş hardal rengi pelerinini? &lt;br /&gt;Sessizlik süpürdü sokakları ardından. &lt;br /&gt;Renkler soluğunu tuttu bir an. &lt;br /&gt;Tepenin yamacına kadar takip ettim. &lt;br /&gt;Ama sonra silindi bir anda sanki ortalıktan. &lt;br /&gt;Aradım her yerde. &lt;br /&gt;Rüzgârın burnunu soktuğu her sokak ve evde. &lt;br /&gt;Ama görünmüyordu hiç bir yerde. &lt;br /&gt;Gözlerinde vardı bir acı. &lt;br /&gt;Gözlerime de bakmamıştı. &lt;br /&gt;Tam karşısına dikildiğim anda, bakışları kaldırım taşlarına odaklanmıştı. &lt;br /&gt;Aşağıda bir yerde bir şey arıyormuşçasına kaçırmıştı bakışlarını. &lt;br /&gt;Sitem edecek oldum gündüze. &lt;br /&gt;Eğer gece olsaydı dedim, &lt;br /&gt;Gece olsaydı görmez, bulmaz ve bulduğumu da kaybetmezdim. &lt;br /&gt;Çünkü onu karanlıkta zaten göremezdim. &lt;br /&gt;Ama gündüz aydınlığının yayıldığı yüzünde, &lt;br /&gt;Her ne bulduysam benim olsun istedim. &lt;br /&gt;Şimdi, oturduğum şu taşta, &lt;br /&gt;Rüzgâr yavaş yavaş esip okşuyor ellerimi. &lt;br /&gt;Uzakta bir renk dalgalanıyor, &lt;br /&gt;Sarıya yakın sarıca bir hardal rengi, &lt;br /&gt;Sanki rüzgârla oynaşıyor. &lt;br /&gt;Beni çağırıyor rüzgâr yine. &lt;br /&gt;Hızından ve cilvesinden bir şey kaybetmemiş, &lt;br /&gt;Pelerini ile rüzgârın peşi sıra uzaklaşıp gidiyor. &lt;br /&gt;Ve kaybediyorum rüzgârın soluğunu, &lt;br /&gt;Artık hissetmiyorum tenimde hardal sarısının sevgisini. &lt;br /&gt;Ve bir gündüz düşü daha bitiyor zamansızca, &lt;br /&gt;Birini daha kaybediyorum günün yeni başlayan telaşında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5373839640107637182?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5373839640107637182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5373839640107637182&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5373839640107637182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5373839640107637182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/10/sarca-bir-pelerinin-ardndan-duslerim.html' title='Sarıca Bir Pelerinin Ardından Düşlerim…'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-631148732627575327</id><published>2011-10-11T23:36:00.002+03:00</published><updated>2011-10-12T00:02:29.416+03:00</updated><title type='text'>Aforizmalar - 1</title><content type='html'>-Bu dünyanın sonuna doğru yürüken hep birlikte, el ele tutuşsak daha mı az üşür, daha çok mu gülerdik? Yerden yükselen her çiçeğin heybetine takılıp kalan bir çocuk görsek ve ona özensek, canımızı sıkan birilerini affetmeyi düşünebilsek, her birimiz ama her birimiz olabileceğimizin en iyi olmaya karar versek, bu dünya daha mı güzel bir yer olurdu sanki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yaptığın vahşeti bir kurala bağlayınca vidanın rahat eder. Sanki o kural kaybettiğin onurunu sana iade eder. Aslında o onuru asla kazanmamak üzere kaybetmişsindiğr. Çünkü kurduğun kuralların sistematiği eyleminimeşrulaştırdıkça sen yanlışını görme şansını kaybedersin. Ahmaklık da aptallık ve düşünmemek kadar onursuzdur. Bunu sakın unutma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bildiğin hiç bir şey sana zevk vermediğinde yeni bir şey öğrenmek istersin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yaşadığının bir önemi yok. Bundan ne anladığının bir önemi var! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kalemler tükenmez, satırlar da bitmez olsa, yazacaklarım bir gün olsun biter miydi yaşamım sonlanmadan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-631148732627575327?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/631148732627575327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=631148732627575327&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/631148732627575327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/631148732627575327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/10/bu-dunyann-sonuna-dogru-yuruken-hep.html' title='Aforizmalar - 1'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-9072386695684074525</id><published>2011-09-15T22:03:00.009+03:00</published><updated>2011-09-23T15:28:22.262+03:00</updated><title type='text'>Ölüm Meleği</title><content type='html'>Ne bulmayı bekledin karanlıkta, &lt;br /&gt;yalnızlıktan başka? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var sanmıştın ki, &lt;br /&gt;bulacağın ellerini uzattığında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sandın sen hayatı; &lt;br /&gt;sürekli güleceğin, pembe düşlerden bir kale mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak işte, gidiyor yine ellerinin arasından, &lt;br /&gt;kayıp gidiyor bir gün daha... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sen kendine ne kazandırdın, &lt;br /&gt;bu saçmalıkların önemli sanıldığı dünyada? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyle bakalım, &lt;br /&gt;bugün kaç kere kırıldı yüreğin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri daha giderken, &lt;br /&gt;hani sıcak hem de sımsıcak gülüşünü yanına almışken, &lt;br /&gt;uzaklardan sana el sallıyor, &lt;br /&gt;belki heves edip de yanına gidersin diye. &lt;br /&gt;Ama asla seni çağırmıyor, &lt;br /&gt;ve kendi de gelmeyi istemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız kalacaksın, unuttun mu? &lt;br /&gt;Sen sen olacaksın ve hep yalnız kalacaksın, &lt;br /&gt;kendine verdiğin bu sözü, &lt;br /&gt;şimdi hatırladın mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgun musun? &lt;br /&gt;Yorulmak yok sana, unuttun mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bir daha düşün. &lt;br /&gt;Bu hayatın,&lt;br /&gt;ne olduğunu, &lt;br /&gt;bazılarına sağ gösterdiğini, &lt;br /&gt;ve hep sana sol vurduğunu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölsen de kalsan da,&lt;br /&gt;seni merak edecek kimse yok, &lt;br /&gt;hala fark etmedin mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir dostun kaldı,&lt;br /&gt;zamanın bu durağında, &lt;br /&gt;adı; ölüm meleği.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-9072386695684074525?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/9072386695684074525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=9072386695684074525&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/9072386695684074525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/9072386695684074525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/09/bir-daha-dusun.html' title='Ölüm Meleği'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8395079190566754026</id><published>2011-09-03T02:55:00.004+03:00</published><updated>2011-09-03T09:18:59.365+03:00</updated><title type='text'>Diyaloglar 4</title><content type='html'>B- Bu dünya bana hiç iyi gelmiyor. sanki alerjim var bu dünyaya. Ne zaman dışa açılsam, bir şey oluyor. &lt;br /&gt;A- Ama, hani korkmayacaktın artık. &lt;br /&gt;B- Korkmuyorum ama bir şeyler var canımı sıkan. &lt;br /&gt;A- Nedir? Belki bir fark yaratırım bu sefer, anlat!&lt;br /&gt;B- Sen zaten fark yaratıyorsun hayatımda. Bir dost oldun sanki, zaman zaman akrşı çıktığım, zaman zamansa sırf dinleyeceğini bildiğim için koşarak geldiğim. Bir başka harfsin yalnızca. Tıpkı benim gibi. Benim kadar gerçeksin ve benim kadar hayalsin. &lt;br /&gt;A- Farklı gördüm bugün seni. &lt;br /&gt;B- Farklı hissediyorum kendimi. Belki diyorum bugün, dünlerden, boşa veya doluya geçmiş dünlerimin birinden farklıdır. Bu sefer başarır mıyım sence? &lt;br /&gt;A- Ne yapmak istediğine bağlı. &lt;br /&gt;B- Sanat yapmak istiyorum bugün. Fakat öyle sıradan bir şeyler değil. Doyurmak istiyorum içimdeki aç kalmış tutsağı. &lt;br /&gt;A- Nedir farkın senin diğerlerinden? Sen kendini doyurabileceğine neden inanıyorsun? &lt;br /&gt;B- Ama bunu yapmak istiyorum. Az önce dememiş miydin, ne yapmak istediğime bağlı olduğunu. Al işte, diyorum. Sanat yapmak istiyorum. Ruhumu sanatın içinde kaybetmek istiyorum. Bir daha kendime gelememek. Unutmak herşeyi. Bana yaptıklarınızı ve sizlere yaptıklarımı. İyi veya kötü herşeyimi. Unutmayı diliyorum bu geceden. Lütfen, ey gece! Al bütün anılarımı... &lt;br /&gt;A- Bu sen misin gerçekten? Nerede kaldı cesaret dolu koca yüreğin? &lt;br /&gt;B- O yürek elimde tüm parçalarıyla... Bir başka güne daha bakmak istemiyor gözleriyle. Cesareti veya korkuyu düşünmek değil, karanlığı görmek ve göstermek istiyor. Karanlığı ve sakinliği istiyor. Soğuk, ıssız bir köşede unutmak ve unutulmak istiyor. O yürek, ardımda uzanan toprak yolun sonunda, büyümüş de büyümüş, boyu beş arşını geçmiş ceviz ağacının üzerinde yıldızlarla konuşuyor. Ve duyduğu tek şey kendi sesi. Sesi, benim sesim semaya çarpıyor ve yankılanıyor. Sesim bana geri dönüyor anlamıyor musun, sen bile yoksun. Sen bile, ben böyle olduğunu düşlediğim için duyuyorsun. &lt;br /&gt;A- Konuştuğun benim, görmüyor musun? Bu benim. Senin ötekin!&lt;br /&gt;B- Bir aynadaki yansıma veya az öteme düşen bir gölge. Ne olduğunun önemi var mı senin? Sen ben olmayansın! Aynı zamanda da beni anlamayansın. &lt;br /&gt;A- Neden böyle düşünüyorsun ki? Seni anlamasam, bunca zaman burada, karşında, hem de her dilediğinde gerçekten var olacak cesareti bulabilir miydim içimde? Sanmıyorum... Kırıyorsun beni. Ve unutma, ben yoksam eğer, sen de yoksun. &lt;br /&gt;B- Kalbim karadır bugün, dostum. Başka renk bilmez dilim. Bir renk duydum bu gecede, adı siyahtı. Adına siyah dedi. Döndüm, siyah dedim. Ama gece yüzüme gülümsemedi. Siyahıma karşılık, siyahını göstermedi. Bu gece akmadı içime siyahın derinliği. Sarmadı gece karanlık kollarıyla bedenimi. Alacakaranlıkta kaldım, üşüyorum. &lt;br /&gt;A- Yılmanı gerektirecek veya üzülmene sebep olacak bir şey yok. Görmüyor musun? Korkmayacaktın, üzülmeyecektin. Artık yoktu bu duygular senin için. Daha bugün dememiş miydin, hani o kırmızı-siyah böğürtlenlerin yanından geçerken, en mutlusu sen olacaktın. Bu dünyaya gelmiş ve gelebilecek olan herkesin içinde, hiç bir şey başaramamış bile olsan, sen, evet sen, hepimizden daha mutlu olacaktın. &lt;br /&gt;B- Bu mutsuzluk değil. Acıyı seviyorum. Acımı seviyorum. Bana verdiğiniz ve vereceğiniz her türlü zarar, bana iyilik olarak dönüyor. Mutsuzluk değil bu diyorum sana. Acı bu. Kırgınlık bu. Hepsi geçtiğinde, yine en güçlü ve en mutlu ben olacağım. Yorulduğum bir an bu. O yüzden kalbim, hüzünde nefes alıyor. &lt;br /&gt;A- Yine de seni üzgün görmeye alışık değilim. Yüzünü döktün, saçlarının ardında kayboldu hüzünlü yüzün. Bu başka bir şey bence. Söyle kim yaptı bunu sana? &lt;br /&gt;B- Adını bilmiyorum ki. Biri bile değildi belki. Bir şey gibi. Bilmiyorum. Hatırlamak istemiyorum. Taşlı patikada karşılaştık. Sonra bir baktım, üstü başı yırtık, ona en sevdiğim hırkamı verdim. Döndü gitti biliyor musun? Hırkayı aldı ve gitti. Tek kelime etmeden. Sonra hırkayı da az ileride coşkuyla çağlayan dereye attı. Ve üstündeki yırtık pırtık elbiseleriyle yoluna devam etti. Evet, bunu yaptı. Sıcak bir tebessüm ve teşekkür beklerken ben, ardında şaşkınlıkla kalakaldım. Ne yapacağımı bilemedim o an. Hala da bilmiyorum. Söyle, nerede öğrenilir böylesi şeylere nasıl karşılık verileceği? &lt;br /&gt;A- Bunu öğrenmezsin. Öğretmezler. Ancak kendin düşünüp de bulursun. &lt;br /&gt;B- Peki, sen olsan ne yapardın? &lt;br /&gt;A- Herhalde senin gibi şaşırır kalırdım. &lt;br /&gt;B- Gördün mü bak? Demek senin de cevabın benimkinden farklı değilmiş. &lt;br /&gt;A- Olduğunu söylemiyorum ki zaten. Senin bu durumu aşmana yardım etmeye çalışıyorum. Yapabileceğim daha fazla bir şey de yok zaten. &lt;br /&gt;B- Peki, sen bana neden yardım etmek istiyorsun ki? Ne geçecek eline? &lt;br /&gt;A- Bir şey elde etmeye çalışmıyorum. Bir aynadan veya bir gölgeden ibaret değilim. Ben senim. Sen bensin. Biz birbirimizle varız. &lt;br /&gt;B- Yine de anlamıyorum. Kendimle başbaşa kaldığım her dakikada karşıma çıkıyorsun. Beni zaman zaman iyiye, zaman zaman da kötüye yönlendiriyorsun. Ya da senin amacın hep aynı da, ben bunları kendi açımdan iyi veya kötü diye nitelendiriyorum. Evet, bu mümkün. Ama yine de, senin gizli bir amacın varmış gibi geliyor. Yanında bazen çok rahat hissediyorum, bazen de inanılmaz bir rahatsızlık duyumsuyorum. Sanki gırtlağına yapışsam, haklı olacakmışım gibi. &lt;br /&gt;A- Belki hatırlamak istemediklerini hatırlattığım anlar nedeniyle böyle hissediyorsundur bana karşı. Hem baksana, hiç tanımadığın adama en sevdiğin hırkanı verecek kadar cömertsin, ama bana daha adını bile söylemedin. Satırlarını paylaştın benimle. İçini döktün. Cümleler veya kelimeler, hepsi tek bir şeye işaret etti. Derinlerinde saklanan o zavallı adama. Zavallı olmadığı zamanlarda bile, zavallı olmaktan korkan ve bununla mücadele etmek için kendini sıkan o adama. Belki güçlüsün. Ve evet, güçlüsün gerçekten de. Ve yine de, bütün bunların yetmeyeceğini gördüğün için korkuyorsun. &lt;br /&gt;B- Hayır korkmuyorum. Artık korkmadığımı söyledim ya sana. Neyden korkacakmışım? Bu dünyada kaybedecek bir şeyim kalmadı ki... &lt;br /&gt;A- Hayır, hala var. &lt;br /&gt;B- Bence o kadar emin konuşma! Mülksüzüm ben be adam! Bu kelimenin ne demek olduğunu bilmiyor musun? &lt;br /&gt;A- En büyük varlığın hala ellerinde. &lt;br /&gt;B- Kaybedecek neyim kalmış, gerçekten çok merak ettim!&lt;br /&gt;A- Aklın! &lt;br /&gt;B- Ahh... Adam sen de... &lt;br /&gt;A- Ama meraklanma! Onu da peynir ekmekle yeriz, olur biter.  &lt;br /&gt;B- Yersin sen. Yersin yersin. Ben artık aklımın kalmadığını düşünüyordum aslında. Ama geldiğimden beri olup biten buymuş demek ki. Sen benim aklımı ekmek arasına konmuş bir öğle yemeği yapmak niyetindeymişsin. &lt;br /&gt;A- Bir ekmeğin içine sığacak mı o akıl? Sınırları nereye kadar uzanıyor aklının? &lt;br /&gt;B- Kalemimden düşenlerin gidebilecekleri her yere... &lt;br /&gt;A- Kaleminden düşenin adı ne? &lt;br /&gt;B- Aklım! Aklım dökülüyor kalemimden. Görmüyor musun? Dayanamıyorum yaşamaya, neden beni rahat bırakmıyorsun? Sen istediğin yerde, istediğin kişinin karşısında veya yanında olmaya devam et. Ama beni rahat bırak... Yaşamayı değil, yazmayı seviyorum.&lt;br /&gt;A- Ben yaşam değilim, yazıyım. &lt;br /&gt;B- Yazdığım ve yazabileceğim her şeysin. Doktorum tarafından ısmarlanmış, yaşamımsın benim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Vanguard-Wurmtod&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8395079190566754026?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8395079190566754026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8395079190566754026&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8395079190566754026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8395079190566754026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/09/diyaloglar-4.html' title='Diyaloglar 4'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8033404597210624168</id><published>2011-08-27T04:19:00.003+03:00</published><updated>2011-08-27T10:42:33.141+03:00</updated><title type='text'>Arabesk Memleketim</title><content type='html'>Hayatımız hep arabesk olmuş ya, belki bundan ötesinde de bir şey yoktu bu toprakların çocukları için. Gülerken de ağlarken de bir şekilde buluyoruz o samimi hüznü içimizde. Öyle Batı'lı hüzünlere benzemez bizdeki. Kolay kolay unutmayız biz. Kafayı takarız. Gülerken ağlar, ağlarken de gülmeyi severiz. Aynı anda yapmaya kalkarız bütün işleri. Bir bakarız ki her şey toz duman olmuş, karışmış haller birbirine. Ama biz hiç bir şey elde edememişiz. Ve güler geçeriz bu halimize. Nedense, hep ağlanacak yerde güler, gülünecek yerde de ağlarız. Belki de biliriz, gülünecek yerde gülsek veya ağlanacak yerde ağlasak biz biz olmayız. Utanırız. Ondan hallerimiz farklıdır ve hiç bir şey olması gerektiği yerde değildir ya. Utangacız biz. Bilmeyiz öyle nasıl davranılacağını. Ve hatta ellerimiz fazla gelir, en önemli anlarda, ellerimizi sokacak bir cep ararız veya kafamızı sokacak bir gölge, ama bulunmaz, bulunamaz öyle anlarda kaçacak bir gölge, saklanacak bir cep... Hep ortada kalmışız ve kalacakmışız gibi hissederiz. Bir türlü çözemeyiz omzumuzun üstünde yükselenle neyi yöneteceğimizi. Hep aşağıya iner gözlerimiz, göğsümüzün sol yanında takılır kalır, tık tık işleyen o yumruğumuz kadar saatin yanı başında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşklarımız da, ayrılıklarımız da hep içimizde kalır. Biz millet olarak sevmeyiz söylemeyi, ne hissettiğimizi. Çünkü utanırız. Hislerimizden ne kaçabiliriz, ne de onları dile dökebiliriz. Oysa ki, gidenin ardından konuşmak, ağıt yakmak ve en sonunda da arabeske bağlamak kolay gelir bize. Aşk acısı çeken herkes, eninde sonunda arabeske bağlar bu memlekette. Zaten, itiraf edilmemiş aşkların memleketidir burası. Çünkü bize öğretilmemiştir her hangi bir coğrafya veya matematik dersinde, duygularımızı nasıl anlatacağımız. Görmemişizdir mutlu bir örnek, yere göğe sığmayan bir mutluluk yoktur bu topraklarda. Birbirimize hasetle bakmayı tercih ederiz; mutlulukları paylaşacağımız yerde. Ancak dostlarımıza merhamet gösteririz, halbu ki bilmeyiz, düşman olan zaten zayıf olduğundan hasetlik beslemektedir ve merhametimize dostumuzdan daha çok muhtaçtır. Bunu kimse idrak edecek güçte değildir bu topraklarda. Kalple düşünürüz bizler. Burada, akıl küçük hesaplar için kullanılır. Yalnızca karın tokluğu ve gelecek düşünülür. Kimsenin sıranın dışına çıkmaya niyeti yoktur. Aklın büyük şeyleri düşünmemesi gerektiği 80 darbesiyle kazınmıştır yüreklerimize. Bu ülke ne kadar Batı'lı olmaya çalışsa da, değildir işte. Batı'nın en doğusunda, Doğu'nun en batısında, kafası karışmış, ne olacağını bilememiş insanların memleketidir burası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen, aç kaldın mı, muhtaç oldun mu, elini de uzatırlar, son bir merhametle. 'Allah aşkına' denir, 'yardım edin!' Hadi aczimi göremiyorsun, bari Allah'ından kork be adam! demek ister aslında bunu söyleyen. 'Hani bizi takmıyorsan, bari o çok korktuğun ve idrak etmekte zorlandığın sonsuz merhamet sahibi zattan utan' denir. Bu topraklarda yaşayanlar her zaman bir şeylere inanmaya alıştırılmıştır. 'Buralı' hissetmek için kendimizi, benzeriz ya birbirimize. Başka yerlere gittiğimizde, 'bizim memlekette kafası çalışan yok der', çıkarız işin içinden. Başka topraklardaki havayı suyu alır almaz hemen kendimizi 'buralı' olmaktan çıkarırız. Sanki, kafası çalışmayan bizim dışımızdakilerdir, demek isteriz, bunu söyleyebilmemizden yola çıkarak. Karnımız acıkır sonra. Yurda gelip ilk yemeğimizi yediğimizde, 'bak deriz, memleketimde her şey var, dışarıdakiler bilmiyor ağzının tadını'. Unuturuz, az önce aynı memleketin vatandaşına sövüp saydığımızı. İşleyen çiftçiden, bereketli topraklardan dem vurur keyifleniriz. Bir de hor gördüğümüz komşu ülkelerin kaçak çayını içip, hem hor görüp hem de emeğinden faydalandığımız insana, tıpkı memleketimizin insanına yaptığımız gibi iki yüzlü davranırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz kim miyiz? Bu topraklarda doğmuş ve doğacak olan herkesten meydana gelir 'biz'. Hangi ırktan olduğunun, nereden göçtüğünün, hangi dili konuştuğunun, neye inandığının ne önemi var? Hepimiz arabeskiz. Hem de dibine kadar. Hani kendini bu durumdan çekip çıkarmak isteyen her hangi birisi varsa da içinizde, aşağıya liste açtım, kendinizi 'olduğu gibi görünmek istemeyenler'in arasına ekleyebilesiniz diye.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olduğu Gibi Görünmek İstemeyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;4.&lt;br /&gt;5.&lt;br /&gt;6.&lt;br /&gt;7.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8033404597210624168?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8033404597210624168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8033404597210624168&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8033404597210624168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8033404597210624168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/arabesk-memleketim.html' title='Arabesk Memleketim'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5964614034278143766</id><published>2011-08-22T13:04:00.001+03:00</published><updated>2011-08-22T13:07:54.950+03:00</updated><title type='text'>Böyle bir insan olmak isterdim...</title><content type='html'>Hani bazı insanlar vardır. Aslında bir eliyle tuttuğu şeyi diğer elinde bambaşka bir şeye çevirir. Hani sözlerine kulak kesiliriz ağzını açtığında, diyeceğini merak ederiz heyecanla. Çünkü düşündükleri ve diyecekleri nefesimizi keser. Sonra anlamadığımız bir şeyi mutlaka bir yerde veya zamanda anladığını ümit ederek gideriz ona ve bakarız ki, gerçekten de sorduğumuz şeyi yaşamış veya anlamıştır daha biz oraya varmadan çok önce. Hani böyle dediklerini yalnızca biz değil, bütün bir dünya duysun isteriz. İçinde herkesin sahip olması gerektiğini düşündüğümüz sağ duyuya sahip olan bu kişinin sesini daha da yükseltmesini ve kitleler tarafından duyulmasını isteriz. Ne olursa olsun, diyeceklerindeki hakikat parçalarından aklımıza düşen ve bizi düşündüren bir şeyler çıkacağına eminizdir. Nedense bize güven verir böyle kişiler. Öfkesi, hüznü veya gülümsemesi, herşeyinde haklılık payı görürüz. Çünkü biliriz ki, yüreği yalnız ve yalnız adalet ve özgürlük için çarpıyordur. Onun hakikati, her birimizin kendisine ideal edinmesi gereken bir hakikattir. Neyle söylerse söylesin, dediklerinin kalbinden akıp geldiğine emin oluruz. Bir yandan da ona göre ayarlarız hayatımızı. Çünkü biliriz ki, aklıyla düşündükleri düşlerimizi gerçekleştirmek için mücadele vermenin iyi bir yoludur. Biliriz ki, yaşadığımız bu sığ ve katı gerçekliğe rağmen, o kişi hayal etmekten ve hayallerine tutunmaktan vaz geçmemiştir. Bazen de bakarız ki, ne kadar güzel veya doğru şeyler yaparsa yapsın, insanların arasına karışamaz, bizlerden olamaz. Herkesten ayrıksı, kendi bildiğini okumaktan başka çaresi olmadan, kendine ait hayatında samimiyetle yaşayıp gidiyordur. Eline aldığı her işi ciddiyetle düşünür ve yaparken, bizlere de ilham verir. Yüreğimiz yeterince genişlediğinde, bu ilhamın yalnızca bizlere kalmasını değil, başkalarına da akmasını, akıp da onları yıkamasını isteriz. Ama bir türlü olmaz. Onlarca sene de geçse, yüzlerce yazılar da yazsa, günlerce konuşsa veya başka türlü ikna yöntemleri de denese, gözleri kapanmış insanoğlunun gözlerini açmakta diğer hiç birimizden daha güçlü veya farklı olamadığını görürüz. Mühürlenmiş kalplerin mührünü açmak onun bile harcı değildir ne de olsa. İnsanlar tarafından sevilmesinin mutlak olduğunu düşündüğümüz bu kişinin, etrafının sevdiklerinden çok, onu anlayamadıklarından ona düşman olan veya ondan korkan zavallılarla dolu olduğunu görürüz. Ama yine de, biz onu tüm içtenliği ile sevenlerin aynı zamanda aklının en derin yerinden en sığ yerine kadar da anlayacağını biliriz. Fakat bir türlü olmaz, o kitlelere ulaşamaz. Herkes tarafından sevilesi veya takdir edilesi bu kişi, saçma yargılar, anlamsız yaşanmışlıklar, cahillikler veya stereotiplerle algıladığımız kişilikler nedeniyle, anlaşılmaktan uzakta, sürgün edilir uyumsuzluğa. Ağzıyla kuş da tutsa, tanınmaz, bilinmez, karışamaz herkesin, herkes gibi olmanın ortasına. Sonra bir bakarsınız, o yine de mutludur köşesinde. Uyumsuzluğunun yanı başında, kendine ait tatlı ama bir o kadar buruk gülümsemesiyle yaşayıp gidiyordur, aklının parçalarından yarattığı ve kalbine içtenlikle dokunan gerçek değerlerinden süs yaptığı tacının ışıltısında. &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5964614034278143766?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5964614034278143766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5964614034278143766&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5964614034278143766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5964614034278143766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/boyle-bir-insan-olmak-isterdim.html' title='Böyle bir insan olmak isterdim...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4529981768244270822</id><published>2011-08-14T10:45:00.001+03:00</published><updated>2011-08-14T10:50:44.943+03:00</updated><title type='text'>Şu tiksindiğim zavallı insanoğlu...</title><content type='html'>Kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz siz? Hepiniz çirkinsiniz işte! Pis yüreklerinizle, küçük çıkarlarınızla çirkinsiniz. Başka bir söze gerek var mı, siz iğrenç insanoğlunu tarif etmek için? Sizlerin arasında yaşadığım ve yaşamak zorunda olduğum için, anlamsız suratlarınıza baka baka benim de içim çirkinleşiyor. Bakışlarım donuklaşıyor ve hatta zaman zaman bile olsa umutlarımı yitiriyorum bu güzel dünyaya ve doğaya dair köpükten hayallerin üzerine inşa ettiğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne vardı sanki, sizleri kendi gözümden gösterecek bir aynam olsaydı. Cehaletinizi ve aptallığınızı, zavallılığınızı ve bir de bunların her biriyle gurur duyduğunuz her bir anı izlemenizi sağlayacak bir yol bulsaydım. Keşke gözlerimi verebilseydim size, neyi anlamadığınızı görmeniz için. Keşke aklımı paylaşabilseydim sizlerle, çözemediğiniz şeyin ne kadar da komik olduğunu göstermek için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bütün bunlar yetmeyecek gibi görünüyor. Hiç boşuna 'iyi yürekli' insan, diğerleri arasından bakıldığında 'daha çok konuşulacak kişi' sıfatlarıyla gelmeyin bana. İyiliğinizde, konuşulabilmeniz de bir yere kadar. Hepiniz salaksınız işte. Hepiniz çirkin ve zavallısınız da. Bir de kalkmış bana karşı gülümsemenizden bir kalkan yapıyorsunuz. Sanıyorsunuz ki, bu gülümseme sonucunda kanacak ve içinizdeki pislikten oluşmuş ve ancak aydınlıkla beslenip karanlık ve kötülük dışkılayan kurtlarınızı görmeyeceğimi sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Sizleri ne kadar da sevmediğimi ve her birinizi hangi sebepten sevmediğimi çok ama çok iyi hatırlıyorum. Eğer ben de sizler gibi pislik barındırsaydım yüreğimde, sizlerin kötülüğünü isterdim. ama ben sadece bu muhteşem dünyaya daha az zarar vermenizi diliyorum sizden. Daha az bencil davranmanızı. Biraz da dahil olduğunuz bütünün parçası olduğunuzu hatırlatacak türden paylaşımcı olmanızı. Birbirinize iyi davranmanızı. Ve hatta sevmenizi birbirinizi. Ama benden uzak durmanızı isteyeceğim sizlerden. Gerçekten! Rica ediyorum! Sizlerden bana bir toz zerresi kadar bile olsa fikir veya duygu bulaşacak diye aklım çıkıyor. O süzme zavallılığınızdan, bu dünyanın kölesi olmuş çürük ruhunuzdan bir nokta dahi olsun istemiyorum. Sakın ama sakın! Bana iyi davranmayın ve hatta sevmeyin! Gülmeye bile kalkmayın bana. Yüreğim yanlışlıkla bile olsun yumuşayacak diye korkuyorum, siz nefret ettiğim lanetli türe karşı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ne zaman, yargılamayım, belki yine de yanılıyorum desem, başıma bir iş açıyorsunuz ve kendimi koruyacak aklım olmasına rağmen, gündelik hayatın içine beni çekip orada tutsak ediyorsunuz. Utanmadan bir de beni anladığınızı veya anlayabileceğinizi falan söylüyorsunuz. Siz beni sever görünürken, "bende kalsın hata" deyip yine de sözlerinizi dinliyorum ve benim için hata olan genellikle de sizin aptallığınızın sebep olduğu yeni bir şeye sürükleniyorum. Ben kurallarımla ve prensiplerimle gayet iyiyim. Ben sertliğimle, öfkemle ve size karşı duyduğum sonsuz tiksintiyle kendim gibiyim. Beni neden değiştirmeye çalışıyorsunuz ki, ey hayatıma girmeye çalışan zeka özürlüler!? Defolun gidin hepiniz! Kadın veya erkek kılığında gelin. Hepiniz zavallı ve gerizekalısınız gözümde işte. Lütfen sizi sömüren, isyan etmektense boyun eğmeyi tercih ettiğiniz bu kapitalist düzenin sizi fersah fersah düzmesine izin verin. Lütfen, gidin ve ahlaksızlığınızla orada burada övünen konuşmalar yapın. Lütfen, pisliğinizi birine bulaştıracaksanız bile bu ben olmayayım. Bana asla ve asla bulaşmayın! Sakın!!!! &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4529981768244270822?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4529981768244270822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4529981768244270822&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4529981768244270822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4529981768244270822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/su-tiksindigim-zavall-insanoglu.html' title='Şu tiksindiğim zavallı insanoğlu...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7847051309592415353</id><published>2011-08-03T20:46:00.003+03:00</published><updated>2011-08-03T20:48:23.301+03:00</updated><title type='text'>Matilda'nın Kırmızı Düşü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WGEvqI81ppI/TjmJSXDWGQI/AAAAAAAAAHU/2HycJIIDtLg/s1600/210815_196978393672672_118799938157185_436532_2491709_o.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-WGEvqI81ppI/TjmJSXDWGQI/AAAAAAAAAHU/2HycJIIDtLg/s320/210815_196978393672672_118799938157185_436532_2491709_o.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldızları seyre gitmek isteyen Matilda, &lt;br /&gt;Annesinin sert bakışlarıyla reddedilir önce. &lt;br /&gt;Matilda eve döner bunun üzerine, &lt;br /&gt;Ama aklı yıldızlarda kalır. &lt;br /&gt;Evde babasının paçasına yapışır. &lt;br /&gt;“Baba” der çocuk sesiyle, &lt;br /&gt;“yıldızlar hep aynı mıdır?”&lt;br /&gt;Baba umursamaz önce,&lt;br /&gt;Ama ardından bir cevap verir alelade:&lt;br /&gt;“Evet, aynıdır.”&lt;br /&gt;Bir an heyecanı sönen Matilda, &lt;br /&gt;Koşarak annesine gider. &lt;br /&gt;Sorar merakla ona da: &lt;br /&gt;“Anne, yıldızlar konuşur mu?” &lt;br /&gt;Annesinin kaşları çatılınca, bir an korkar. &lt;br /&gt;Sonra alır cevabını hiddetle. &lt;br /&gt;“Hayır, konuşmazlar.” &lt;br /&gt;“Ama neden?” der Matilda hiç beklemeden. &lt;br /&gt;“Bilmem” der hırıldayan sesiyle anne, &lt;br /&gt;“Git babana sor!” &lt;br /&gt;Koridora yavaş adımlarla geçen Matilda, &lt;br /&gt;Mutfaktan ve salondan gelen ışıkların buluştuğu noktanın ardında, gölgeye oturur. &lt;br /&gt;Bir süre anne ve babasının yaptıklarını izler. &lt;br /&gt;Sonra odasındaki pencereye koşar. &lt;br /&gt;Bakar; yıldızlar yerlerinde duruyordur.&lt;br /&gt;Tek tek her biri ışıldarken, yine düşünür yıldızları: &lt;br /&gt;“Belki bizim uykuya yatmamızı bekliyorlardır, aralarında konuşmak için.”&lt;br /&gt;Bir gün izler, iki gün izler… &lt;br /&gt;Ama yıldızlar hep suskun, &lt;br /&gt;Aynı parlak yüzle Matilda’ya bakmaktadırlar.&lt;br /&gt;“Neden susuyorsunuz? Hadi artık konuşun!” &lt;br /&gt;Diyen Matilda ağlamaklı bir halde aynasının önüne gider. &lt;br /&gt;Bir bakar ki yıldızların ışığında,&lt;br /&gt;Kırmızı elbisesi ışıldıyordur dolabın aralığından. &lt;br /&gt;Bunun üzerine kırmızı elbisesini ve kırmızı ayakkabılarını giyer. &lt;br /&gt;Herkesin yatmasını bekler. &lt;br /&gt;Bütün ışıklar söndüğünde, sessizce evden dışarı çıkar. &lt;br /&gt;Gözleri karanlıkta yolu pek seçemese de, &lt;br /&gt;Hep gitmeyi dilediği ama annesinin asla izin vermediği tepeye tırmanır. &lt;br /&gt;Kar yağıyordur sessizce.&lt;br /&gt;Yıldızların aydınlattığı kar tanelerinde, &lt;br /&gt;Işıltıyı görür mutlulukla. &lt;br /&gt;Kar yalnızca soğuk değildir, aynı zamanda ferahlatıcıdır da. &lt;br /&gt;Koşmaktan sıcaklamış bedenini rahatlatmak için,&lt;br /&gt;Ayakkabılarını çıkarmanın iyi bir şey olacağını düşünür çocuk aklıyla. &lt;br /&gt;Bir süre daha yıldızların konuşmasını bekler. &lt;br /&gt;“Hadi!” der, “hadi konuşun artık!” &lt;br /&gt;Yıldızlardan çıt çıkmaz. &lt;br /&gt;Üşümeye başlar. &lt;br /&gt;Ayakkabılarını giyer fakat üşümesine engel olamaz. &lt;br /&gt;Titremesi arttığında, &lt;br /&gt;“Ama sizler konuşmalısınız!” &lt;br /&gt;Diyerek bayılır soğuğun yorgun düşürdüğü bedeni sonunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuya dalar çocuklukla. &lt;br /&gt;Bir düş görür uykusunda. &lt;br /&gt;Kırmızı elbisesi ve ayakkabılarıyla, &lt;br /&gt;Duruyordur yıldızların altında huzurla. &lt;br /&gt;Kollarını açıp, “haydi dile gelin artık yıldızlar” dediğinde Matilda, &lt;br /&gt;Yıldızlar dile gelip önce Matilda’nın adını söylerler neşeli şarkılarla. &lt;br /&gt;Sonra her yıldız bir kuş olur, &lt;br /&gt;Açar beyaz kanatlarını Matilda’nın sonsuz uykusuna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizen: Berk Öztürk&lt;br /&gt;Masal: Emine Sevde Yazıcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Olafur Arnalds – Day V Lost Song&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7847051309592415353?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7847051309592415353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7847051309592415353&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7847051309592415353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7847051309592415353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/matildann-krmz-dusu_03.html' title='Matilda&apos;nın Kırmızı Düşü'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-WGEvqI81ppI/TjmJSXDWGQI/AAAAAAAAAHU/2HycJIIDtLg/s72-c/210815_196978393672672_118799938157185_436532_2491709_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total><georss:featurename>Türkiye</georss:featurename><georss:point>38.963745 35.243322000000035</georss:point><georss:box>35.684235 25.603108000000034 42.243255000000005 44.883536000000035</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6454388238227948339</id><published>2011-08-03T12:40:00.001+03:00</published><updated>2011-08-03T12:43:42.565+03:00</updated><title type='text'>Diyaloglar 3</title><content type='html'>A- Ölüme aşık mısın?&lt;br /&gt;B- Yalnızca ölüme değil, öldürmeye de aşığım.&lt;br /&gt;A- Ama neden, nerede kaldı merhametin?&lt;br /&gt;B- Merhamet, hak edene verilir. &lt;br /&gt;A- Kimler hak ediyor sence merhameti?&lt;br /&gt;B- Masumiyeti ve doğallığı sevmiş, onuru için yaşayan herkes hak ediyor.&lt;br /&gt;A- Bunun dışındakiler peki?&lt;br /&gt;B- Onların dışında kalan herkes, acımasızlığın soğuk ve karanlık yüzünü hak ediyor ki, bir nebze olsun adaletin sağlandığına inanayım bu dünyada.&lt;br /&gt;A- Demek onursuzluk bu kadar katlanılmaz bir şey senin için.&lt;br /&gt;B- Evet! Erdemli yaşamak için, hepinizi gebertebilirim.&lt;br /&gt;A- Hepimizin ölmesini mi istiyorsun?&lt;br /&gt;B- Hayır! Hepinizin gebermesini istiyorum. Arada fark var!&lt;br /&gt;A- Nedir seni bu kadar sinirlendiren?&lt;br /&gt;B- Varolmanız. Yaşamanız. Onursuzca... Bok çuvalı olduğunuzu unutturmak için her eyleminizi ihtişamlı göstermeye çalışmanız. Yaptığınız her yanlışı doğruymuş gibi göstermek için bir araba laf etmeniz. Yok içki güzelmiş, yok sigarayı seviyormuşsunuz, yok uyuşturucuyla insanın kafası özgür kalıyormuş. Bedeninize sokmaya çalıştığınız bunca madde ile eksikliklerinizi gidermeye çalışıyorsunuz. Aslında her biriniz kelepçelerin altında kendinizin tutsağı olduğunu kabul etmek istemiyorsunuz. Eksik olan sizlersiniz. Sizin gibi yaşamayı reddeden ben değil!&lt;br /&gt;A- Ama bizlere göklerden gelen damlalardan kaçmamız öğretilmişti. Kaçamayacağımızı görünce, her birimiz üzüldük. En çok da kafamıza doldurdukları bunca bilginin hikmetinin kurbanı olduk.&lt;br /&gt;B- Evet, bilginin hikmeti vardır kesinlikle. Zaten bu dünya yüzünde size dair saygı duyduğum tek şey, ürettiğiniz bilginin hikmetidir. O bilgiyle yaşamaya ve yaşlanmaya çalışanlardır. Her şeyi boş veren, ciddiye almayan, kendi değersizliklerini güzelliklere bulaştıran insanları saymam da sevmem de. Sizler bir avuç kanalizasyon faresiyseniz, neden benim size birer beyefendi, hanımefendi, veya bilginin hikmeti ile aydınlanmış ve kendini tamamlamış birer erdem topağı gibi davranmamı bekliyorsunuz ki? Her biriniz, zavallılıklarınızı gizlemek için sürekli ama sürekli birbirinizin varlığının sınırlarından bir parça daha çalıp, diğerlerini de kendinizle birlikte küçültüyorsunuz. Gidişiniz ileri değil, zavallığa ve kaybetmeye doğru.&lt;br /&gt;A- Seni bizlerden farklı kılan ne?&lt;br /&gt;B- İnancım! Buna bağlı olan aklım, ilkelerim, saflıklarıyla anlamaya çalıştığım samimi duygularım.&lt;br /&gt;A- Bunlardan bizde yok mu?&lt;br /&gt;B- Bilmem, belki olanlar vardır içinizde. Ne bileyim ben her birinizin içini? Ben de olanın bir başkasında da var olması mümkündür elbette. Bunu göremeyecek kadar aptal mıyım sanıyorsun? İnsan olmanın olanaklarını tek başıma taşımıyorum üstümde. Ama bana benzeyenlerin sayısının çok az olduğuna eminim bu dünya yüzünde.&lt;br /&gt;A- Bizler gibi değilsin demek.&lt;br /&gt;B- Değilim elbet. Ben bir hataya düşerken bile, hatamın bana öğreteceklerinin farkına varmaya çalışarak yaşarım. Ben kendime verdiğim sözü tutarım. Ama sizlere verdiğim sözlere, aynı sizlere duymadığım gibi saygı duymam. Bir şeyi yapmam dediğim zaman, eğer hala yapıyor ve sözümü tutmuyorsam da, kendimi bu hatanın içinde izlemek istediğim içindir. Sizlere benzediğimi ve benzememek için çabaladığımı hatırlamak içindir.&lt;br /&gt;A- Her şeye hakim mi sanıyorsun kendini?&lt;br /&gt;B- Hayır! Her şeye hakim olmayı kim ister ki? Ancak senin gibi zavallı biri, özgürlüğün yanında bir şekilde aşısı tutacak ve var olanın doğallığını bozacak olan bir hakimiyetten bahseder işte. Yediklerini sindiremediğin ve yediklerinin beynini bok olarak istila ettikleri ne kadar da belli; seni bok kafalı! Ben kendimi düzeltmeye çalışıyorum, sizlerin içime koyduğu bilgi tohumlarından arınmaya çalışıyorum. Sizleri unutmaya çalışıyorum. Def etmek istiyorum hepinizi zihnimden. &lt;br /&gt;A- Biz gittiğimizde ne yapacaksın?&lt;br /&gt;B- Gidişinizi kutlamak için, güzel bir şarkı söylerim kuşlarla. Sözleri doğanın güzelliğini anlatan, bu dünyanın masumiyetine duyduğum aşkı dillendiren bir şarkı. Issızlığımı kutlamak, yalnızlığıma sarılmak için...&lt;br /&gt;A- Ama yok oluşumuz senin de yok oluşun olmayacak mı?&lt;br /&gt;B- Sizin yok olduğunuzu gördüğüm sürece, kendi yok oluşuma yalnızca gülümserim.&lt;br /&gt;A- Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?&lt;br /&gt;B- Kafka: "Anlamaya başlamanın ilk işareti ölme arzusudur" diyordu. Bu aşamayı geçeli ben, bayağı bir zaman oluyor. Kafka'nın sözüne şunu eklemek istiyorum o nedenle: "Anlatmaya başlamanın ilk işareti de öldürme arzusudur." Çünkü karşındaki senin yaşadığın aydınlanmayı yaşamıyordur. Senin bildiğin kavramları bilmiyordur ve anlamıyordur, deneyimlemekte olduğun yaşam parçasını ve bilgeliğini. Gördüğünü anlatamıyorken, kimseye yaptıklarınla veya yaşadıklarınla faydalı olamıyorken, onların yaşayıp da dünyayı daha fazla kirletmesindense, ölmesini yeğliyorsun.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;A- Buna karar verecek olan sen değilsin. Ölüme karar veremezsin.&lt;br /&gt;B- Ben birilerinin ölmesini değil, herkesin ölmesini istiyorum. Bu bir karar değil ayrıca, yalnızca bir istek. Bu şekilde huzur buluyorsam, bırak da bulayım. Siz içerek, siz sevişerek, siz hayatlarınızı birbirinize bitiştirerek mutlu oluyorsanız olun. Ben de ölümünüzü düşleyerek mutlu oluyorum. Bunun nesi yanlış?&lt;br /&gt;A- Her zaman haklı olduğunu mu sanıyorsun?&lt;br /&gt;B- Hayır. Ama her zaman haklı olmanın bir yolunu buluyorum. Çünkü düşünüyorum ve sorguluyorum. Haksızsam da kendimi değiştirecek gücü yine içimde buluyorum.&lt;br /&gt;A- Ama bizleri dinlemiyorsun.&lt;br /&gt;B- Aslında dinliyorum ama canım istediği zaman umursuyorum.&lt;br /&gt;A- Bu ne küstahlık böyle!&lt;br /&gt;B- Üzgünüm ama ben böyle biriyim. Buna küstahlık diyorsan da de bakalım. Bir yerim eksilecek değil. Çünkü kalbimdeki saf dilekleri veya düşünceleri bilmiyorsun. Bu dünyanın beni ne kadar kırdığını, sizin cahilliğiniz ve adaletsizliğiniz karşısında, ellerimde merhametimle yapayalnız kaldığımı görmüyorsunuz. Sizi sevecek gücüm vardıysa bile bir zamanlar, bu gücü doğayı sevmek ve sizden tiksinmek için kullanıyorum şimdilerde.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;A- Demek sevebilirdin...&lt;br /&gt;B- Sevebilirdim. Ama sevmemeliymişim. Tutsak olmalıymışım nefrete, acıya ve öfkeye. Yalnızlığım düşlerimden birer ayna. Süzülüyor yüreğimin semalarında. Ve aslında, sevdiğim ve seveceğim her şeyi iyileştirme gücünü de veriyor bana. Ama kırgınım, kendim olamadığım her ana.&lt;br /&gt;A- Nefretin ardından hüzün...&lt;br /&gt;B- Sen sanıyor musun, benim hislerim yok. Güçlüyüm diye, beni taştan bir kale yaptınız. Halbuki ben koza içinde saklanan bir kelebek olarak görünmüştüm kendime. Şimdiyse elime tutşturdunuz bir kalkan, istiyorsunuz ki her vuruşunuza karşılık vereyim. Sizleri sürekli ama sürekli reddedeyim. Sizler gibi olmadıkça ben, bana saygı duyuyorsunuz. Siz bile gizliden gizliye yanlış olduğunuzu biliyorsunuz. Ve sizlerle olan savaşım beni değerli kılıyor gözlerinizde. Halbuki beni size bağlayan hiç bir şey yok. Çekip gittiğimde ormanın derinliklerine, aklımdan geçmiyorsunuz. Ben sizi karşıma almadan da değerliyim. Yalnızca bunu anlamak istemiyorsunuz.&lt;br /&gt;A- Madem değerlisin, bırak bizleri o zaman.&lt;br /&gt;B- Zamanı geldiğinde gideceğim. Daha yapacak ve yaşayacaklarım var. Daha çok sevmelisiniz beni. Her birinizin içine işlemeliyim. Ta en derinlerinize inip, sizleri kendinizden daha iyi anlamalıyım. Ve en çok da anlatmalıyım. Sürekli ölmenizi isterken, kapatmaya çalıştığınız her şeyinizi açıp yüzlerinize vurmalıyım tek tek. Belki o zaman anlarsınız beni ve çektiklerimi. Belki ancak böyle deneyimlersiniz, benim bu yaşamdan payıma düşen acının bana verdiklerini.&lt;br /&gt;A- Her şeyin altında bir iyi niyet...&lt;br /&gt;B- Ne bekliyordun? Pisliklerinizi anlamlandıramadığım için bir faşist, adlandıramadığım için de bir yobaz gibi sizlere küfrederek sizi dışlayacağımı mı? Her birinizde neyin eksik olduğunu gördüğüm ve anladığım için, yaşama gereken kıymeti vermeyenlerinizin bir şeyleri fark etmesi için çabalıyorum. Bu nedenle ölümle taçlandırıyorum ya düşüncelerimi. Dediklerim ve diyeceklerim, cehaletten kalbi kararmış onca saçma insanın varlığını toz duman etmek için vardır. &lt;br /&gt;A- Ölümü hak etmek için bir şeyler yapmak gerekir. &lt;br /&gt;B- Siz yaşamı hak etmek için bir şey yapmadığınızdan ölümü hak ediyorsunuz ya benim gözlerimde!&lt;br /&gt;A- Demek seni seveceğiz gitmeden.&lt;br /&gt;B- Evet, nasıl dedikleriniz, yaptıklarınız ve yaşattıklarınız sayesinde acıyla tanıştıysam; ben de sizi önce sevmekle, değer vermekle tanıştıracağım. Gittiğimdeyse, bir ateş gibi düşecek bu kaybediş yüreğinize. Esirgeyeceğim varlığımı sizlerden. Yollara düşeceğim belki. Ya da saklanacağım bir küçük köşede. En çok da üzüldüğünüz için sevineceğim; giderken. Çünkü masumiyeti kaybetmenin, hayatına tecavüz edilmenin, bakışlarla yargılanmanın her türlü acısını yaşadığım bu kısa hayatımda, sizlere anlatabileceğim en önemli ders, çekilen acının en ama en kıymetli şey olduğudur bu yaşamda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Mors Principium Est - The Unborn &lt;br /&gt;Mors Principium Est - Fragile Flesh&lt;br /&gt;Araxas - Im Schatten Meiner Selbst &lt;br /&gt;Araxas - Path of Illusions &lt;br /&gt;Araxas - A New Morning&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6454388238227948339?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6454388238227948339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6454388238227948339&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6454388238227948339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6454388238227948339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/diyaloglar-3.html' title='Diyaloglar 3'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5884272397205551211</id><published>2011-08-02T13:02:00.002+03:00</published><updated>2011-08-02T13:04:04.449+03:00</updated><title type='text'>Dönüş...</title><content type='html'>Yol dönüşleri... İnsan susmak istiyor aslında. Ne de olsa yaşanan yaşanmış, her şey geride kalmıştır. Neden bir kez daha konuyu açıp ardımıza bakalım ki. Eve dönüş, susmayı da getiriyor yanında. Canım hiç bir şey konuşmak istemiyor. Anılar taze de olsa, geriye bakamayan biri olarak, sanırım yaşadıklarımı daha uzun süre düşünmeden ve anlatmadan geçip gideceğim, zamanın benim için hazırladığı sokaklardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, döneceğin yerin daha önce hiç bilmediğin bir yer olma ihtimali ne kadardır acaba? İnsan hiç bilmediği bir yere dönmüş gibi hissedebilir mi kendini? İlla tanıdıklık mı lazım, geri dönmenin mümkün olması için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duman var sanki kafamın içinde. Yorgunluktan mı, yoksa anlamsızlıktan mı? Hangisine daha yakın bu içimdeki duman? Karışıyor hayat yine. Ama bu sefer başka şekillerde. Yalnızlığa hapsedeceğim kendimi yeniden. Yazılarım ve yazacaklarımla, okuyacaklarımın arasında mekik dokuyacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşün travması belki bu. Ama bir yandan da hasret giderme eskiyle. Özlemişim, evimi, işimi... Kaçmak için sabırsızlandığım onca şeye şimdi hasret kalmışım. Aslında kendini güvende hissetmeni sağlıyor, döneceğin bir yerinin olması fikri. Bir yandan da kızıyorum kendime, onca evsizin ve aç insanın içinde, kurulu bir düzen ve işin arasından kalkmışım da küçük burjuva dertlerimden bahsediyor gibiyim. Ama küçük bir burjuva olamam ki. Onların değerlerini ve dünyasını ciddiye alamıyorum ki. Düşünmek ve üretmek dışında hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Nasıl yapacağım insanlara yeniden saygı duymayı? Nasıl seveceğim bu hayatı yeniden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular zihnimi kurcalamasın diye resim yapmaya başladım. Çünkü fark ettim ki, yazmak ve okumanın dışında, resimle düşünmek bambaşka bir eylem. Müzik yapmak bile kafamı yorarken, resim yaparken hiç de yorulmadığımı fark ettim. Ne kadar da buruk resimler elimden çıkanlar. Dönüşüm geçiren çizgiler her seferinde, kendi olmanın dışında bir başka şey olmanın yamacında var oluyorlar. Karanlıklar, hüzünlüler... Neşeli bir şey çizemeyeceğimi fark etmek biraz farklı bir bakış açısı kazandırdı bana. Elimden resme akan siyah renk dışında bir şey olamayacak, aklımdan hüzün dışında bir şey çıkmayacak mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5884272397205551211?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5884272397205551211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5884272397205551211&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5884272397205551211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5884272397205551211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/08/donus.html' title='Dönüş...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1399256719088337889</id><published>2011-07-19T14:45:00.003+03:00</published><updated>2011-08-02T14:40:10.380+03:00</updated><title type='text'>Olur mu olmaz mı?</title><content type='html'>Hani vardı ya,&lt;br /&gt;hepimizin hayalleri.&lt;br /&gt;Aslında varmak istedikleri birileri veya bir yerleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gidecek hiç bir yerim yoktu.&lt;br /&gt;Şimdiyse tüm kapılar açılmış,&lt;br /&gt;girmeyi reddederken,&lt;br /&gt;düşündüğüm tek şey,&lt;br /&gt;içimdeki hüzünlü çocuğa ihanet etmemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutamamak yaşadıklarını,&lt;br /&gt;ve belki de yaşlanmak çocukca.&lt;br /&gt;Çığlıklarında umutsuzca,&lt;br /&gt;çırpınan bir dalganın ardında,&lt;br /&gt;eline geçecek olanların hasretiyle,&lt;br /&gt;düşlerinin karasına sığınmak istemelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemelisin ki, gece ve sen, bir araya geldiğinizde,&lt;br /&gt;yalnızca anlattıkların değil,&lt;br /&gt;bilmediklerinle de olun birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esas hüznün kaynağı burası,&lt;br /&gt;dedi eli işaret ederken solunu.&lt;br /&gt;Kaynak içerideyse,&lt;br /&gt;dışarıdan bulaşacak şeylerden hangisi daha çok zarar verebilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hüzün mutlak.&lt;br /&gt;Çatışma ise muğlak.&lt;br /&gt;Çünkü elde edeceklerin ile,&lt;br /&gt;edemeyeceklerinin arasında dokuyacağın mekik,&lt;br /&gt;hiç bir işine yaramayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir limana demirlemem gerektiğini söylediklerinde,&lt;br /&gt;elimden geldiğince uzağa kaçma isteği ile,&lt;br /&gt;arkamı döndüm, ama koşamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol uzadı, sokak derinleşti&lt;br /&gt;taşlar tepe oldu,&lt;br /&gt;ve ben eski hatalarıma yeniden döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla olmayacağını umduğum şey,&lt;br /&gt;olmamasını kesinleştirmek için yıllarımı verdiğim şey,&lt;br /&gt;bir rüzgar ile elimden uçtu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim değerlerimden uzakta,&lt;br /&gt;bana ulaşmayan sözleriniz var. &lt;br /&gt;Ama yok, bundan sonra sizin değil,&lt;br /&gt;benim yöntemlerim var.&lt;br /&gt;Kendime doğru dönüp,&lt;br /&gt;olur mu olmaz mı bulacaklarım var.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Kızsanız da kızmasanız da,&lt;br /&gt;kendime edecek daha çok eziyetim var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1399256719088337889?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1399256719088337889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1399256719088337889&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1399256719088337889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1399256719088337889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/07/olur-mu-olmaz-m.html' title='Olur mu olmaz mı?'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4122726111628832792</id><published>2011-07-12T16:26:00.002+03:00</published><updated>2011-08-03T19:20:16.721+03:00</updated><title type='text'>Ölümsüz Diyarın Bekçisi</title><content type='html'>Bir anda yükselen alevlerin üzerinden geçerken,&lt;br /&gt;kaybetmeyi göze aldığım herşeyi,&lt;br /&gt;gözlerinin içine baktığım ejderhanın çığlıklarında bırakmıştım. &lt;br /&gt;Yitmekte olan bir günün son ışığında,&lt;br /&gt;kalkanıma yayılan kızıllığı ardıma almıştım. &lt;br /&gt;Ejderha davetkar bir sesle adımı soluyordu burnundan...&lt;br /&gt;Yapamadım, dönemedim.&lt;br /&gt;Kaderin sesi beni çılgıncasına çağırırken,&lt;br /&gt;savaşın en güzel yerinde kaçtım.&lt;br /&gt;Korkudan değil...&lt;br /&gt;Bu zaferi hak etmediğimi düşündüğümden.&lt;br /&gt;Ejderhanın yenildiğini görmek istemiyordum.&lt;br /&gt;Ve belki de onu bu hayat boyunca yenemeyecektim.&lt;br /&gt;Açılan yaralarım kanarken,&lt;br /&gt;arkamdan uçup gelen bir sıfatı,&lt;br /&gt;titreyerek kalbimin derinliklerinde hissettim.&lt;br /&gt;"Korkak!" diyordu arkamdan, "korkak kaçma!"&lt;br /&gt;"Korkmuyorum senden veya ölümden" dedim ejderhaya.&lt;br /&gt;Korkmuyordum savaşmaktan.&lt;br /&gt;Yüzyıllardır halkımın verdiği mücadelede yer almıştım.&lt;br /&gt;Her gün savaş düşünür ve konuşur olmuştum.&lt;br /&gt;En büyük savaşımızdan sonra,&lt;br /&gt;katledilen ırkımın ardından,&lt;br /&gt;bir umutla en büyükleri olan bu ejderhaya saldırmıştım.&lt;br /&gt;Giden herkesin ardından,&lt;br /&gt;Şimdi kalan tek kişi olarak, "Savaş" bendim.&lt;br /&gt;Nasıl kaçardım meydandan?&lt;br /&gt;Döndüm ve haykırdım,&lt;br /&gt;"Korkmuyorum senden, ey ölümsüz diyarın bekçisi!"&lt;br /&gt;Korkmuyordum.&lt;br /&gt;Ellerimde ve gövdemde oluşan dinginlikle döndüm ve ejderhaya doğru gittim.&lt;br /&gt;Alaycı bakışlarında, "ölümüne hoşgeldin" diyordu.&lt;br /&gt;"Geldiğim yerin adı ölümse bile, bu senin elinden olmayacak!" dedim ona.&lt;br /&gt;"Mağrursun demek, fakat bu hiç bir işe yaramayacak!" dedi cevap olarak ejderha. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkanımı attım.&lt;br /&gt;Kılıcımı çektim.&lt;br /&gt;Karşı karşıya kaldığımızda, başını indirdi ve yere sabitledi.&lt;br /&gt;Önümüzde uzanan yolu ateşe verdi. &lt;br /&gt;Son bir büyü kalmıştı aklımda. &lt;br /&gt;Çok bir şey yapamayacaktım belki...&lt;br /&gt;Ölecektiysem bile, onu da yanıma almalıydım.&lt;br /&gt;Koşmaya başladım alevlerin içinden.&lt;br /&gt;Her adımda daha çok ısınıyordu kılıcım.&lt;br /&gt;Tek bir hamle yapacak gücüm kaldığından,&lt;br /&gt;tüm gücümle boynuna atıldım.&lt;br /&gt;Büyüyü dilime doladım, kılıcımı ensesine sapladım.&lt;br /&gt;Nefretim ve cesaretim büyüyle bir olup aktılar yüreğimden kılıcıma.&lt;br /&gt;Kılıcımı çekip bir kez daha sapladım ejderhanın ense köküne.&lt;br /&gt;Kalbi daha önce bilmediği bir duyguyu tadıyordu şimdi.&lt;br /&gt;İnsan duygularım yüreğini zehirlemeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Alaycı bakışları değişiyor, yüreğini kin ve nefret bürüyordu.&lt;br /&gt;Kafasını delice sallayıp, çığlıklara boğuldu.&lt;br /&gt;Beni yere fırlattığında, gözlerindeki karmaşayı gördüm.&lt;br /&gt;Kılıcım hala ensesinde, kurtulmaya çalışıyordu. &lt;br /&gt;Düştüğüm yerden başımı kaldırdım.&lt;br /&gt;Artık çığlıkları acısını anlatıyordu, meydan okumasını değil!&lt;br /&gt;Boğuluyordu git gide öksürüklerin içinde.&lt;br /&gt;Her öksürükte bir kez daha boğuluyordu. &lt;br /&gt;Nefretimin altında ezilen yaşam sevgisi,&lt;br /&gt;gün batımı ile birlikte soluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefrete düşüveren yüreğinden,&lt;br /&gt;yükselen cesareti ile kendi kendine döndüğünde,&lt;br /&gt;geriye yapacağı tek bir şey kalmıştı: &lt;br /&gt;Nefret ettiği varlığını sonlandırmak.&lt;br /&gt;Son bir soluk aldı ve onu içine hapsetti.&lt;br /&gt;Soluğu ile birleşen alevleri ağzına kapattığında kendine döndü.&lt;br /&gt;Alevler gırtlağından yükseldi ve yükseldi.&lt;br /&gt;Ama o ağzını açmadı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Alevler bir kez daha yükseldi içinden,&lt;br /&gt;o yine de ağzını açmadı. &lt;br /&gt;Sonunda içten yanmaya başladı.&lt;br /&gt;Soluğu tükendiğinde, büyükçe gövdesi ihtişamını kaybetmese de yere serildi.&lt;br /&gt;Ağzı açıldı ve yanmış et kokusuyla birlikte dumanlar özgür kaldı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Kendine duyduğu nefretin ateşi ile yanmıştı tıpkı benim gibi.&lt;br /&gt;Yıllar önce halkımın tattığı gibi yenilgiyi tadıyordu şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baygınlıkla da olsa gözlerini açtı. &lt;br /&gt;"Sen" diyordu gözlerinde, "sen yaptın bunu bana!"&lt;br /&gt;"Evet" dedim ona, "ben yaptım."&lt;br /&gt;Sonra baktım, yanıyor içi hala.&lt;br /&gt;"Hayır" dedim ona, "Ben sizlerden değilim.&lt;br /&gt;Nefretim ne seni ne de bir başkasını yok etmeyecek.&lt;br /&gt;Sizler gibi katil değilim!"&lt;br /&gt;Adını söyledim fısıltıyla, yağmuru çağırdım yanıma.&lt;br /&gt;Esmeden, gürlemeden,&lt;br /&gt;yalnızca küçük dokunuşlarla,&lt;br /&gt;ejderhanın yanan yüreğini söndürsün istedim.&lt;br /&gt;Yağmur başladı sessizce.&lt;br /&gt;Hızlanınca tıp tıp, seslerini duymaya başladım kılıcıma dokunan damlalarda.&lt;br /&gt;Ejderha gözlerini kapadı.&lt;br /&gt;Yağmurun sakin dokunuşlarına kendini bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce savaş oldum,&lt;br /&gt;ölümsüz diyarın bekçisine ölümü getirdim.&lt;br /&gt;Sonra yağmur oldum,&lt;br /&gt;bu ateşten bekçiye merhametin yumuşaklığını tattırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gözlerini açan ejderha, son bir söz söyledi:&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ölüm" dedi, "ölmeyi bilenler içindir.&lt;br /&gt;Ben ve halkım bunu asla öğrenmedik, ölmek nedir bilmeyiz!"&lt;br /&gt;"Yaşam" dedim, "yaşamayı bilenler içindir.&lt;br /&gt;Sen ölümü, bense yaşamı korumaya, devam edeceğiz."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4122726111628832792?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4122726111628832792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4122726111628832792&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4122726111628832792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4122726111628832792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/07/olumsuz-diyarn-bekcisi.html' title='Ölümsüz Diyarın Bekçisi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5089281226127151671</id><published>2011-07-02T08:50:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T08:50:06.494+03:00</updated><title type='text'>Siyaha Dalmak</title><content type='html'>Gelsin dolsun dünyanın bütün hüznü içime,&lt;br /&gt;Hanginizin acısı beni daha çok acıtacaktı ki?&lt;br /&gt;Hangi karanlık beni boğabilirdi daha çok siyaha?&lt;br /&gt;Gelsin, siz de gelin, dolun bütün karanlıklar içime,&lt;br /&gt;Kollarımı açtım bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün geceden daha siyah olmaya yemin etmiştim.&lt;br /&gt;Nerden bilirdim, gündüzün içinde simsiyah kalacağımı?&lt;br /&gt;Nerden bilebilirdim ki, uykuya daldığımda tüm düşlerimin siyaha boyanacağını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renkleri sevmemi istediniz.&lt;br /&gt;Benden her gün gülmemi beklediniz!&lt;br /&gt;Neden yapacaktım ki bunu?&lt;br /&gt;Gülümsememi istediğiniz,&lt;br /&gt;renklerin canlılığında boğulmuş,&lt;br /&gt;kime ait olan hayaldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmüyor musunuz, gerçek simsiyah!&lt;br /&gt;Siz hangi renkten bahsediyorsunuz?&lt;br /&gt;Ve neden ısrar ediyorsunuz, hayatın neşesi üzerine... &lt;br /&gt;Bırakın, sükunet ve hüzün kaplamışken içimi,&lt;br /&gt;Yalnız siyaha bakarken gözlerim,&lt;br /&gt;Benden değişmemi neden istiyorsunuz?&lt;br /&gt;Siz gülün ve beni rahat bırakın,&lt;br /&gt;Bırakın da yolumu kaplayan siyahın içine dalayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Pens&lt;span style="font-size: small;"&gt;é&lt;/span&gt;es Nocturnes - Lune Malade&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5089281226127151671?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5089281226127151671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5089281226127151671&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5089281226127151671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5089281226127151671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/07/siyaha-dalmak.html' title='Siyaha Dalmak'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6329767579350092281</id><published>2011-06-30T01:11:00.002+03:00</published><updated>2011-06-30T17:05:44.870+03:00</updated><title type='text'>Balıkçı ve Genç Adam</title><content type='html'>Zaman:Gün Batımı&lt;br /&gt;Yer: Sahilde demirlemiş eski bir takanın kıçı&lt;br /&gt;Kişiler: Balıkçı ve Genç Adam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkçı-Ben öldüm, sen yaşadın be, der balıkçı elindeki ağları yukarı toplarken.&lt;br /&gt;Genç Adam-Ne ölmesi abi, yaşıyorsun ya karşımda, der genç çocuk.&lt;br /&gt;B-Hayaller öldü, şimdi elimde yalnızca gerçekler var. Gerçi onlar da ağların arasından geçip gidiyor zaman zaman....&lt;br /&gt;G.A-Abi, derdin neydi ki? Neden geldin buraya? diyen genç çocuk, balıkçının derin iç çekişini izler.&lt;br /&gt;B-Bilmem, dert midir yaşadıklarım, yoksa yaşamın ta kendisi mi? deyip arkasını döner. Bir sigara yakar ve usulca bir nefes çeker.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;B-Her seferinde aynı yere dönüyor dalgalar. Hep kıyıda bitiyorlar. Geldikleri yer belli değil ama döndükleri yer belli, tıpkı ölüm gibi. Dert değildir yaşadığım evlat, ölümün yanında yaşanan hiç bir şey ağır kaçmaz ki...&lt;br /&gt;Bu sözler karşısında etkilenen genç, gider ve balıkçının yanına oturur. Balıkçı parkasını çıkarır, omuzlarına atar. Genç adam da bir sigara yakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B-Bak şimdi debeleniyorlar. Yaşamı arzuluyor bütün balıklar. Ciğerleri su istiyor. Sen ne istiyorsun peki?&lt;br /&gt;G.A-Ne istiyoruz abi? dedi genç merakla.&lt;br /&gt;B-Sen de yaşamı arzuluyorsun. Hem de nedenini bilmeden. Şu balıktan farkın var mı sanıyorsun?&lt;br /&gt;G.A-Yok mu abi?&lt;br /&gt;B-Belki vardır. Senin yüzdüğün deniz anlamsızlık denizidir. Onunkisi ise başı kıçı belli bir deniz işte. İnsanların pasağını temizlemeye çalışan bir başka güzellik daha. Al işte, bu kıyılarda da balıklar mutsuz. Hep neyi aradım biliyor musun? Mutlu bir kıyı, mutlu balıklar... O kıyıyı gördükten sonra çözülecekti içimdekiler. Bir tane bile balık tutmayacaktım ordan biliyor musun? Tek bir balık çıkmayacaktı o kıyıdan. O bütünlüğü görsem, diyecektim ki; tamam! İşte bu, herşeyin sonu da başı da burda. Her şey burdan geldi, burada ölebilirim diyecektim. Ama diyemedim. Dilimin altında ezildi ve yok oldu sözlerim.&lt;br /&gt;G.A-Öyle bir kıyı olsa bile biz bulamazdık be abi! Baksana bizim taka dünyanın sonuna gidecek kadar uzun yaşayamaz. Nasıl da yorgun...&lt;br /&gt;B-Yıllara kırgın. Yollara dargın. Bıktı bizden be evlat. Bak nasıl da titriyor dümeni. Her dalgayı avuçluyor, kucaklıyor haspa!&lt;br /&gt;G.A-Abi bu sözlerine bile dayanamayacak gibi duruyor!&lt;br /&gt;B-Dayanmasın, ne yapalım? Bizi bu zamana kadar getirdi ya. Denizin olsun bırak. Zaten onun sevgilisi değil miydi? Bırak kavuşsunlar bakalım. Hem belki burdan kurtuluruz o zaman. Ama sanmam. Kaçıp kurtulmak için gelmiştim, şu hale bak. Okyanusun sonsuz olduğunu söylerdi bir şair. Hani sonsuz ya, o sonsuzluğun içinde yok olacağımızı bilememiş. Bak, sonsuzun ortasındayız, bak su ve hava. Ateş ve toprak. Bak yıldızlar. Hepsi etrafımızda ve biz yalnızca yarın ne yiyeceğimizi düşünüyoruz. Biz buyuz işte. Sonsuzluğu düşünen bir böcek.&lt;br /&gt;G.A-Abi, taka dile gelecek şimdi. Bak kızdırıyorsun haspayı, sonra atmasın bizi sırtından? &lt;br /&gt;B-O ne bilir, bir şey bilmediğini fark etmenin acısını. O kendini bilir yalnızca. Ben takayım diye gezer etrafta. Ne bekliyorsun bir tahta parçasından, odunluktan başka bir şey düşünebileceğini mi?&lt;br /&gt;G.A-Bilmem ki abi, yıllar mı aldı umutlarını elinden, yoksa dalga ve fırtınalar mı?&lt;br /&gt;B-Ben de bilemedim be evlat. Hem zaten umut fakirin ekmeği derlerdi, ben fakir veya zengin olsam bile takmam ki. O zaman umut neyime gerek benim.&lt;br /&gt;G.A-Belki gerekir bir gün. O kadar karamsarlaşma be abi. Balığın olduğu yerde sen de varsın. Ve hep olacaksın.&lt;br /&gt;B-Doğru ya. O av, bense avcı. Ama derdimiz ne?&lt;br /&gt;G.A-Sonsuzluk işte bunda ya abi.&lt;br /&gt;B-Sonsuzluk kısır döngü mü yani?&lt;br /&gt;G.A-Bilmem abi, istersen bugünlük olsun. Yarın belki başka bir manzarada, başka şeyler görür ve düşünürüz.&lt;br /&gt;B-Demek değişimle bakacağız yeniden her şeye. Ama bunu düşünmek istemiyorum. Bırak sigaramın sonunu içeyim. Hem belki ışığın son kırıntılarında bir ateş yakar, yemek pişiririm. Sonra yarın yine karnımızı doyurmanın yollarını ararız. Gün ve gün, sofradan gelecek olana takılır aklımız.&lt;br /&gt;G.A-Kızma abi ama, neden büyütüyorsun bunları? Altı üstü yemek yiyeceğiz!&lt;br /&gt;B-E az şey mi be evlat. Onlar olmasa bir kaç güne ölürüz. Sen ne sandın kendini, çelikten bir gemi mi?&lt;br /&gt;G.A-Yok da abi, neden takılıyorsun?&lt;br /&gt;B-A canım, ben buralara gelmeden önce bıraktığım yaşamamın izlerini&amp;nbsp; gösteriyorum sana. Sanıyor musun ki, bu abin yalnızca bir balıkçı. Öğrendiğim her şeyi belki deniz yıkar yutar diye geldim. Her dalgada bir kez daha ümit ettim, ama bak hala düşünüyorum, hala unutamıyorum. Hala biliyorum ve soruyorum...&lt;br /&gt;G.A-Ama abi bunlar kötü şeyler değiller ki!&lt;br /&gt;B-Belki haklısın. ama gün batımı veya gün doğumunun ihtişamı karşısında eziliyorum her geçen gün. Çünkü bir kez daha aşık oluyorum. Ne zaman bitecek bu aşk bilmiyorum. Bak gün batıyor ve ben o muhteşem kızıllığa bir kez daha aşık oluyorum! &lt;br /&gt;G.A-E ne güzel işte abi. Doğanın bütünlüğü o aşkla dolmuyor mu yüreğine?&lt;br /&gt;B-Doluyor, dolmaz mı? Ama yine de bir şeyler eksik geliyor. Tadını alamıyorum tam olarak bütün bunların. Sanki sözleri yok hislerimin.&lt;br /&gt;G.A-Abi sükunetin kıymetini bilmek gerek dememiş miydin?&lt;br /&gt;B-Gerekir ama bazen bir iki kelam da sükuttan daha değerlidir. Demek ben oraya kadar gelmişim. Bırak da ah'larımı edeyim.&lt;br /&gt;G.A-Yapma be abi. Kızma ama, şimdi çocukluk ediyorsun gibi geliyor.&lt;br /&gt;B-Belki ediyorumdur. Etmediğimi söylemiyorum ki zaten. Gün batımı, açlık ve yorgunluk. Ne bekliyorsun ki sözlerimden? Dünyayı kurtarmasını mı?&lt;br /&gt;G.A-Yok da, en azından gülümseyecek kadar bir pay bırak içinde. Silme, atma her şeyi.&lt;br /&gt;B-Sen böyle düşündüğüme bakma. Arada geliyorlar işte bana. Dalgaların sesine bak. Nasıl da titriyorlar nağmeyle.&lt;br /&gt;G.A-Titrer abi, titremez mi? Sen sevdiğine sarıldığında ruhun bedeninle ayrışıp birleşmez mi?&lt;br /&gt;B-Birleşir herhalde be. Ama çok da emin olmamak lazım. İnsanın kimi nasıl seveceği belli olmuyor ki!&lt;br /&gt;G.A-Boşver ayrıntıları bugünlük. Evet, haklısın herkesi aynı şekilde sevemeyiz. Ama bırak bugünlük sevelim her hangi birini istediğimiz gibi.&lt;br /&gt;B- Sev tabi. Buna engel olan yok. Sadece ben istemiyorum diyorum. Katlanamıyorum diyorum. Kalbim zaten dolu diyorum. Deniz dolmuş yüreğime, şimdi nasıl dönerim diğerlerine...&lt;br /&gt;G.A-Nasıl da aşık olmuşsun abi!&lt;br /&gt;B-Bu aşkı herkes göremez be evlat. Bak düşmüşüm yollara. Yıllardır tek derdim karnımı doyurmaktır. Daha başka da dert istemem. Küçük bir gülümseme verir her sabah bana sevdiğim deniz, ay ve güneş de eşlik eder. Aslına bakarsan, o gülümseme bana yeter. Beni doyuran denizin güzel yüzüdür. Balıkları değil ki...&lt;br /&gt;G.A- Abi neden böylesin. İyi güzel de her şey, sanki kaçıyorsun. Kaçtığın nedir?&lt;br /&gt;B-Kaçmak mı? Ben kaçıyorum ha? Belki de. Ya da duymak istemiyorum kendimi.&lt;br /&gt;G.A- Kaç abi kaç. Herkes kadar senin de hakkın. Ama beni yolda aldığından beri, tek bir duygu yaşıyoruz birlikte. Adına hüzün de istersen ya da burukluk. Ama sen kırgınlığından bir krallık yaratmış gibisin. Aşkın yorgun ve dargın ama öylesine de büyük.&lt;br /&gt;B-Büyük ya, deniz kadar değil be evlat. Bilmez misin, her denizin sonunda sonsuzluk uzanır. Ve ancak benim kadar arınmak isteyenler o sonsuzluğun arayışındadır.&lt;br /&gt;G.A- Bilirim artık be abi. Ondan yanından ayrılamaz oldum ya. Gel birlikte arayalım o sonsuzluğu.&lt;br /&gt;B-Arayalım istersen evlat. Zaten seni yolda atacak değilim. Kendin istemedikçe buradan ayrılmana gerek yok.&lt;br /&gt;G.A- Sağol be abi. Yoldaşım oldun, abim oldun.&lt;br /&gt;B-Karnımız acıktı. Şimdi de aşçı olayım. Gel pişirelim balıkları. Sonra bakalım deniz bize ne bahşetmiş bugün balığın tadında. Gel hadi gel, kalk. Sen de sofrayı hazırla.&lt;br /&gt;G.A- Peki abi, hemen hazırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaralarını söndürüp, izmaritini bir köşeye atarlar ve sofrayı hazırlamaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SON&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Vas - In Our Faith&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6329767579350092281?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6329767579350092281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6329767579350092281&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6329767579350092281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6329767579350092281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/06/balkc-ve-genc-adam.html' title='Balıkçı ve Genç Adam'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8303685874935406496</id><published>2011-06-22T10:49:00.005+03:00</published><updated>2011-06-23T10:55:33.822+03:00</updated><title type='text'>Diyaloglar 2</title><content type='html'>A - Farkında mıydın bunca zaman?&lt;br /&gt;B - Bilmem, belki de farkındaydım hepsinin.&lt;br /&gt;A - Ama farkında olup da eyleme geçmemek sana göre değil!&lt;br /&gt;B - Biliyorum ama şartlar böyle gerektirmişti. Sanki tüm koşullar benim kendime odaklanmamı istemişti.&lt;br /&gt;A - E peki sonra ne oldu?&lt;br /&gt;B - Hatalarımı unuttum. Bir yanlış yaparken, sonrasında acısını çekeceğimi hiç düşünmedim. Şimdiyse kızıyorum.&lt;br /&gt;A - Ama bunu hep yapıyorsun. Sürekli kendini kısıtlıyor ve kızıyorsun.&lt;br /&gt;B - Ne yapayım? Mükemmel bir dünyada yaşamak istiyorum. &lt;br /&gt;A - Buna burda ulaşamayacağını bilmiyor musun?&lt;br /&gt;B - Biliyorum ama yine de kendimi mükemmeli istemekten alıkoyamıyorum.&lt;br /&gt;A - Tüm üzüntünün sebebi bu mu?&lt;br /&gt;B - Bazen diyorum keşke bu kadarla kalsa. Ama tek sebep bu değil. Yaptıklarım ve yapamadıklarımın arasında sürekli dayak yiyor gibi hissediyorum kendimi. Bir bıraksalar, bir rahat bıraksa dünya beni. Akmama izin verseler. Ama yetmiyor. Ne bu dünya, ne de bir başkası. Akmam için yeterli değil hiç biri. O nedenle arıyorum ya sonsuzluğu.&lt;br /&gt;A - Mükemmel sonsuz mu peki sence?&lt;br /&gt;B - Bilmem. Belki de ben öyle düşlüyorumdur. Ama bazen umursayamıyorum bile düşlerimi. Bazen ciddiyet gırtlağıma yapışıyor. Bazen de kahkahalar sözcüklerimi tıkıyor. Hem neşemin hem de ciddiyetimin kurbanı olduğum zamanlar gelip çatıyor. Yoruluyorum artık. Yorgunum artık. Dayanamıyorum bazen kendi içimde yaşamaya.&lt;br /&gt;A - Bu kadar zamandır neden sabrettin ki?&lt;br /&gt;B - Hayatta kalmamın başka bir yolu yoktu. Hayat ve insanlar elini eteğini çekmişti benden. Yalnızdım. Kendi başıma yapmalıydım herşeyi. Şimdiyse sakin kalamıyorum.&lt;br /&gt;A - Nasıl mutlu olunacağını bilmiyorsun belki de...&lt;br /&gt;B - Belki huzurlu kalmayı da bilmiyorum. Belki vaz geçmeliyim bu dünyadan. Bırakıp gitmeliyim herkesi, her şeyi. Adım unutulmalı, ismim silinmeli tanıdıklarımın hafızasından.&lt;br /&gt;A - Bu kadar yitmek sana göre değil gibi. Gölgelere saklanarak mutlu olabileceğini mi sanıyorsun?&lt;br /&gt;B- Emin değilim. En azından gölgeler serinlik verecek sanki.&lt;br /&gt;A - Bu sefer teslim olacak gibisin...&lt;br /&gt;B - Böyle söyleme bana. Teslim olamam ben. Mücadeleyi bırakamam ben. Bunu sen de biliyorsun! Böyle söylediğin için şimdi yeniden başlamak zorundayım.&lt;br /&gt;A - Ama yenilmek sana göre değil. Başka ne yapmamı istiyorsun ki? Karşında durmuş, gölgelerin ardına saklanan parlak bir çift göze bakıyorum. Görüyorsun. Biliyorsun ve buna rağmen kaçıyorsun.&lt;br /&gt;B - Dayanamıyorum artık aranızda yaşamaya. Sizlerin hayal kırıklıkları, haksızlıkları, üzüntüleri bana da bulaşıyor. Sizlerin üzüntüsü ve acısı beni de yaralıyor. Kendim için üzülmediğim kadar üzülüyorum bu dünya ve insanlık için...&lt;br /&gt;A - Ama bizleri sevmiyorsun.&lt;br /&gt;B - O kadar basit değil. Yalnızca sevmiyor değilim aslında... Sevemiyorum. İçime sindiremiyorum sizleri. Ama yine de merhamet ediyorum her birinize. Çünkü anlıyorum sizi neyin kırdığını. Siz incindiğinizde ben sizin için daha çok üzülüyorum, özellikle de elimden sizler için bir şey gelmediğinde...&lt;br /&gt;A - Demek merhamet ediyorsun.&lt;br /&gt;B - Evet. Aslında merhamet acımaktan farklıdır. Merhamet sevebileceğin bir şeye dair duyabileceğin şefkatli bir duygudur. Acımaksa küçük görmeye gebedir. Bu nedenle olmuyor ya. Merhamet ettiğim onca insana duyduğum sevgi, kendisinden değil yalnızca durumundan kaynaklanıyor. Sevmiyorum dedim ya insanları. Durumları seviyorum. Ya da başınıza gelenleri izlemeyi. Ve bazen de size yardım etmeyi. Ama benden istemeyin artık sizlerle yaşamamı.&lt;br /&gt;A - Nedir bu fırtına içindeki? Neden böyle dalgalanıyor her şey?&lt;br /&gt;B - Bilmiyorum ki. Artık durulmak isteyen bir su gibiyim. Belki de sönmek isteyen bir ateş. Ve kendime üzülüyorum bazen. Bunca çatışmanın içinde, nasıl da yaralanarak hayatta kaldığıma...&lt;br /&gt;A - Demek unutamıyorsun sen de benim gibi.&lt;br /&gt;B - Nasıl unuturum? Unutursam kaybolacak gibi hissediyorum belki.&lt;br /&gt;A - Unutmalısın ama, anı yaşamak için.&lt;br /&gt;B - Bunu kendime özellikle yapıyormuşum gibi konuşma. &lt;br /&gt;A - Ama farkındalıkların bir işe yaramalı artık.&lt;br /&gt;B - Biliyorum ama hafızam bu kadar kuvvetliyken, ben kendimi rahat bıraksam bile dünya zihimde kalmaya ve beni zehirlemeye devam ederken, bunu yapmam mümkün olmuyor. Bir türlü kaçamıyorum.&lt;br /&gt;A - Bizlerden kaçıyorsun ama...&lt;br /&gt;B - Daha fazlasını görmemek için. Daha fazlasını söylememek için. Susmak istiyorum. Lanet olsun hepinize! Neden defolup gitmiyorsunuz zihnimden? Neden yalnız bırakmıyorsunuz beni? Zihnimin yollarında yalnızca yürüyemeyecek miyim? Sizler olmadan bir saniye olsun nefes alıp veremeyecek miyim?&lt;br /&gt;A - Her lanet bir başka lanetten doğar! Bunu bilmiyor musun? Nasıl böyle bir zayıflık gösterirsin? Nasıl lanet edersin bizlere...&lt;br /&gt;B - En başından beri yalnız ve yalnız kendi üzerime dökülen bu laneti paylaşmak istediğim için.&lt;br /&gt;A - Demek kendine lanet ediyordun bunca zaman.&lt;br /&gt;B - Evet...&amp;nbsp; &lt;br /&gt;A - Ne zaman affedeceksin kendini?&lt;br /&gt;B - Ben bunu bilmeyi senden daha çok istiyorum.&lt;br /&gt;A - Hangi lanetti başına kondurduğun?&lt;br /&gt;B - Bilmem. Hepinizin laneti belki de. Sizin arzularınızın sonucunda, bana öğrettiğiniz mükemmele koşuyordum belki de. Ve sakatlandım. Artık acıyor bileklerim.&lt;br /&gt;A - İlk defa ah'ladığını görüyorum.&lt;br /&gt;B - Ömrümün ortasında benden ne yapmamı bekliyordun? Hiç üzülmemişim gibi mutlulukla gülümsememi, sanki herşeyi unutmuşum gibi hepinize kucak açmamı mı istiyordun?&lt;br /&gt;A - Bizler seni sevebilirdik belki...&lt;br /&gt;B - Sizin sevginiz beni zehirliyor. Ya yumuşatıyor ya sertleştiriyor. Beni değiştiriyorsunuz. Buna katlanamıyorum.&lt;br /&gt;A - O zaman inat et her zaman yaptığın gibi!&lt;br /&gt;B - Zaten ediyorum ya. O nedenle bu kadar kanıyor yüreğim.&lt;br /&gt;A - Demek bir savaş veriyorsun.&lt;br /&gt;B - Hem de ne savaş! Bana karşı hepiniz ve kendime karşı ben... Ne olacağım ben böyle?&lt;br /&gt;A - En büyük dağa çık. Orası dünyanın sonsuzluğa açılan penceresidir. Bir nefes al orda. O nefes belki bütün yaralarını iyileştirir.&lt;br /&gt;B - Sonsuzluk mu beni iyileştirecek olan? Ya da senin bana göstermeye çalıştığın ve aslında işe yaramayan şefkatli sözlerin mi? &lt;br /&gt;A - İyileşmeye direniyorsun!&lt;br /&gt;B - Evet, sizler gibi olmak istemiyorum. Ben mutlu olmak istemiyorum artık. Bıktım hepinizden. Sizin isteklerinizi taşımak istemiyorum. Ben sizler gibi değilim. Anlamıyor musunuz? Sizlerle yaşayamıyorum artık.&lt;br /&gt;A - Git o zaman gölgelerine. Git ve saklan bir korkak gibi!&lt;br /&gt;B - Hayır, korkak değilim. Sadece yorgunum. Neden kızıyorsun bana? Herşeyimi vermek istemedim mi sizlere? Şimdi dinlenmek isterken, neden yıllar boyunca üzerime yüklediğiniz bütün sorumluluğu yeniden ve yeniden üzerime yığıyorsunuz? Neden rolüm hep aynı? Artık değişmek istiyorum, değiştirmek istiyorum kendimi. Yıkmak, yok etmek, bozmak ve üzerine yeniden inşa etmek. Kendim olmaktan bıktım, bana verdiğiniz rolden bıktım, anlamıyor musunuz?&lt;br /&gt;A - Bundan kurtulmanın yolu kaçmak mı?&lt;br /&gt;B - Yapacak başka bir şey gelmiyor aklıma.&lt;br /&gt;A - Küsüp gitsen hepimiz kaybederiz görmüyor musun?&lt;br /&gt;B - Artık sizleri düşünmek istemiyorum. &lt;br /&gt;A - Bencillik ediyorsun.&lt;br /&gt;B - Bırak da hayatımda bir kez olsun bencillik edeyim!&lt;br /&gt;A - Ama bu sen değilsin.&lt;br /&gt;B - Biliyorum lanet olası! Kim olduğumu biliyorum. Ve artık bunu unutmak istiyorum.&lt;br /&gt;A - Her hangi biri olamazsın. Olmayacaksın. Bunu başaramayacaksın, biliyorsun.&lt;br /&gt;B - Bırak da deneyeyim en azından.&lt;br /&gt;A - Denerken bile bizlere ilham veriyorsun.&lt;br /&gt;B - Hayır yapmıyorum bunu.&lt;br /&gt;A - Evet, yapıyorsun.&lt;br /&gt;B - Neden yalnızca hayallerime sığınmama izin vermiyorsunuz?&lt;br /&gt;A - Çünkü dünya hayalden ibaret değil!&lt;br /&gt;B - Ama benim dünyamın hayallerle dolmasını ve gerçekliğin de onun içinde boğulmasını istiyorum.&lt;br /&gt;A - Bağını koparmak istiyorsun. Uçmak istiyorsun belki, kaygısızca sonsuzluğa doğru.&lt;br /&gt;B - Bedenime bağlanmış olan ruhumun özgür kalmasını istemekten başka bir şey yapmadım. Beni buraya, bu düzene, bu sisteme hapsettiniz. Sizler gibi olmamı istediniz. Görmüyor musunuz? Hayal dünyasının kapısında durmuş, hepinizi oraya girmek için davet ediyorum. Kapıyı açık tutmak için sürekli mücadele veriyorum. Ama artık kapanmak üzere. Hiç biriniz gelip de kapıdan içeri bakmadınız bile. Sözlerimi dinlemediniz! Bana kıymet vermediniz! Şimdi nasıl kalkmış da sizi terketmemin size ve bana zarar vereceğini söylüyorsun? Bana ne size gelen zarardan artık. Hepinizi terk ediyorum işte! Ben hayal dünyama kapanıyorum!&lt;br /&gt;A - Seni anlıyorum ama senin gibi bizler de, kendimiz olmaktan kaçamıyoruz ki...&lt;br /&gt;B - Yaradılışın cilvesi gibi göstermeye çalıştığın şey, bir göz bağlama büyüsünden başka şey değil. Anlasanıza, sizlerin kanatları kesilmiş bense kanatlarımı gizlemişim yıllarca. Şimdi onları özgür bırakmak istediğimde, bana yine zincir vurmaya çalışıyorsunuz. Ama yok, kanmam artık. Sizlerin arzularını söktüm attım yüreğimden!&lt;br /&gt;A - Peki kim olacaksın bundan sonra? &lt;br /&gt;B - Adını bilmediğim bir diyarda, sözcüklerle söylemeye gerek duyulmayan bir ismin sahibi olacağım. Çünkü bana baktığınızda göreceksiniz adımı. O kadar hafif ve görünür olacak ki düşüncelerim. Artık konuşmaya veya yazmaya ihtiyaç duymayacağım. Gördüğünüzde anlayacaksınız zaten söyleyebileceğim her şeyi. Ve ben de sözcüklerin yükünü atmış, sonsuzlukta kanat çırparken, her zaman istediğim gibi sonsuzca susacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Atoma-Highway&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8303685874935406496?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8303685874935406496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8303685874935406496&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8303685874935406496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8303685874935406496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/06/diyaloglar-2.html' title='Diyaloglar 2'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6399438071525528738</id><published>2011-06-20T01:43:00.000+03:00</published><updated>2011-06-20T01:43:56.858+03:00</updated><title type='text'>Susar gibi</title><content type='html'>1. &lt;br /&gt;.... Susarak anlat der gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzluğa açsam kollarımı. gecelerin sonsuzluğuna. İstediğim şeyleri unutmanın bir yolunu bulabilseydim... Hangi ah'larımı hatırlardım?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurdular o atları. Kıydılar canlarına. Daha, bir kez olsun uçsuzca uzanan toprakların tadını alamamış, rüzgarını yememişlerdi. Kıydılar atlara. Atlarıma. Oysa tek istekleri, çılgıncasına koşmak ve bulutlara yol göstermekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurdular o çocukları. umutlarımızın onların kanında gizli olduğunu bildiklerinden, ikinci kez düşünmediler hiçbiri. Toprağa karıştı çocuklar, kan ve umut. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldılar gülüşlerimizi. vurdular, alnından sevdiklerimizi. bir lokma bıraktılar onca insanın ardında, kimsenin yutmayı istemediği. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitti ya. Bugün de gitti. Öldürdük onu dağların sivri uçlarında. ışık ellerini çekerken üzerimizden, geceyi övdük. sonrasında ışık için dilimizin diyeceklerini düşünemedik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğraşmadık fazla. Ne onla ne bunla. Sadece herkesin dediği gibi olsun istedik. Bilemedik ki, herkes bize baktı, biz de onlara. E, kimdi isteyen ilk?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6399438071525528738?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6399438071525528738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6399438071525528738&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6399438071525528738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6399438071525528738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/02/susar-gibi.html' title='Susar gibi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1721945329530330559</id><published>2011-06-15T09:56:00.000+03:00</published><updated>2011-06-15T09:56:23.544+03:00</updated><title type='text'>Umut Veren Bir Black Metal Parçası</title><content type='html'>Müziksiz geçen bir sürenin ardından hep olur bu bana. Bir bakarım ki, beni tüm varlığıyla saran bir şarkı keşfetmişim ve bu şarkı sayesinde dünya müziksiz halinden daha güzel görünüyor. Bir fark ederim ki, hayat bana bir başka yönünü gösteriyor. Ruhum özgürlüğü tadıyor bu şarkıyla. İşte o zaman başlarım o şarkıyı defalarca dinlemeye. Üst üste belki 30 belki 40 kere dinlerim. Günlerim ardarda o şarkıyla geçer. İçime işler melodiler. En sonunda görürüm ki, dünya ne kadar da güzel! Bunca zevkin ardından bir sarhoşluk yaşarım... E tabi, bu sanatsal bir ilhamla atan yüreğimin bir halidir. Gerçek, bu sarhoşlukta benim için görünmez olmuştur. Bütün insanlar benden uzakta, şarkı ise bilmem kaçıncı kez çalıyordur kulaklarımda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahh derim sonra, ahh keşke zihnimdeki dünya daha geniş olsa. Keşke bütün bir insanlık oraya sığsa. Keşke sizlere de gösterebilsem benim gözlerimden ne güzelmiş dünya... Keşke hepinizi bağlasam birbirinize sözcüklerimle. Hayallerimde atsa yüreklerimiz. Karanlık ve aydınlık dans etse yüzlerimizde. Gölge ve ışığın aşkını anlatsa tüm şarkılar. Bizler, hayallerime sığan herkes, beni bilen, anlayan, gören ve kendi acısıyla kavrulmuş herkes, hayallerimin bereketinden kana kana içse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle anlar çok güzeldir. Anlatmak ise gerçekten zordur. Ama işte beni büyüleyen bu şarkıyla yapabileceğim tek şey de budur. Müziğin büyüsünde kaldığım böyle zamanlarda fark ederim kim olduğumu. Damarlarımda yaşamın gezindiği. Fark ederim ki, zihnim bütün bir dünyadır, hayallerimse ancak bildiklerinizi unutarak girebileceğiniz bir evren. Eğer isterseniz bir gün, yıldızlarım gök yüzünde ışıldarken, sizleri ağırlarım fikirlerimde. Eğer girmek isterseniz düşüncelerime, cümlelerimi armağan ederim sizlere. Neşe veya hüzün unutulur böylesi bir anda. Çünkü düşünmek yoktur düşüncenin kendisi için. Her birimiz sonsuzmuş gibi duran gökyüzünün ortasında, karanlığı da aydınlığı da seven birer düşünce oluruz belki. Bilemiyorum ki, ben dünyamı genişletsem ve size yaşamın ta kendisi olduğumu itiraf etsem, ne düşüneceğinizi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve evet bilmek isterdim, içinizde eksik kalmış olanın, kırılmış duygularınızın benim sözlerimle tamir olup olamayacağını. Görmek isterdim yüzünüzü, fikirlerinizi ve atan kalbinizi, ben müziğin sonsuz zamanında kaybolurken ve sizleri de ardımdan gelmek için ikna etmeye çalışırken, benimle gelmeye cesaret edip edemeyeceğinizi. Sanırım ancak bu şekilde anlardım, varoluşun sonsuz ilhamında özgürce yaşayan bir tek nefes olmadığımı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir zıtlık var ki burada hepiniz şaşırabilirsiniz; bu umut ve sevgi dolu yazıyı, hüzünlü ve çokça öfkeli bir black metal parçasıyla yazmış bulunuyorum. Yazıda bahsettiğim şarkı Thulcandra - Spirit Of The Night. İlginç olan bu acı ve öfke yüklü şarkının beni hayallerimin sonsuz evreninde herkesi bağışlayacak kadar geniş bir idrak ve bağışlama gücüne sevketmiş olması. Böyle bir şey nasıl mümkün olur kafam almıyor. Yaşadığım bu durumu anlamak için sanırım biraz zamana ve daha çok felsefe okumaya ihtiyacım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Melodic Black Metal sevenlere bu gurubu şiddetle tavsiye ediyorum efendim : Thulcandra. Alman Melodic Black Metalinde oldukça önemli bir yer edinecekler gibi duruyor. Sevgi ve saygıyla karşılıyoruz bu beyefendileri. Umarım bu güzel ilham onların diğer albümlerinde de devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Thulcandra - Spirit Of The Night &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1721945329530330559?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1721945329530330559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1721945329530330559&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1721945329530330559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1721945329530330559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/06/umut-veren-bir-black-metal-parcas.html' title='Umut Veren Bir Black Metal Parçası'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5022353519946170986</id><published>2011-06-06T15:50:00.006+03:00</published><updated>2011-06-13T09:05:31.936+03:00</updated><title type='text'>Oda</title><content type='html'>Bir katilin elinde,&lt;br /&gt;küçük bir kız çocuğu.&lt;br /&gt;Hedefine doğru giden bir araba, ışıklar yeşilli kırmızılı.&lt;br /&gt;Katil bakmıyor kurbanına.&lt;br /&gt;Kurban... Gözleri kapalı.&lt;br /&gt;Burası değildi ölümün yeri. &lt;br /&gt;Kan burada sıçramayacaktı duvarlara.&lt;br /&gt;Masumiyet değildi çocuğun ellerindeki artık,&lt;br /&gt;kasvetti, dehşetti.&lt;br /&gt;Üzüntünün üstüne gözünden akan damla damla yaşlardı...&lt;br /&gt;En çok da annesinin yüzünü düşlemişti.&lt;br /&gt;Aklındaki sakin bir andan kopup gelen kırık bir anıydı.&lt;br /&gt;Şimdi ile arasında ne çok fark vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katil suskun. &lt;br /&gt;Zihni durgun.&lt;br /&gt;Çocuğun iniltilerine aldırmadan,&lt;br /&gt;Direksiyon ellerinde,&lt;br /&gt;sol eliyle sağ elini kaşıyordu bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba durduğunda indi aşağıya.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Katil açtı kapağını bagajın,&lt;br /&gt;kucakladı gövdesini kızın. &lt;br /&gt;Kırık dökük bir evden kalanlara doğru yürüdü. &lt;br /&gt;Kollarında sürekli debelenen bir çuval,&lt;br /&gt;kapıdan içeri girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İndirdi kızı aşağıya,&lt;br /&gt;çuval da yere yığıldı dengesini kaybedince.&lt;br /&gt;Çuvalı açmak için elini uzattığında,&amp;nbsp; &lt;br /&gt;tutamadı önce çuvalı.&lt;br /&gt;Başladı elleri kaşınmaya.&lt;br /&gt;Parmaklarının arası,&lt;br /&gt;Avuçlarının içi,&lt;br /&gt;Bileklerinin önü ve arkası.&lt;br /&gt;Kaşınıyordu sürekli.&lt;br /&gt;Bir öyle bir böyle...&lt;br /&gt;Kaşıdı da kaşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerini bir türlü kurtaramadı.&lt;br /&gt;Kaşıntının sersemliği bir an hafifleyince,&lt;br /&gt;elini yeniden çuvala uzattı. &lt;br /&gt;Sonunda kaldırınca çuvalı,&lt;br /&gt;kızın mahzun gözleri ona baktı.&lt;br /&gt;Bir çocuk değildi ona bakan...&lt;br /&gt;Anlamayan gözler yoktu karşısında şu an.&lt;br /&gt;Bakıyordu ona çocuk gözlerini ayırmadan.&lt;br /&gt;Kızgındı, yorgundu.&lt;br /&gt;Eve gitmek istiyordu.&lt;br /&gt;Ne olduğunu tam anlamasa bile çok korkmuştu.&lt;br /&gt;Kirin, pasın içinde kalmış yanakları bembeyazdı.&lt;br /&gt;Adam önce kıza uzandı.&lt;br /&gt;Elleri, geri atılan kızı yakalayamadı.&lt;br /&gt;Yere düşen çocuk kafasını yere çarptığında, koştu adam.&lt;br /&gt;Ama tutamadı elleri...&lt;br /&gt;Yine başladı kaşınmaya.&lt;br /&gt;Parmakları, avuçları ve bileklerinin içi...&lt;br /&gt;Adam sinirlendi bu sefer.&lt;br /&gt;Kaşıntıya engel olmak istedi bir an.&lt;br /&gt;Durdurdu kendini hemen.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Sonra yeniden başladı kaşınmaya.&lt;br /&gt;Bir sağdan bir soldan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk kafasını kaldırdı sersemlikle.&lt;br /&gt;Baktı adama çılgınca kaşınan.&lt;br /&gt;Ardından gülümsedi bir an.&lt;br /&gt;Adamsa bunu görüp atıldı üstüne çocuğun.&lt;br /&gt;Kaşınan ellerine rağmen ona bir kez olsun dokunmak istedi. &lt;br /&gt;Fakat ulaşamadı çocuğa. &lt;br /&gt;Yine başladı ellerini kaşımaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk adamın aczini fark edince,&lt;br /&gt;ellerini arkada bağlayan iplerden kurtulmaya çalıştı önce. &lt;br /&gt;Sonra doğrulmaya çalıştı.&lt;br /&gt;Çenesiyle destek alıp da ayağa kalktı.&lt;br /&gt;Adamın arkasına doğru yöneldi ama,&lt;br /&gt;adam çocuğu yakalamak için atıldı hemen.&lt;br /&gt;Çocukla çarpışan adam yere düştüğünde,&lt;br /&gt;uzattı ellerine ona doğru yeniden.&lt;br /&gt;Çocuk geriye sürünerek kaçtı biraz&lt;br /&gt;ama kurtulamadı tam olarak adamın elinden.&lt;br /&gt;Geri geri kendini iten çocuğun peşinden süründü adam.&lt;br /&gt;Yine avuçlarına döndü gözleri.&lt;br /&gt;Önünde kaşınan ellerini açtı,&lt;br /&gt;uzaktan ellerinin arasındaymış gibi görünen çocuğa uzandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taş duvara dayandı çocuğun sırtı.&lt;br /&gt;Ellerinin kaşıntısından çılgına dönen adama baktı.&lt;br /&gt;Adam ellerini yere sürmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Bir türlü geçmemişti kaşıntısı.&lt;br /&gt;Kaşınan yerler artmıştı.&lt;br /&gt;Ellerinden aşağı doğru gezinen bir gıdıklanma hissinin ardından adam,&lt;br /&gt;önce kollarını sonra bacaklarını kaşımaya başladı.&lt;br /&gt;Adam üstünden ceketini attı. &lt;br /&gt;Göğsü ve karnı derken en son da sırtı kaşınmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;Çocuk bunu fırsat bilip ileri doğru atıldı.&lt;br /&gt;Elleri hala bağlı olsa da,&lt;br /&gt;adamın arkasındaki kapıya yöneldi. &lt;br /&gt;Adam gömleğinin düğmelerini açtı önce. &lt;br /&gt;Sertçe göğsünü kaşıdı. &lt;br /&gt;Elleri karnına doğru inerken şiddetle gövdesini tırmaladı &lt;br /&gt;ve en son da bacaklarını... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk kapıda yitip giderken,&lt;br /&gt;adam arkasında çırılçıplak kalmıştı.&lt;br /&gt;Karşı koyamadığı kaşınma hissi ile uğraşmaktan,&lt;br /&gt;nerede olduğunu ve ne yapacağını unutmuştu.&lt;br /&gt;Sırtını duvara yasladı,&lt;br /&gt;kafasıyla birlikte duvarlara sürtünmeye başladı.&lt;br /&gt;Parçalanan derisinden eti kırmızı kırmızı görünürken,&lt;br /&gt;adam çığlık çığlığa kaşındı.&lt;br /&gt;Bir süre sonra yorgun düştüğünde, &lt;br /&gt;kaşıdıkça artan bu hisse yenik düşmüştü.&lt;br /&gt;Elleri ve ayakları parçalanmış,&lt;br /&gt;kan kokusu evin tozlu havasıyla birleşmişti.&lt;br /&gt;Akan kanın ılıklığı üzerine eline aldığı silahı hissedemedi önce adam.&lt;br /&gt;Sonra bir soğukluk yayılmaya başladı elindeki silahtan. &lt;br /&gt;Kaşıyarak parçalamadığı bir yeri kalmadığında adam,&lt;br /&gt;acizlikle bir çığlık attı kahkahadan.&lt;br /&gt;Dehşetini görmüştü çocuğun&lt;br /&gt;ve üstüne düşen gölgesini çaresizliğin. &lt;br /&gt;Bir parça da çamur bulaşmıştı üstüne, çocuğu getirdiği çuvaldan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılmıştı tüm bildikleri.&lt;br /&gt;Düşlemeyi veya düşünmeyi sevdiği her şeyi.&lt;br /&gt;Bir başkalık vardı içinde artık.&lt;br /&gt;Sanki kendisi değildi yaşayan...&lt;br /&gt;Bir başkasının elleriydi artık ona dokunan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde kan ve silahla çıplak kalmıştı adam.&lt;br /&gt;Yalnızlık ve çaresizlik birleşmişti,&lt;br /&gt;bu odanın kokusunda çürümüşlüğün.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Kan, toz ve küf ile görüyordu artık kokusunu ölümün.&lt;br /&gt;Ellerini son bir kez kaşıdı adam,&lt;br /&gt;Sonra da silahı şakağına dayadı.&lt;br /&gt;Karşı koyamadığı bu gıdıklanmanın sonucunda,&lt;br /&gt;çaresizlik ve dehşetle silahın kaderini tayin etmesi için,&lt;br /&gt;kendini tetiğin merhametine bıraktı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5022353519946170986?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5022353519946170986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5022353519946170986&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5022353519946170986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5022353519946170986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/06/oda.html' title='Oda'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6496245167065177548</id><published>2011-06-01T11:12:00.006+03:00</published><updated>2011-06-03T10:14:22.142+03:00</updated><title type='text'>Neden?/Nasıl?</title><content type='html'>Hüzün böylesine tutsak etmişken yüreğimi,&lt;br /&gt;benden nasıl gülmemi beklersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünya bu kadar yıkılmışken,&lt;br /&gt;benden sokaklarında huzurla yürümemi nasıl istersiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her biriniz öylesine hırçınken,&lt;br /&gt;benden nasıl sakin kalmamı beklersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik böylesine safken,&lt;br /&gt;benden nasıl kirlenmiş sözlerinizi dinlememi istersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalemim varoluşu tüm soyutluğu ile bir seferde kucaklamak istiyorken,&lt;br /&gt;benden gündelik hayatı anlatmamı nasıl beklersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatımla doğduğum andaki masumiyete kavuşmak istiyorken,&lt;br /&gt;benden sanatıma erotizm ve cinselliği bulaştırmamı neden istersiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gösterişsiz de olsa 'yalnızca' bir insan olmaya çalışırken,&lt;br /&gt;benden kadın olduğumu hatırlamamı neden beklersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğim kainatın aşkıyla yanıp tutuşuyorken,&lt;br /&gt;benden bu saçma dünyanın basit duygularına dönmemi neden istersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece böylesine sahipsizken, &lt;br /&gt;benden gündüzü sevmemi nasıl beklersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceyi bu kadar severken, &lt;br /&gt;benden gündüze gülümsememi neden istersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6496245167065177548?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6496245167065177548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6496245167065177548&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6496245167065177548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6496245167065177548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/06/neden.html' title='Neden?/Nasıl?'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3679603325941101675</id><published>2011-05-29T11:52:00.000+03:00</published><updated>2011-05-29T11:52:18.621+03:00</updated><title type='text'>Umut vermek isterdim sizlere, eğer bu gün parlayan güneşe inat böylesine çok üşümeseydim</title><content type='html'>Size de olur mu bazen? Hayatınızın geriye doğru gittiğini hisseder misiniz? Belki bazı şeyler ilerlemektedir ancak mücadelesini verdiğiniz, değiştirmeye çalıştığınız bir şeyler sanki sürekli geriliyormuş gibi, sanki takmak istemediğiniz maskeleriniz yeniden ve yeniden yüzünüze yapışıyormuş gibi hisseder misiniz? Yoksa hayatınızda böyle bir şey dikkatinizi çekmedi mi hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum. Belki sürekli yalnız olduğumdan ve sürekli düşündüğümden, herşeyin daha hızlı ve çok ilerlemesini istiyorumdur. Belki temizlenmeyi öğrenmek için önce kirlenmem gerekiyordur. Ve ben bu nedenle eski hatalarımı bir maske gibi yüzüme takıp, onun gerektirdiği replikleri tekrarlıyorumdur. Belki böyle anlarda kendimi zamanın akışına bırakmalıyımdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla kendime kızıyorum böyle bir durumla karşılaştığımda. Kendimi fazla zorluyor da olabilirim. Ama ne yapayım, olmasını istediğim şeyleri elde etmek için sürekli deniyorum ve elde edemedikçe kendimi yenilmiş hissediyorum. Bu beni ziyadesiyle üzüyor. Bu başarısızlığa tahammülsüzlük gibi değil pek. Daha çok yaptıklarına çok fazla değer vermekten kaynaklanıyor gibi. Belki de önemsiz biriyimdir. Belki bu kadar düşünmeye değmiyordur eylemlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren de olsa kendimi ve hayatı ciddiye almadığım oluyor. Evet, normalde hayatı ve kendimi çok fazla ciddiye alıyorum. Ama kendimi başarısız veya yenilmiş gibi hissettiğimde hayatı ve kendimi fazla ciddiye almamayı ve kendime karşı esnek davranmam gerektiğini öğrendim. Kaldı ki "insanım" deyip de bazen işin içinden sıyrılmanın, tevazuyla birlikte zaman zaman vuku bulabilecek aczini kabul etmenin hiç bir şekilde yanlış olduğunu düşünmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de yetmiyor bütün bunlar. Arayış asla bitmiyor. Eksik varlığımızla bizi tamamlayacak olan şeyi arıyoruz. Bir yoldayız, hep birlikte. Zaman zaman aynı kaderi paylaşıyoruz. Ve çoğunlukla da kendi kaderimizin karanlık koridorlarında yalnız bir şekilde yürümek zorunda kalıyoruz. Bilmem ki bugün yaşadıklarımın kaçıncısıydı, bilmem ki bu 'yenilmişlik' hissi ile kaçıncı kez mücadele ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle zamanlarda sanki tüm sözlerim daha önceden söylenmiş gibi. Sanki bu ana dair her türlü analizi yapmışım ve yeni bir şey bulamayacakmışım, bu nedenle de bu kısırlığı aşamayacakmışım gibi hissediyorum. Aslında bir yandan da, düşüncenin ve üretmenin yavaşladığı böylesi anlar, hızlı bir şekilde bir şeyler üretmeye başlayabilmenin habercisi oluyor. Yine de tıkandığımı hissetmekten ve bu tıkanıklığı nasıl çözeceğimi düşünmekten kendimi alamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, buna dikkatinizi çekmek isterim. Burada, şu anda söylediklerim birer şikayet değiller. Bunlar birer tespit. Kendi beceriksizliğimden dem vurduğum, nefsimle verdiğim savaşta yenildiğimi hissettiğim anlardan biri bu. Yine de yetmiyor hiç bir farkındalık bu savaşı zaferle yenmeye. Garanti olmuyor hiç bir düşünce. Biz yeterince güvenilir değiliz. Aslında bunun farkında olmak beni bazen üzüyor. Düşünsenize dünyada güvenecek hiç kimse yok. Kendiniz bile. Çünkü hepimiz kırılgan ve ölümlü yaratıklarız. Kaldı ki, tutarsızlıklarımız aynı zamanda öngörülemezlik ve tehlike katıyor hayatımıza. Kendimize veya bir başkasına nasıl güveniriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle durumlarda insan yağmurda kalmış bir kuş gibi sığınacak bir yuva arıyor kendine. Sonra dönüp arkama baktığımda, beni takip eden, belki bunun farkında olmasa bile benimle aynı yolda ıslanan ama hala inatla uçan bir sürü kuş görüyorum. Zaman zaman buluşuyoruz onlarla, bazı konuşmalarımızda. Bazen anlıyoruz birbirimizi ama çoğunlukla da yargılıyoruz. Bu nedenle nefret ediyorum ya insan olmaktan. Ve hatta bıktım insan olmaktan. Beynim çatlayacak gibi ağrıyor. Eksik olduğumu ve yenildiğimi hissetmek ve aradığımı burada bulamayacak olmanın hüznü beni çok kırıyor. Çünkü biliyorum, "bu dünyada aramak mutlaktır, bulmaksa buradan sonra açılacak olan bir başka perdede oynanacak bir oyun gibi..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut vermek isterdim sizlere, eğer bu gün parlayan güneşe inat böylesine çok üşümeseydim. Artık&amp;nbsp; ıslanmayacağımız ve birlikte sığınacağımız bir yuva bulduğumu haber vermek isterdim sizlere, eğer her söylediğime tüm yüreğinizle inanacağınızı bilseydim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3679603325941101675?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3679603325941101675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3679603325941101675&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3679603325941101675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3679603325941101675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/05/umut-vermek-isterdim-sizlere-eger-bu.html' title='Umut vermek isterdim sizlere, eğer bu gün parlayan güneşe inat böylesine çok üşümeseydim'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2419223526413453712</id><published>2011-05-24T14:01:00.005+03:00</published><updated>2011-05-24T14:08:00.436+03:00</updated><title type='text'>Sakin bir dünya</title><content type='html'>Bazen dünyanın yavaşlamasını istiyorum. Sanki ağır çekimde yaşanacak bir hayat daha ulaşılabilirmiş gibi geliyor bana. Öyle çok şey üst üste geliyor ki, mola vermek istiyorum hayatıma. Sorumlulukların üst üste uzaklardan taşıyıp da getirdiği zorunluluklar, diğer eylemlerimi de ağırlaştırıyor. Bir şey yapmam gerektiğinde, daha doğrusu isteğim dışında bir şeyi yapmak zorunda kaldığımda; dünya ne kadar da çekilmez oluyor. Keyfim kaçıyor. Şevkle yaşadığım hayatımın her anına bulaşıyor keyifsizliğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyin kendince akıp gittiği ama bana değmediği bir dünya... Evet böyle bir dünyada yaşamak istiyorum bazen. Yalnızca izlemek, düşünmek ve yazmak istiyorum. Siz yaşayın, ben de sizlerin yerine yaşadıklarınızı anlayayım... Böyle bir şey neden mümkün olmuyor? Keşke diyorum, keşke bir bavula sığsa bütün hayatım. Ve alıp başımı gitsem. Bavulum elimde, bir sahilin dinginliğine bıraksam kendimi. Ne bir araba geçse yanımdan ne de bir insan. Yalnızca güneş ve ayla kalsam birlikte. Belki dile gelir konuşurlar benimle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem ki, hayatım hızlandığı ve sorumluluklarım arttığı için mi böyle düşünüyorum. Ama hayat sürekli bir şeyler talep ediyor insandan ve bunların uzağında, ıssız bir ortamda çalışmaya ihtiyacım var benim. Çünkü dış uyaranlar bölüyor insanın zihnini. O nedenle çalıştığım odayı ve hayatımın geri kalanını sadeleştirmeye çalışıyorum. Hiç eşya olmasa daha sakin olacak her yer. Uyaran bir eşya ve insan olmadan çalışmak daha kolay oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hayata böyle bakmaya başladığımdan beri, sanki zihnim daha bir sakinleşti. İçim sessizleşti. Sürekli konuşan ve çözmeye çalışan o gerilimli düşüncelerin yerini, öyle olduğuma inanmasam bile, bir sürü şeyi anlamış olan bir insanın dinginliği geldi. Gerçi "çözdüm" demek tehlikelidir; biliyorum. Ama yine de bazı şeyleri yıllardır kafamda döndürüp dolaştırdığımı hatırlarsam, bazı şeyleri çözdüm demeye hak kazanmışım gibi hissediyorum. Belki herşeyi değil, herkesi değil. Gördüğüm; tüm ayrıntıları veya koca bir bütünü kapsamıyor olabilir. En azından kendi payıma düşenleri dolu dolu işlemişim gibi geliyor. Bu farkındalık beni şu sıralar rahatlatan yegane şey zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir hayat başlıyor önümde. Değişimlerin ardından, kendi adıma umut ettiklerim benim olmaktan çıkıp, sizleri de kapsar hale geliyor. Sanki dünyayı ve kendimi affetmişim gibi hissediyorum. Sanki doğanın affeden gülümsemesiyle nefes alıp veriyorum. Ve bu bana yetse bile, tüm dünyayı güzelleştirip benim içimde olduğu gibi sakinleştirmek için yeterli olmuyor. Kendim için ne kadar mutlu ve umutlu olsam da, içimdeki güzelleşen dünyadan baktığım ve çirkinliğini bir türlü silip atamadığım dış dünya için üzülüyorum. Çünkü biliyorum, ben kendimi rahatlatacak ve mutlu edecek bir mola verebilmiş olsam da, dışarda birileri hala acı çekiyor. Bu nedenle istiyorum ya yüreğimi genişletmek. Sizleri çirkinlikten, yozluktan, pis fikirlerden korumak istiyorum aslında iç dünyamı sizlere açarak. Ama bilemiyorum işte, sizlerle birlikte bir gün gidersek eğer o ıssız ve dingin sahile, sizce ay ve güneş yine de dile gelir miydi bizler bir arada otururken sahilde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Theatre of Tragedy - Fade&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2419223526413453712?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2419223526413453712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2419223526413453712&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2419223526413453712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2419223526413453712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/05/sakin-bir-dunya.html' title='Sakin bir dünya'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6381701632524237959</id><published>2011-05-19T19:16:00.003+03:00</published><updated>2011-05-19T23:55:36.421+03:00</updated><title type='text'>Gitmek lazım...</title><content type='html'>Bilmem, belki bu dünyaya haklı olmak için gelmişimdir. Belki herkese küfretmek ve kimseyi sevmemek üzere yollanmışımdır. Böylece, sizlere kim olduğunuzu söyleyecek cesareti bulacak, kendimi dahi affetmeyecek kadar adil olacağımdır. Bilmem, belki hepsi yalandır. Bu dünyanın diğer bütün herşeyi gibi, ben de koca bir yalanın üstünde sekiyorumdur sizlerle. Böyle zamanlarda hüzün nasıl da yakışıyor yüreğime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmeyi öyle çok isterdim ki. Hani bilsem, mutlaka öleceğimi ve öldüğüm yerde yapraklarla yeşereceğimi; kesinlikle giderdim. Asla durmaz, kimselere de veda etmezdim. Bilseydim gittiğim yerde yok olacağımı, unutulacağımı, beni hiç tanımamışsınız gibi bir köşede kalacağımı, o zaman giderdim. Kalamazdım aranızda. Sizlere gülümseyemezdim bir daha. Ama bunun için üzülmezdim de. Kimselere ses etmeden çıkacağım bu yolculuğa. Ölüme değil, mananın en derinlerine gideceğim. Belki anlamla dolduğunda zihnim, ben de toprağa taşa dönüşeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki gördüğümüz her taş bir bilgedir. Aslında bize varoluşun gizemlerini dillendirmektedir. Ama biz onun fısıltılarını duyacak kadar zarif olabilir miyiz? Ya bir bulutun ardında gizliyse bütün soruların cevabı? Aslında bu kadar kolaysa sevmek herşeyi... Ne yapardınız? Yoksa sizlerde benim gibi kahkahadan sonra göz yaşlarıyla mı kala kalırdınız? Hayranlıkla baktığınız o evrenin en güzel anında, bildiklerinizi unutmaya cesaret edebilir miydiniz? Yoksa bu dünyada duyduğunuz her söz, bir yük mü omzunuzda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapatın kitapları! Atın kalemleri! Unutun artık bize öğretilen herşeyi. Unutun! Anlamıyor musunuz; bize öğrettikleri herşey bizi insanlığımızdan uzaklaştırıyor? Görmüyor musunuz; lanetin en büyüğü onlardan olmak? Ah bir cesaret etseniz! Ah bir başka yaşama adım atacak kadar yüreklenseniz; o zaman ellerimi uzatırdım size, nefretimle yıkadığım herkese ve belki de uçar giderdik böylece, bulutların ardındaki ülkeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Mystic Forest - Coupable de tous le peches!&lt;br /&gt;Mystic Forest - Cette rose que tend la Mort&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6381701632524237959?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6381701632524237959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6381701632524237959&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6381701632524237959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6381701632524237959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/05/gitmek-lazm.html' title='Gitmek lazım...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-924973533865901782</id><published>2011-05-02T13:10:00.001+03:00</published><updated>2011-05-02T13:13:33.170+03:00</updated><title type='text'>Robin Hastane'de</title><content type='html'>Bir zamanlar ülkenin birinde bir Robin yaşarmış. Günlerden bir gün Robin, bir sağlık sorunu nedeniyle hastane hastane dolaşmış. Sonunda sorunun ne olduğunu söyleyen doktor onu tedavi edeceğini söylemiş. Ama bu tedavinin canını çok yakacağını, bir süre hayatını sekteye uğratacağını söylemiş. Robin de; 'Sağlık bu ya. Yapalım bari' demiş. Bunun üzerine hastaneye yatmış ve bir kaç gün orada kalmış. Hastaneden çıktığında ne hissedeceğinden emin olamamış önce. Dünya daha bir başka görünmüş gözüne. Bildiğini sandığı bir çok şeyden vaz geçmeye karar vermiş. Bu dünya kimseye kalmazmış ya, bunu ölümle burun buruna geldiğinde fark etmiş. Ölüm ona küçük bir öpücük kondurmuş, bir dahaki sefere karşılaşmalarının çetin olacağına yemin etmiş. Robin önce bir korkacak olmuş, sonra bakmış ki ölümün ecele faydası yok. Önünde uzayıp giden zamanın yoluna tutunmuş. 'Karşılacaşağımız durakta elinden geleni esirgeme, çünkü bunu yaşamaktan başka çare yok' demiş ölüme. Sonra bir bakmış, tüm korkular silinmiş gözlerinden. Ölüm ona gülümser olmuş. Canını sıkan tüm yüzeysel endişeler, yavaş yavaş aydınlanan ufukta silinip gitmiş. Gecenin ardından bir de bakmış dünya dönmüş güne. 'Ee,' demiş, 'bende artık döneyim evime.'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-924973533865901782?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/924973533865901782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=924973533865901782&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/924973533865901782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/924973533865901782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/05/robin-hastanede.html' title='Robin Hastane&apos;de'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3862960473221417989</id><published>2011-04-26T20:14:00.002+03:00</published><updated>2011-04-26T20:17:20.554+03:00</updated><title type='text'>Neşelenelim bugün...</title><content type='html'>Farkettim ki, gün batımını gün doğumundan daha çok seviyorum. Şu anda baktığım gün batımında, öyle çok renk var, öyle çok anlam var ki... Gördüklerimin her birini dile getirmem imkansız. Bu güzelliğin ancak resmi yapılabilirdi. Kaldı ki, elimde bir fırça bile olsa, bir gün batımının tüm güzelliğini tuvale aktaramazdım. Çünkü gün batımının bütünlüklü ihtişamı, onun içinde olmamızdan kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün unutalım umutsuzluklarımızı. Biraz neşelenelim. Unuttuğumuz güzel insanları hatırlayalım. Ve bakarsınız, belki hepsini affederiz bugün. Kızacak kimse kalmayana kadar dünya yüzünde, hepsini sırf insan oldukları için sevelim. Ne de olsa, içinde bir yerlerde bir parça güzellik kalmıştır en çirkin kalplinin, en kötü insan bile bir kez olsun iyilik düşünmüştür hayatında. Bırakalım, bu dünyanın sakini olan herkes kainatın o muhteşem merhametiyle bağlansın birbirine. Gülelim, gülümseyelim birbirimize. Belki savaşlar durur bugün böylece. Belki açlar doyar, utangaçlar rahatlar, sevgisizler sevilir doyasıya. Bilmem ne dersiniz? Olur mu bütün bunlar bir günde? Olmasa bile, herkes için en güzeli dilemek dünyayı daha güzel bir yer yapacaksa, bunu neden sakınalım birbirimizden? Öyle değil mi ama? Bazen benim bile biraz neşelenmem gerekmez mi? Azıcık neşelenmenin, sadece bir akşamlık doyasıya gülümsemenin, hiç kimseye bir zararı dokunmaz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Aeon Spoke - Emmanuel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3862960473221417989?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3862960473221417989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3862960473221417989&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3862960473221417989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3862960473221417989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/04/neselenelim-bugun.html' title='Neşelenelim bugün...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1620151998640398558</id><published>2011-04-19T12:38:00.008+03:00</published><updated>2011-04-21T10:53:02.918+03:00</updated><title type='text'>Gülümsemek İstemiyorum</title><content type='html'>Tutkusuz gülüşler&lt;br /&gt;Her zaman bana işkence ederler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feri sönmüş gözler&lt;br /&gt;Beni görmemesi gerekenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bir modanın peşinde&lt;br /&gt;Herkes kahkahaya teslim olmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek gülüş kalmış&lt;br /&gt;Ama etrafındaki herkes solmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek gülüşün ardında&lt;br /&gt;Herkes o gülüşe hayran olmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes bana bakıyor yanımda toplanmış &lt;br /&gt;Her biri gülümsememden bir parça koparıp da kaçmış &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmiyorum artık gülmeyi&lt;br /&gt;İstemiyorum artık gülümsemeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somurtmak olsaydı&amp;nbsp; tek çözüm&lt;br /&gt;Dudaklarım sürekli aşağıyı gösterirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1620151998640398558?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1620151998640398558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1620151998640398558&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1620151998640398558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1620151998640398558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/04/gulumsemek-istemiyorum.html' title='Gülümsemek İstemiyorum'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1887361530853450621</id><published>2011-04-10T20:31:00.003+03:00</published><updated>2011-04-26T10:36:48.577+03:00</updated><title type='text'>Karşılaşma</title><content type='html'>Ne kadar düşünürsen düşün, ne kadar engel olmaya çalışırsan çalış; bazı şeyler kendiliğinden oluyor. Bunun mantıkla alakası yok. İnsan inandığı şeylerin arkasında durmaya çalışsa da, onurunu korumak için yaşasa da, yine ve yine hata yapacak kapasiteyi içinde taşıyor. Ne kadar takdir edecek şekilde yaşasak da kendimizi, hata yapmaktan, çamura batmaktan alamıyoruz. Yazıktır ki, bazıları hataların ardından tamamen yıkılıp gidiyor. Kendini affedemiyor. Bazısıysa, o hataları bir kez bile düşünmeden, ders almadan yaşayıp gidiyor. İşte beni düşündüren mesele bu son günlerde. Farkediyorum ki, ne kadar çok çabalasam da birinin kalbini kırma ihtimalini, sinirlenme ve sert çıkma durumunu hala içimde taşıyorum. Kendimi inzivaya çekmiş olsam bile, değişen bir şey olmuyor bir insanla karşılaştığımda. Bir insan olarak yine onun kalbini kırmaya çok yakınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üzücü bir durum. Çünkü vicdanım beni rahat bırakmıyor. Nasıl olur da kalbini kırarım, nasıl olur da bu kadar anlayış ve sabırla ben hala hata yapabilirim. Nasıl kendime hakim olamam? Bazen soruyorum kendime, neden kendime hakim olmalı ve insanlarla barış içinde yaşamalıyım diye. Neden olumlu daravnmak zorundayım? Beni pozitif olmaya iten ne? Olumlu ve barışçıl olmanın kötücül ve saldırgan olmaktan farkı ne? Sonra görüyorum ki, zor olan iyi olmak. Ve ancak iyiden bir fayda sağlanıyor. Ve aslolan yalnızca kendimin iyiliği değil, bütün bir insanlığın iyiliği. Bütün bir doğanın ve hatta kainatın. Ben hiçbir yeri incitmeden yaşayıp geçmek zorundayım kendi kader yolumdan. Ancak o zaman, bu muhteşem doğanın zarafetine yakışır bir insan olabilirim. Ancak bu şekilde bu güzel doğanın sevgili çocuğu olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseyi incitmemeye çalışmak. Bunun bir dozu olmalı yine de. Karşı taraf anlayışsız ve cahilse, zarafet kar etmiyor o zaman. İncelik veya tahammül hiçbir şeyi çözmüyor. Bu nedenle incitmemek kadar incinmemek de önemli. Kendini koruyabilmek; kendi hataların kadar başkalarının hatalarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru ile yanlış arasında bir sınır varsa eğer bu sınırı oluşturan şey akıl değil; sağduyudur. Ve sağduyunun sınırlarının belirlenmesini sağlayan şey vicdandır. Bu nedenle, doğru ile yanlış arasındaki sınırı oluşturan aklımıza yardımcı olacak olan vicdanımızdır. Kalbimizin acıdığı yerde yanlış yapıyoruzdur. Ya da kalbimizin acıdığı yerde bize haksızlık yapılıyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gariptir insanoğlu, aslan kesilir zaman zaman ama cam gibi bir kalbi vardır. Ve aslında benim farkettiklerimi herkes bilse bile kalbiyle, beni farklı kılan bu farkındalıkları anlayıp da yazabiliyor olmaktır. Herşeyi biliyor veya hissedebiliyor olmaksa çok zor gerçekten. Çünkü benim baktığım dünyadan, insanların düşünceleri ve duyguları gayet net görünüyor. İnsanların yüzlerine baktığımda, hayal kırıklıklarını, incinmişliklerini görüyorum. Ya da kendilerini sevmeyişini. Aslında olmaya çalıştığı insan idealinin kendine uymadığını. İçsel olmamışlıkları üzerinden, gelip geçici şeylere tutunduklarını görüyorum. Ve bu insanları küçültüyor gözümde. Artık saygı duyamıyorum kimseye. Samimiyetle sevemiyorum kimseyi. Çünkü biliyorum ki, ne zaman birini sevmeye kalksam, biliyorum ki arkasından bir saçmalık veya hata gelecek. Bu hatayı yapan ben ya da o olacak. Ama ne farkeder ki; biz birbirimize zarar vermeye yemin etmiş gibiyiz. Neden bu kadar kaba sabayız? Bizi insan yapacak en büyük erdemleri ne zaman unutmuşuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık. Bileni bilmeyenden ayıran, bilenin bildiği için erdemli davranmasıdır. Ama öncelerde üzdüğüm, kırdığım insanları hatırlayınca bir düşünüyorum, nasıl oluyor da kendimi erdemli olarak görebiliyorum. Kendimi koruyayım derken belki de çok abartmışımdır. Tam bir pişmanlık değil belki hissettiğim, ama bir uyanış. Daha incelikli olmak, daha içten yaşamak, ancak hak edene iyi davranmak için atılan yeni ve olgun bir adım. Hayat tarafından hırpalanmamak için. Kimseyi bilerek veya bilmeyerek hırpalamamak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu düşüncelerle yürüyordum ki yolda, bir köpek gördüm. Uzaktan çok güzel görünüyordu. Canım benim ne tatlısın, dedim uzaktan. Yanımdaki arkadaşlar ve ben, aynı nidalarla köpeğe sevgi gösterdik. Sonra köpek oturduğu yerden kalktı geldi onca insanın arasından bana. Sevdirdi kendini bir güzel. Sonra sırtını yaslayıp bana, oturdu ayak ucuma. Arkadaşlarım da sevdiler köpeği. Ama köpek başını kaldırıp bana baktı. Güzel gözlerinde masumiyeti ve bilgeliği gördüm. Sonra eğildim, büyük bir güvenle ona sarıldım. O da başını bana yasladı. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyor gibiydik köpekle. Öyle çok sevdim ki onu. O da beni sevdi, biliyorum çünkü gözlerinde gülümseme vardı. O kısacık anda, neden insan olduğumu, vicdanı, sevgiyi, acıyı, huzuru, sevilmenin ne demek olduğunu gördüm. Tek bir bakış, içten bir dokunuşla köpek bana kim olduğumu yeniden hatırlattı. Ve bu karşılaşma ile hatırladım yeniden: Erdemli olmak çıkarsızca sevebilmek, tüm kalbini açtığında zarar görmeyecek kadar güçlü ve cesur olmak demekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncelikli olanı, yine ince yürekler görür. Köpekle birbirimizde gördüğümüz şey işte bu, görkemli doğanın ruhumuza bahşettiği zarafetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1887361530853450621?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1887361530853450621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1887361530853450621&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1887361530853450621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1887361530853450621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/04/karslasma.html' title='Karşılaşma'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7414640839515316512</id><published>2011-03-25T19:32:00.000+02:00</published><updated>2011-03-25T19:32:43.048+02:00</updated><title type='text'>Okuyucuya Bir Mektup</title><content type='html'>Merhabalar herkese,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır yoktum biliyorum. Ama bunun çok haklı sebepleri vardı. Şu sıralar yeni romanımı yazmakla o kadar meşgulüm ki, diğer bütün işlerime ara vermiş bulunuyorum. Bunun dışında yazılarımı edebiyat dergilerinde yayınlamakla uğraşıyorum. Çünkü roman çıkmadan önce, bir kaç tane daha yazımın basılmış olması sanırım bu 'yeraltı romanı' olarak tanımlayabileceğim karanlık romanımı basmayı kolaylaştıracak. Bunun dışında elbette, buradan uzak kalmak, tek bir yöne kanalize olmak biraz yordu. Günlük hayattan biraz soyutlanmak zorunda kaldım. Evet, bir roman yazabileceğimi düşünmüştüm daha önce ama yazacağımı düşünmemiştim. Sabırla üzerinde bir senedir çalışıyorum. Ve açıkçası bu sabırla kendimi dahi şaşırttım. Çünkü kendimi roman yazacak kadar sabırlı görmüyordum. ama açıkçası kendimi hafife almışım. Ben bile sınırlarımın ve olanaklarımın tam olarak farkında değilmişim. Aslında bu nedenle seviniyorum. Kendime dair yeni bir şey öğrenmiş oldum böylece. Tabi, bununla birlikte benliğimin parçalarını topluyorum yaşanmışlıklarımdan. Kendimi tanımak insanlığı tanımak demekti. bu nedenle kendimle bu kadar çok uğraştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz çok kısa romandan bahsedeyim. Romanın dili kesinlikle ağır değil. ama konu oldukça ağır. Zaten konu ağır olduğu için biraz olsun dilini sadeleştirmeye çalıştım. Tabi buna rağmen anlayanlar kadar anlamayanlar olacak. Bu her çalışmanın doğasında vardır. Bir iş herkese hitap edemez. Ancak en azından siz okuyucularıma, beni okumaktan zevk alanlara kesinlikle hitap edeceğini söyleyebilirim. Benim gibi hem karanlık hem de aydınlık yolu bulunan karakterlerimin içini safsata ile değil, et ve kemikle doldurmaya çalıştım. Onlar içimde yaşadılar ve romanımda onları yaşatmaya çalıştım. Tabi bilemiyorum bunu ne kadar başardım. sonuçta bu ilk romanım. Aslında ikinci romanım ancak ilkinin ancak %70'ni tamamlayabildim. Bu ilk roman yayınlandıktan sonra çoğunu bitirmiş olduğum ilk romanımı da basmayı ümit ediyorum. Bir kaç yayıneviyle görüştüm. duruma olumlu baktılar. Zaten beni hikaye ve şiirlerimden tanıyorlardı. Ancak bu roman, şimdiye kadar hiç olmadığım kadar samimi ve açık sözlü olduğu için her yayınevinin bu romanı basabileceğini sanmıyorum. Dediğim gibi, roman bir yeraltı edebiyatı olmanın bütün özelliklerini taşıyor. İnsanın hem karanlık hem de erdemli yönünü öne çıkarmaya çalışıyor. Bu 'çıplak' gerçeklere katlananlar kadar, katlanamayanlar olacaktır mutlaka. O nedenle biraz şüphedeyim, romanım için hangi yayınevi daha doğru araştırmaktayım. Bakalım zaman bana neler gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi sizlere romanım basıldığı zaman, buradan duyuracağım. Duyurduğum zaman da beni yalnızca bir 'nickname' olarak tanıyan bir çok kişi, gerçek kimliğimi, hayatımı, nerede ve nasıl yaşadığımı öğrenecek. Ama açıkçası bunun olması kaçınılmazdı diye düşünüyorum. Kaldı ki, beni Robin olarak bilenler yine bana robin demeye devam edecekler ve hatta diyebilirler de. Robin olarak kalmak benim için pek zor ollmayacak, o yüzden meraklanmayın. Yalnızca gizemli yazar kişiliğimin bazı parçaları gün ışığına çıkacak. Ve aslında bu beni biraz utandıracak. Çünkü kolay değildir, onca sene saklanıp da sonra ortaya çıkmak :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veee romanım bitmek üzere olduğu için sizlere, yakında döneceğimi haber vermekten gurur duyuyorum. Umuyorum ki her şey yolunda gider ve planladığım gibi zamanında bitirebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sevgili okuyucularım son olarak, yeni romanımı ben yazarken nasıl zevk ve coşkuyla yazdıysam, sizlerin de zevk ve coşkuyla okumanızı diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7414640839515316512?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7414640839515316512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7414640839515316512&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7414640839515316512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7414640839515316512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/03/okuyucuya-bir-mektup.html' title='Okuyucuya Bir Mektup'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8053655236682992564</id><published>2011-03-14T23:29:00.000+02:00</published><updated>2011-03-14T23:29:46.963+02:00</updated><title type='text'>Öylesine bir şeyler</title><content type='html'>Şairin kalemi yarasının üstüne&lt;br /&gt;İnip çıktıkça düşünceleri&lt;br /&gt;Girer birbirine anılar ve tüm bildikleri&lt;br /&gt;Kalem yaranın üstüne üstüne&lt;br /&gt;Gider ve gelir beşik gibi&lt;br /&gt;Sarsar kulakları ve gözleri&lt;br /&gt;Hiçbirisi bilmez ki&lt;br /&gt;Şairler şiirle doğar&lt;br /&gt;Acı çekmekle yükümlüdürler&lt;br /&gt;İnsanlık adına çamura batar&lt;br /&gt;Ve yine onlar adına kadim güzellikleri dillendirirler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8053655236682992564?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8053655236682992564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8053655236682992564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8053655236682992564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8053655236682992564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/03/oylesine-bir-seyler.html' title='Öylesine bir şeyler'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3088269241355279361</id><published>2011-02-25T22:18:00.000+02:00</published><updated>2011-02-25T22:18:01.415+02:00</updated><title type='text'>İnsan olmanın sınırı...</title><content type='html'>Ne garip, insanlar hayatlarının ne demek olduğuna dair hiçbir şey farketmeden yaşayıp gidebiliyorlar. Kim bilir yaşarken toplamda kaç kelime sarfediyorlar. Kim bilir hangisini kaç kere sarfediyorlar ama kullandıkları kelimeler derin olmaya, hayatlarının manasını aramaya ne kadar da uzak. Teyzenin tekine soruyorsun, yaşayıp gidiyoruz işte diyor. Peki ama niye? Nasıl olur da düşünmezsin kendini? Kim olduğunu? Nereden gelip nereye gittiğini düşünmeden nasıl yaşarsın? Aklım almıyor benim. Almayacak da asla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyorum da bazen, ben sormadan yaşayabilir miydim diye... Merak etmeden. Sanmıyorum. Yapamıyorum. düşünmeden edemiyorum. Yazmak için ayrıldım gittim buradan. Hikayeyi yazarken farkettim, ne kadar acı çekmişim, ne kadar da çok düşünmüşüm. Nasıl da örselenmiş zihnim. Ama zihin bunun için yok mu zaten? Nietzsche demiyor muydu; 'Ruhumun kullanılmadık gücü kalmasın!' diye. Benim de ruhumun kullanılmadık gücü kalmayana kadar, çabalıyorum sürekli. Geri dönüşü olmayan bir yola soktum kendimi. Ve belki de bu yoldan başkası yoktu benim için. Ama durduramıyorum zihnimi. Uyuyamıyorum. Yiyemiyorum. İçemiyorum. Sadece yazıyorum. Edebiyat tarafından büyülendim mi yoksa zehirlendim mi bilmiyorum. dün öyle çok yorulmuşum ki, sonunda deliksiz bir uyku çekebildim. Zifiri karanlıktı rüyalar. Bir şey gördüm mü onu bile hatırlamıyorum. O kadar yorgundum ki ve o kadar yaralıydım ki sanki... sabaha kadar uykumda birileri yaralarımı sarmış ve beni iyileştirmişti. Fırtınalı bir gecenin sabahı ancak güneşle parlar demek ki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum. Edebiyat mı beni yazıyor, yoksa ben mi edebiyatı yazıyorum bilemiyorum. Birbirine karışıyor herşey. Tüm düşünceler. Sanki beynim ikiye yarılacak ve içinden bir beyin daha çıkacakmış gibi hissediyorum. Ve aslında tarif etmeye çalıştığım duygular ve düşüncelerin yanında tonlarca duygu ve düşünce daha beliriyor. ama dilim onları anlatmaya yetmiyor. Sanırım asla yetmeyecek de. Çünkü insan olmanın sınırlarını asla ve asla aşamayacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3088269241355279361?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3088269241355279361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3088269241355279361&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3088269241355279361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3088269241355279361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/02/insan-olmann-snr.html' title='İnsan olmanın sınırı...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2990390517362442650</id><published>2011-02-20T11:45:00.003+02:00</published><updated>2011-02-20T22:36:55.764+02:00</updated><title type='text'>Issızlığa doğru</title><content type='html'>Sevgili Okuyucularım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır yoğunluklarım nedeniyle bir çok yarım iş bırakmıştım geride. Ne yazık ki edebiyat diğer bütün sanatlar gibi uzun uzun düşünmeye, yoğunlaşmaya ve ince ince işlenmeye ihtiyaç duyuyor. Woolf'un deyimiyle edebiyat 'Hiçbir şeyden bükülmüş oyuncaklar' olarak tanımlanabilir. Ama onları hiçbir şeyden bükmek için de şimdi olduğu gibi diğer işlerin sıkıştırmadığı görece boş bir zamana ihtiyaç duyuyordum. Çünkü çıkacağım yolculukta, hayaller ve güzellikler kadar kabuslar ve karanlıklar da olacak. Yeni hikayemin karakterine bürünmek, onu yaşamak ve onun gibi düşünmek için kendimi karakterin zihnindeki koridorlara hapsedeceğim. Yeri gelecek karakter beni yazacak, yeri gelecek ben karakteri yazacağım. Ama en sonunda karşınıza, hiçbir şeyden bükülmüş oyuncaklarla çıkacağım. Ve nihayetinde diyeceğim odur ki, yeni hikayem üzerinde çalışmak için biraz yoğunlaşmaya ihtiyacım var. Dolayısıyla bir süreliğine blog ve bu fani dünyaya dair diğer işlerime bir ara verip ıssızlığıma çekiliyorum izninizle. Diğer yeni hikayelerim de yolda, bittiğinde bir kısmının edebiyat dergilerinde yayınlanmalarını umuyorum. Bir kaçını belki burada da yayınlamayı planlıyorum. Yokluğumda, daha önceden yazmış olduğum yazılarıma bir göz atmanızı ve şimdilik onlarla yetinmenizi rica ediyorum. Dönüşümü heyecanla ve ısrarla bekleyiniz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve Saygıyla, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bilmediğim dilde dinlediğim şarkılar iyi geliyor bazen, sanki dillerini biliyormuşum gibi hissettiriyor: http://www.youtube.com/watch?v=zHu9Y5jM-3k&amp;amp;feature=related )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2990390517362442650?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2990390517362442650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2990390517362442650&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2990390517362442650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2990390517362442650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/02/isszlga-dogru.html' title='Issızlığa doğru'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-548923861695280162</id><published>2011-02-17T13:46:00.002+02:00</published><updated>2011-02-17T13:46:30.685+02:00</updated><title type='text'>Başlıksız</title><content type='html'>Ne kadar da yalındı dünya,&lt;br /&gt;Müziğin aynasından bakıldığında.&lt;br /&gt;Sessizdi dünya,&lt;br /&gt;İnsanların yokluğunda.&lt;br /&gt;Ne kadar da uzaktı eller, &lt;br /&gt;biri tutmak isterken onu ölesiye. &lt;br /&gt;Her yolun bir başı bir de sonu vardır&lt;br /&gt;dedim, düştüm yollara.&lt;br /&gt;Ellerimi uzattım,&lt;br /&gt;Sözlerimi söyledim,&lt;br /&gt;Ama ellerim boş, &lt;br /&gt;Sözlerimse karşılıksız kaldı. &lt;br /&gt;Sonunda ayna kırıldı,&lt;br /&gt;ve yine müziksiz kaldı dünya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-548923861695280162?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/548923861695280162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=548923861695280162&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/548923861695280162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/548923861695280162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/02/baslksz.html' title='Başlıksız'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1900875847972480007</id><published>2011-02-08T10:32:00.002+02:00</published><updated>2011-02-08T11:09:17.083+02:00</updated><title type='text'>Bırakın...</title><content type='html'>Ne çok hikaye istediniz benden. Bir türlü doymadınız değil mi? Bir türlü tamamlanamadınız çünkü! Bir türlü bitmedi yollar. Tükenmedi adımlar. Hep hikaye sordunuz bana. Her seferinde yeni bir şey söylememi istediniz. Bildiklerinize bildiklerimi eklememi beklediniz. Ne çok şey istediniz, ama pek az şey verdiniz. Ve hatta verdiklerinizi almayı dilediniz. Çünkü insanlığın mirasını alıp yeni bir güzelliğe dönüştürdüğümde onu paylaşmak yerine kendinizi karşımda eksik hissettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çok şey beklediniz benden. Her seferinde, her cümlede kendimi aşmamı istediniz. Ben kendimi aşmak için, dalgalara göğüs gerdim. Her dalgada bir kez daha al aşağı edildim. Ama bu bir yenilgi değildi. Hayatı yalnız kendim için değiştirebileceğimin göstergesiydi. Sizler istemedikçe, sizlere bir şeyler anlatamayacağımın kanıtıydı bu çarpışma. Çünkü o dalgaları sizler yolladınız bana. Sizlerin suçuydu, bu insanlığın pis kokan düşünceleri. Evet insanlık suçuydu, anlamsız şeyleri düşünmek. Ama farketmediniz elinizdeki güzelliklerin ne demek olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farketmenizi de beklemiyorum artık. Öyle tek tek karşıma geçmiş, her dediğimi sadece kendi üstünüze alınmayın. Bilin ki, işaret ettiğim yalnızca siz değil, her biri tek tek insanların. Yalnız başınıza insanlığın bütün yükünü yüklenmeye çalışmayın. Ben hak etmediğiniz bir şey söylemiyorum sizlere. Hepimiz kendi payımıza düşeni yaptık, bazıları güzellik bazılarıysa pislik üretti. Bana açıklayabilir misiniz yaptıklarınızı? Sizler, aklanmış olmak ve benimle aynı safta yer almak için geliyorsunuz. Ama aklanmadım ben! Sizler kadar suçluyum. Zaten her gün bunun acısını çekiyorum. Aç bir kedi, yoksul bir insan gördüğümde, aklın ve erdemlerin yenildiğini anlıyorum. Biz yeterince büyük yüreklere sahip olamadık. Biz en büyük ve en erdemli olamadık. İnsanları doğa kadar sevilecek muhteşem bireyler yapabilirdik. Ama ne oldu? Her anne ve baba eksikliklerini çocuklarına aktardı. Yaşadığımız sokaklar sakatlanmış ruhlar diyarına döndü.&lt;span class="messageBody"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek tek hepiniz suçlusunuz! Savaş suçu, insanlık suçu, hırsızlık, katillik, onursuzluk; hepsini siz işlediniz! Hepinizin elinde kan var! Elleriniz asla temizlenmeyecek bundan. Sizler asla daha erdemli olamayacaksınız. Çünkü erdemli olanları toplumun dışına ittiniz. Ya ben ne yaptım? Ben de sizlerin arasında bu farkındalıkla yaşamayı seçtim. Ben, bunca bildiğime rağmen acıyla bir kenarda kıvranmayı seçtim. Belki, bildiklerimi aktarmak, insanları ikna etmek için çabalıyorum. Belki bildiğim her eylem yolunu deniyorum ve kullanıyorum. Ama yine de yetmiyor. Tek başıma dünyayı değiştiremiyorum .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum tanıdıklarıma, aslında bu dünyayı bir kaç sağduyulu insan değiştirebilir. Ama önce insanları sağduyulu olduğumuza ikna etmek lazım. Kimse inanmıyor bana. Kimse kendine inanmıyor. Kimse değişime inanmıyor. Aynı kalıplaşmış saçmalıkların içinde yaşarken, sırf güzel bir hikaye anlatacağım diye beni aralarına alıyorlar. Altın kafese konmuş bir bülbül gibi, en güzel nağmelerimi veriyorum onlara, sürekli 'evim de evim' diyorum, ama yüzlerinde görünen bir kaç dakikalık aydınlanmadan sonra, susmamla birlikte güzellik de siliniyor yüzlerinden. Bir daha diyorlar, bir daha. Başka bir hikaye daha. Anlat diyorlar. Sürekli hikaye istiyorlar. Tamamlanmamış ruhlarını benim ince işlenmiş düşüncelerim ve sözlerimle değiştirmemi ve düzeltmemi istiyorlar. Ama asla değişmeyi kabul etmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bana bırakmadılar. Ya Olric, bizi bize bırakmadılar. Aslında seninle bir köşede oturup, sigara üstüne sigara yaksak, hayat belki de o kadar katlanılmaz olmazdı o zaman. Belki hayatı yeniden yaratacak gücü bulurdum sigaradan sararmış ellerimde bir gün. Derdim işte o zaman  insanlara yükseldiğim dağdan, beni ve edebiyatımı rahat bırakın, bırakın da edebiyatımla dünyayı yeniden yaratayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Omnium Gatherum- Watcher of The Skies&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1900875847972480007?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1900875847972480007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1900875847972480007&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1900875847972480007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1900875847972480007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/02/brakn.html' title='Bırakın...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-912583092546035774</id><published>2011-02-07T17:01:00.000+02:00</published><updated>2011-02-07T17:01:38.562+02:00</updated><title type='text'>Herhalde</title><content type='html'>Kırılmış bir camdaydı bakışları&lt;br /&gt;Gözleri camdaydı&lt;br /&gt;Gözlerine değen şeyin adı, &lt;br /&gt;Herhalde acıydı.&lt;br /&gt;Kırılmıştı baktığı duvarın kirişleri,&lt;br /&gt;Çatlamıştı boyası.&lt;br /&gt;Gözleri camdandı.&lt;br /&gt;Gözlerine takılanın adı, &lt;br /&gt;Herhalde ıssızlıktı.&lt;br /&gt;Çatlamıştı izlediği duvarın boyası,&lt;br /&gt;Gözleri yıllardaydı. &lt;br /&gt;Gözlerine takılanın adı&lt;br /&gt;Herhalde zamandı. &lt;br /&gt;Uçmuştu çatısı baktığı evin,&lt;br /&gt;Bacasız kalmıştı. &lt;br /&gt;Gözlerini çevirdi.&lt;br /&gt;Gözleriyle farkettiği şeyin adı&lt;br /&gt;Herhalde yıkılıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-912583092546035774?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/912583092546035774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=912583092546035774&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/912583092546035774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/912583092546035774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/02/herhalde.html' title='Herhalde'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7883782603350392043</id><published>2011-01-24T00:23:00.001+02:00</published><updated>2011-01-24T00:28:45.735+02:00</updated><title type='text'>Karıncalar ve Sarmaşıklar</title><content type='html'>Şehrin birinde bir adam varmış. &lt;br /&gt;Bir zamanlar, saadetle yaşarmış.&lt;br /&gt;Ama bir sabah uyandığında aklı karışmış.&lt;br /&gt;Bir bakmış elleri karıncalanıyor,&lt;br /&gt;bacakları kaşınıyor.&lt;br /&gt;Kollarını ve bacaklarını karısına göstermiş.&lt;br /&gt;Sağına bakmış, soluna bakmış&lt;br /&gt;Bir şey yok işte, demiş karısı.&lt;br /&gt;Adam inanmamış. &lt;br /&gt;Ellerindeki karıncaları öldürmek için ellerini duvarlara sürerek parçalamaya başlamış,&lt;br /&gt;bacakları kaşındıkça bıçakla bacaklarını kazımış.&lt;br /&gt;Akşam işten eve dönerken, kaldırımdaki herkes korkuyla adamdan kaçmış.&lt;br /&gt;Adam 'ne var?' diye bağırdıkça insanlar kaçışmış.&lt;br /&gt;"Ellerimde karıncalar, bacaklarımda sarmaşıklar,&lt;br /&gt;siz ne yaptığımı sanıyorsunuz?" diye bağırmış da bağırmış.&lt;br /&gt;Eve geldiğinde, ışıklar yanmıyormuş.&lt;br /&gt;Karım ve oğullarım nereye gitmiş olabilir diye sormuş,&lt;br /&gt;Bakmış etrafta kimsecikler yok,&lt;br /&gt;Komşuların da ışığı yanmıyormuş.&lt;br /&gt;Sokağa çıkmış,&lt;br /&gt;Bakmış ki sokaktaki lambalar bir bir sönüyor. &lt;br /&gt;Karanlıklar artıyor&lt;br /&gt;Ve adamın bacaklarıyla elleri daha çok kaşınıyormuş. &lt;br /&gt;Evinin bahçesine dönmüş adam,&lt;br /&gt;Bakmış hala karanlık her yer.&lt;br /&gt;Başını gök yüzüne kaldırmış,&lt;br /&gt;Sarı bir ay doğuyormuş ufukta.&lt;br /&gt;Ay yükselmiş yavaşça.&lt;br /&gt;Ay yükseldikçe adam toprağa gömülmüş.&lt;br /&gt;Toprağın içine batmış da batmış.&lt;br /&gt;Ellerinde karıncalar, bacaklarında kökler ve sarmaşıklar,&lt;br /&gt;batarken toprağın derinlerine,&lt;br /&gt;adamın gözlerinde sarı bir ay kalmış.&lt;br /&gt;Ardında da gözü yaşlı oğullarını ve karısını bırakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Raventale - Gone&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7883782603350392043?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7883782603350392043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7883782603350392043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7883782603350392043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7883782603350392043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/karncalar-ve-sarmasklar.html' title='Karıncalar ve Sarmaşıklar'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-733034444414981627</id><published>2011-01-22T21:17:00.000+02:00</published><updated>2011-01-22T21:17:02.090+02:00</updated><title type='text'>Şiirler Yazar Şairleri</title><content type='html'>Her zaman şairlerin şiir yazdığı sanılmıştır,&lt;br /&gt;Ama şiirler şairleri yazar. &lt;br /&gt;En kötüyü en güzel şekilde söylemek,&lt;br /&gt;Şiirlerin işidir.&lt;br /&gt;Şairler satırların ardında gizlenir.&lt;br /&gt;Şiirler sırtlanır bütün yükü,&lt;br /&gt;şairlerin omuzlarında huzur kalır, &lt;br /&gt;Sanki hafif bir kuş tüyü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En değme şiirin,&lt;br /&gt;Şairin yüreğinden çıktığı söylenir,&lt;br /&gt;elinden değil.&lt;br /&gt;Dökme demir gibi her sanatın şiirle dövüldüğü söylenir,&lt;br /&gt;Zanaatçının sanatçıya dönüşmesi için. &lt;br /&gt;Şairin ellerinin,&lt;br /&gt;Demir ustası gibi sağlam olduğu söylenir,&lt;br /&gt;Peki ya yüreğinin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-733034444414981627?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/733034444414981627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=733034444414981627&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/733034444414981627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/733034444414981627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/siirler-yazar-sairleri.html' title='Şiirler Yazar Şairleri'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-346884748931060458</id><published>2011-01-20T10:26:00.005+02:00</published><updated>2011-01-20T14:32:27.002+02:00</updated><title type='text'>Aptallar, cahiller ve ahmaklar</title><content type='html'>Keşke uyandığım her sabah, dünyayı insanlar az önce terk etmiş olsa. Işıklar açık veya bardaklarında sıcak çay tüterken, bu dünyayı terk etmeye karar verseler. Ya da her gideceğim mekandaki insanlar ben girmeden az önce orayı terk etseler. Arkalarında kaynayan bir ocak, işleyen bir saat bıraksalar. Ve ben dünyanın bir ucundan baktığımda, görsem sokakların ve binaların terk edilmişliğini. Güneş yalnızca beni aydınlatsa. Canımı sıkan, içimi karartan her hangi bir yüz görmesem bu sabah. Keşke insanlar bu dünyadan bıkıp gitseler, beni ve dünyayı baş başa bıraksalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, fark ettim ki ben dünyayı seviyorum. Yalnızca insanları sevmiyorum. Bence dünya çok güzel, doğa muhteşem ve hayranlık verici. Ancak insanlar çok çirkin ve aşağılık. Kendilerini sevmeyen onlarca insan, bir başkasının da kendini sevmemesi için uğraşıyor. Sanki kompleksli bireylerden oluşan bir toplum sağlıklı olacakmış gibi, kendi kötüyse bir başkasının da kötü olması için dua ediyor. Bu ne büyük bir adiliktir. Ne büyük bir hasettir. Ne büyük bir kendini sevmezliktir böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bana bakışlarındaki haset ve kıskançlıklarını açıkça gördüğüm için, onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Bu nedenle düzenli bir sosyal yaşamım yok. Neredeyse herkes, yakından bakıldığında, memnuniyetsiz, tatminsiz ve zavallı. Hiç kimse kendine öğretilenlerden başka bir şey düşünmeyi istemiyor. Sanki dünya bildiklerinden ibaretmiş gibi de inanılmaz bir kibir ve kendine güvenle dolaşıyorlar. Cehaletin vereceği güven de böyle budalaca olur işte. Kendini bilmezlik buna denir işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle lanetimi kazanıyor insanlar. Kendileri ve dünyayı sevemedikleri için. Sevmeye, saymaya ve merhamet göstermeye niyetleri olmadıkları için. Bir başkasınının sorununu duyduklarında kendi başlarına gelmediğinden dolayı şükür ettikleri için. Bencil ve acımasız oldukları için. Kibirli ve cimri oldukları, iyi ve güzeli de kendi değerleriyle kirlettikleri için. Doğaya tecavüz ettikleri, hayvanları sevip, saymadıkları, zarif ve kibar olmadıkları için. Bunlar gibi milyonlarca sebep sayabilirim insanoğlunun günahlarını anlatan. Yalnız bana karşı işlenmiş suçlar değil, her nesilde tekrar tekrar öğretilen ve saygınlık kazanmış çarpıklıklar bunlar. Her nasılsa bir başkasını bozmak zeka göstergesine, ezik olanları daha da ezmekse güç gösterisine dönüşüyor. Bu nasıl bir eziklikse, zaten feleğin vurduğu aciz bir insana bir tekme daha atılmak suretiyle ego tatmin ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum, insanların zavallılıklarını ölçecek bir kelime, bir yazı, bir bilim veya ölçüt bulabilecek miyim? Psikoloji, felsefe ve sosyoloji birlikte işlemek zorunda insanı anlamak için. Üzerine sanat girmeli, zavallılığı anlaşılır kılmak için. Çünkü ne yazık ki zavallılığı anlatacak kadar çirkin bir sözüm yok benim. Bu kadar çirkinliği ancak güzellikle anlatabilirim. Sanatı bu nedenle elini asla bırakmayacağım bir dost ilan ediyorum. Tüm pislikleri görür ve anlatırken, beni daha iyiye taşıdığı için sanatla yaşıyorum. Çamura batmış, pisliğe bulanmış, paslanmış ve kırılmış şeyleri dilin ihtişamıyla anlatabilmek için nefes alıp veriyorum. Ben hayattaki amaçlarımdan birini buldum en azından. Bu da beni yeterince mutlu kılıyor. Edebiyat beni tamamlıyor. Onlar gibi olmamak, sıradan, cahil ve sıkıcı insanın ruhu gibi çarpık ve hastalılıklı olmamak için edebiyat bir ilaç gibi yaşamımı iyileştiriyor. Farkındalıklarımın altında ezilmiyorum böylece. Bir kağıt parçası belki bir kaç gram ağırlığındadır ama üzerine yazılmış değerli bir söz veya tespit ile bir anda bir kaç ton ağırlığa çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle her yazılanı dikkatli okumak ve hissetmek gerekir. Her satırda yazan kişinin nefesini ve atan kalbini duymak gerekir. Tespitler de insanlarla birlikte yaşar çünkü. İnsanlar duymadıklarında, bu tespitler, soyutluğun içinde hayale giremeyecek bir olgu alarak asılı durur. Bu nedenle kızıyorum ya, insanlığın bu derin bilgi birikimini anlamaya niyetli olmayan bir toplumda yaşadığım için. Anti-entellektüelizmi savunan onca cahil, onca tembel, onca adi ve aşağılık insanla aynı sokakları paylaşmak zorunda olduğum için. İçimdeki zarafeti ve güzellikleri göremeyecek oldukları için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceden insanlara kızardım aptal ve cahil oldukları için. Şimdiyse bu aptallık ve cahillikle doğa ve başkaları kadar kendilerine zarar verdiklerini gördüğüm için seviniyorum. Bu nedenle cahilliklerini ve aptallıklarını kutluyorum. Çünkü kendi sonlarını kendileri getirecekler. Benim bir şey planlamama, aklımı ve zekamı gereksizliklerini ortadan kaldırmak için çalıştırmama gerek yok. Nasılsa getirdikleri düzen olan kapitalizm, onlara hem psikolojik hem de fizyolojik olarak zarar veriyor. Nasılsa, kendilerini öldürmenin incelikli bir yolunu bulmuşlar. Bu aptallık karşısında benim kızmak, öfkelenmek, üzülmek yerine ayağa kalkıp coşkuyla alkış tutmam gerekiyor. Çünkü insanlar doğa ile birlikte kendilerini, birbirlerini ve geleceklerini öldürüyorlar. Sıradan insanlar yeterince aptal oldukları için geleceğe, onlar değil, benim gibiler kalacak. Bu nedenle bu büyük ve toplu intiharları sırasında yalnızca doğanın ve kendimin daha az zarar görmesi için çalışacağım. Çünkü biz onlar gibi değiliz. Merhametimizi öldürmedik savaşlarla. Hiç ölmeyecekmiş gibi güvenmedik malımıza veya sağlığımıza. Ben ve doğa, bu dünyanın geçici olduğunun her zaman farkında olduk. Ve asla güvenmedik kendimize ve şimdi sahip olup sonra kaybedecek olduklarımıza.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarları doğrultusunda kendini sağaltan, "ama şu sebepten böyle yaptım" diyen ve bahanelerin arkasına saklanan ahmaklar da diğer cahiller ile birlikte ölecek nasılsa. Burada yazılanları okuyup da kendinizi ayırmayın, aptal ve cahil dediklerimden. Sakın kendinizi, farkında olduklarımı "tam olarak" anlayabilen biri yerine koymayın. Çünkü çekmediniz benim çektiğim acıları ve ıstırabı. Görmediniz gördüklerimi, gömmediniz ölülerinizi kendi ellerinizle. Ölümü bilmediğiniz için yaşamı da bilmiyorsunuz. O nedenle sakın ama sakın, kendinizi "yaptıklarının farkında olan" veya "vicdanlı" biri olarak görmeyin. Eğer vicdanınız olsaydı, anlık hazları bırakıp çivisi çıkmış bu dünyanın insanlarına ve kurdukları düzene isyan ederdiniz. Her fırsatta insanlarla bildiklerinizi paylaşır, kendiniz için yaşamaz, yaşamak için bütün gücünüzü de kullansanız asla ulaşamayacağınız kadar büyük bir amaç seçerdiniz. Konformizmin kucağında eriyen hedeflerinizi ve egonuzu izlemezdiniz. Şimdi söyleyin bakalım, haklı mıyım haksız mıyım; Eleştirel mesafenizi korumak için herşeyden nefret etmeye ve benim gibi her nefeste ama her nefeste insanların kurduğu en çarpık sistem olan kapitalizme isyana etmeye ve onunla mücadeleye hazır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist ~&lt;br /&gt;Eikenskaden - The Theme Of Sorrow &lt;br /&gt;Eikenskaden - I'll Go For A Walk On My Grave&lt;br /&gt;Eikenskaden - I'll Dance This Adagio With The Spirits&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Eikenskaden - Dying On A Bed Of Roses&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-346884748931060458?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/346884748931060458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=346884748931060458&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/346884748931060458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/346884748931060458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/aptallar-cahiller-ve-ahmaklar.html' title='Aptallar, cahiller ve ahmaklar'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-655311557333046614</id><published>2011-01-10T14:07:00.001+02:00</published><updated>2011-01-10T14:07:55.416+02:00</updated><title type='text'>Zamanın Gölgesi</title><content type='html'>Hayat hep aynı şeyi yapıyor. İlla verdiğini alıyor. Ama her seferinde de yeni bir şey vermekten vazgeçmiyor. Değişim bitmiyor, tükenmiyor. Sürekli ama sürekli yeniye, bilinmeze doğru ilerliyor. Ne gariptir, geçmişi sürekli düşünecek, kılı kırk yaracak vaktimiz vardır. Kafamızda değiştirmek için elimizden geleni yaptığımız ve gerçekte asla değişmeyecek olan anılarımız vardır. Defalarca döneriz geçmişe. Aslında kafamızda sanki küçük bir zaman makinesi, 'keşke' dediklerimize ayarlanmıştır: 'keşke yapmasaydım, keşke gitmeseydim...' Pişmanlıklar ve suçluluk duygusu. En büyük illettir, vicdanı olanlara. Asla değişmeyecektir geçmişteki. En derinlere de insen, gözlerinden derya deniz yaşlar da dökülse, geçmiş bitmiştir, gitmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki geçmişin gölgesinde kalır gelecek. Geçmişin gölgesi öylesine uzar ki, bir bakarsın gök yüzü siyaha boyanmış, bulutların yüzü asılmış, körpe geleceğini çekiyordur ellerinden. Öyle zamanlarda ne gelecek gelecektir ne şimdi şimdide kalır. Zamanın gölgesi binmiştir üstüne. Zamanın gölgesi pişmanlık gibi görünür yüzüne. Pişmanlıkların omuzlarında, sana hayatı çekilmez kılıyordur. Belki de sen çekemiyorsundur ve onlar senin bu haline katlanıyordur. Bilemiyorum, yaptıklarımın ne kadarını hatırlıyorum. Ama hatırladıklarımın ve pişman olduklarımın zaman zaman&amp;nbsp; acısını çekiyorum. Sanırım bu nedenle bugünlerde, ölen kedimin ardından yasa yakın bir boş vermişlik yaşıyorum. Gideli bir ay bile olmadı. Geçen senenin sonunda, kedimin ölümüyle kalbime bir yumruk indi. Şimdi yeni bi seneye başladık da ne oldu. Yeni sene de kedimin gözlerini göremedikten sonra, o seneyi bana sevdirecek ne sebep kaldı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında olmadan bağlanıyoruz bu hayata. Kalbimizi tam açmışken, kapıdan içeri sıcak bir meltem yerine en soğuk fırtınalar geliyor, giriyor. Kalplerimizi donduruyor. Hayat her zaman sağ gösterip sol vuruyor. Yıkılmıyoruz belki. O kadar da güçsüz değiliz. Ama acılar içinde sürünüyoruz. Bazı acılar vardır hayatta, bedenimizde yaşadığımız her tür acıdan daha derindir. Yalnızca kendimizi yaralamak rahatlık verir. Hiroshima Mon Amour filmindeki sahnede olduğu, kapatıldığımız mahzende kendimizi iyi hissetmek için yapacak bir bu kalır; ellerimizi duvarda parçalar ve kanımızı içeriz. Kanımızın sıcaklığını dudaklarımızda hissetmekse teselli verir. Kederimizin boyu dağları aşmış, kanımızsa tek devamızdır. İşte budur elem dedikleri. Belki kedere teslim olmadım. Kedere boyun eğemeyecek kadar gururluyum. Ama yas tutmadan edemiyorum. 'Kızım'ın ardından, en sevdiğimin ardından, üzülmeden yapamıyorum. Sanırım bu nedenle kimseyle konuşmak ve görüşmek istemiyorum. İnsanların yüzüne gülmek ve 'Kızımı' düşünmemek zorunda olmak zor. Hem onu neden düşünmeyecekmişim ki? Elimde ondan geriye ne kaldı düşüncelerimden başka? Bir kaç sevimli anı, bir kaç parça oyuncak ve boş bir ev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluyum hala, huzurluyum da. Ama O'nsuzluğa alışmak zorunda olmak çok kötü bir durum. Boncuk gözlü, güzel kızımın sıcaklığı olmadan, O'na sarılmadan güne başlamak çok üzücü. Bir çok insan, yeniden kedi al diyor. Yakında yeniden kedi sahiplenmeyi düşünüyorum. Çünkü kedisiz bir yaşam bana göre değil. Doyamadığım Kızım için, bir hikaye yazmayı istiyorum. O'na adayacağım bir hikaye. Belki insanlarla hayvanların dostluğunun sonsuz olduğu bir hikaye. Bilemiyorum ne zaman yazarım ama en azından, içimde alacak ve verecek nefeslerim tükenmeden bu hikayeyi yazmak ve bitirmek istiyorum.Sanırım bir süre daha bu ruh hali sürecek. Ve ben de hiç bir ölümün boşa gitmemesi için, bu yaşamı anlamlı kılmak adına, kendimi yeniden kitaplarıma ve yazılarıma adıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-655311557333046614?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/655311557333046614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=655311557333046614&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/655311557333046614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/655311557333046614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/zamann-golgesi.html' title='Zamanın Gölgesi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6220062012212881931</id><published>2011-01-04T09:18:00.001+02:00</published><updated>2011-01-04T13:15:35.337+02:00</updated><title type='text'>Sonsuzluğa Karışmak</title><content type='html'>Her baktığım yerde yalnızca dağ, orman veya deniz görmek istiyorum. Bu mümkün mü acaba? Bu denli ıssızlığı doyasıya görecek mi gözlerim? Yoksa daha çok mu beklemem gerekecek? Bir türlü sakinleşmeyen hayatın, bir türlü yalnızlaşmayan, insandan arınmayan hayatımın, mutlak ıssızlığa ulaşabilmesi için daha vakit mi var? Ama bu haksızlık gibi geliyor. Bir ormanın ıssız patikalarında, denizin ufkunda kaybolmak istiyorum ben. Bir daha dönmemek üzere evrenin kucağında sonsuzluğunu solumak istiyorum. Yetmiyor bunca sokak, bunca yol ve yolculuk. Gökyüzünü izlemek değil, gökyüzünde yaşamak istiyorum. Bu kadar zor mu sonsuzluğa karışmak? Bir galaksinin kollarında masumca uyumak? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş ışığı yıldızları öldürüyor her gün. Güneş her doğduğunda sonsuz karanlığın çocukları olan yıldızlar, bir bir siliniyor gökyüzünden. Aslında bu biraz hüzünlü bir durum. Gün doğumu ne kadar görkemli olsa da, karanlığa doymamış gözler üzülüyor, sessizliği bozulacak dünyanın, ıssızlığı yok olacak yalnızlığın ardından, bir dahaki geceyi sabırsızlıkla bekliyor. Gündüzü ve zorunlulukları sevmiyorum. Önümde sonsuz bir satır olsa da yazsam keşke diyorum. Başımı kaldırdığımda sonsuz bir yol uzansa da sakince yürüsem yorulmadan. Hiçbir engel, sonsuzluğu içime çekmemi ertelemese. Ben yalnızlığımda uyusam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında istediklerim derin bir meditasyondan farklı değil. Bu evrenin sevgili çocuğu olarak, ait olduğum şey ile bütünleşmeyi istemekten başka bir şey yapmıyorum. Dünyanın enerjisini duyuyor ve ona karışmak istiyorum. Bu bence, çok da aç gözlü bir istek değil. Arzulardan ve tutkulardan, telaştan, küçük hesaplardan, insanlığa dair her türlü pislikten arınmak istiyorum, o kadar. Ne vardı yani, bulutlardan bir merdiven açılsaydı önümde. Gök yüzünün kanatlarına binseydim her gece. Karanlığın içinde korkusuzca, sonsuzluğa hikayelerimi anlatsaydım sevgiyle. Bu kadar zor mu yani, bu iğrenç yaşamdan sıyrılmak. Ancak içimdeki nefeslerin tükenmesi mi gerekiyor, evrene sonsuzca sarılmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir türlü anlamıyorum. Sevmediğim bu dünyada, bu şekilde yaşamaya neden devam ediyorum. Neden insani isteklerimin peşinde koşuyorum. İnsan olduğum için mi? Bu yeterli bir cevap değil benim için. İnsan olmayı reddediyorum aslında. Ama insan olmadan da yapamıyorum. Sınırlarım bana acı veriyor. Kendimi aşmak ve bu gözlerle asla göremeyeceğim derinliklere dalmak istiyorum. Bu dünyada olmak, bu gerçeklikte yaşamak beni sıkıyor. Yetmiyor dünyada gördüklerim. İnsanın sınırlı hayal gücü beni doyurmuyor artık. Ne kadar hayal etsem de, sonsuzluğa açılmak için ne kadar çabalasam da, sonsuzluk bana kendini açmadıktan sonra, ona kavuşmam mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman bu yıl hedeflerimin arasına koyuyorum bunu. Çünkü bildiğim ve gördüğüm dünyadan öğrenerek elde ettiğim isteklerimden daha fazla istediğim bu şeyi elde etmeden, belki de elde etmek yanlış kelime, bu şeye 'ulaşmadan' içim rahat etmeyecek. Öyleyse hedeflerin en üstüne koyuyorum bunu, ta ki ulaşana dek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Sonsuzluğa karışmak.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Fyrdsman - Survival&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6220062012212881931?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6220062012212881931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6220062012212881931&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6220062012212881931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6220062012212881931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/sonsuzluga-karsmak.html' title='Sonsuzluğa Karışmak'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6977764295022466065</id><published>2011-01-01T11:03:00.001+02:00</published><updated>2011-01-01T11:07:44.762+02:00</updated><title type='text'>Yeni Yıla ve Tebriğine Tersinden Başlamak</title><content type='html'>Hayata dair yeni bir şey düşündüğümüzde, bunu çevremizdekilerle paylaşmak isteriz. Bu bilgelik sadece bize ait olmamalıdır. İnsanlığın diğer üyelerine de bir şeyler katmalıdır. Bu nedenle, düşüncemizi paylaşırız. İnsanlığın ortak bilgi birikimine kendimize dair bir tuğla eklediğimizi görmek ve göstermek için... Sonra -sanırım benim gibi insanlar- hayata dair farkettiklerinin aslında, hayatı elinden kaçırmamak için bulunmayı bekleyen gerçekler olduğunu farkederek acı çeker. Çünkü bu hayatta kaybedecek çok şeyimiz vardır. Sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle doludur bu dünya. Ve çoğunlukla da sevdiklerimizi sevmediklerimizden uzak tutmaya çalışırız. Sonucu ne olur bilemiyorum. Herkesin eyleme dökme şekli farklıdır kendini. Ama çoğunlukla da hayatın geçiciliği, kaybedeceklerimizi hatırlattığı için üzülürüz. Çünkü, her sevginin sonunda ölüm vardır. Herşey bitmeye makumdur. Ve bizleri de bu kadar inciten ölümdür. Ölümün ardında kalan sevgiler, hatırlayana acı verir. Anılar ve acılar damarlarında gezerken insanın, gülüşler göz yaşlarını takip eder. Ve en sonunda da anılarla birlikte acılar rüzgarın nefesiyle ötelere uçar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutuş hatırlamak kadar acı verir insana. Özellikle de sevdiğin kişinin son bakışı gözlerinden yavaşça siliniyorsa. O gördüğünün son bakış olduğunu bilmediğin için üzülürsün. Hatta kahredersin kendine, bilseydim daha çok şey söyler, daha çok severdim onu diye. Belki bakışlarımı uzatacak vaktim olurdu, bilseydim; keşke bilseydim diye düşünerek günlerin gece, ardından da gündüz oluşunu izlersin. Ölümün ardından düşünülecek zaman sonsuzdur. Tıpkı deniz gibi. Her denizin sonunda sonsuzluk uzanır. Her kaybediş de bu sonsuzluğun ucunda bizi bekler. Bu nedenle ufuklar hem hüzün verir hem de neşe. Kaybettiğinle aranda sonsuzluk olduğunu bilerek ulaşamayacağının farkındalıyla üzülür, ancak kaybettiğinin o sonsuzluğun ucunda olduğunu bilerek de sevinirsin. Çünkü kaybettiğin şey, aslında tamamen yitip gitmemiştir. Bir gün sonsuzlukta seninle yeniden buluşmayı&amp;nbsp; bekler. İşte buna umut denir. Gerçekleri bilmesek de, bilmeyi istemesek bile umut etmek insana her zaman iyi gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sebeple ölümün yanına umut yakışır. Denizin ucuna da sonsuzluk. Ve bizlere de gülümsemek yakışır. Yeni yılın başında benim gibi ölümü düşünenlere biraz umut ve neşe gerekir. Ancak bu şekilde dayanır kalp, kaybettiklerinin acısına. Hatırladıklarını unutmanın acısına. Yeni yılın ilk gününe, keşke diyerek uyanmadım ama, rüyamda o 'keşke'nin tezahürlerini gördüm. Çünkü tüm sevdiğim ve artık yitirdiklerim ordaydı. Rüyamda, sevdiklerimle 1976 yılında buluştum. Daha önce görmediğim sokakların ve yüzlerin şahidi oldum. Sevgili kedilerim, arkadaşlarım ve ailem oradalardı. Gördüklerimin hepsi ölmüş de olsalar şimdi, anılarımın ve rüyalarımın hazzını yaşıyorum. Ve 'neden 1976 yılındaydık' diye düşünmeden edemiyorum. Daha dünyaya gelmediğim bir yılda, belki de ruhlar aleminde bir araya geldik. Bilemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm de, yeni yıla ölülerle başlamak o kadar da hüzünlü bir şey değil. Çünkü ölüm hayatın bir parçası. Geçiciliğine değil hayatın, güzelliklerine bakmalı. Her gördüğün denizin sonunda uzanan sonsuzlukta sevdiklerinin oturduğunu düşlemeli. Böylece umut, ölümü bir kaybediş olmaktan kurtarıp, ölümün sonsuzluğa atılan bir adım olarak görülmesini mümkün kılar. Ve yeni başlamış şeylere de umut yakışır. Bu nedenle yeni yılda, herkese, hepimize daha çok umut edin diyorum. Ve son olarak şu anda baktığım denizin ucunda bizleri bekleyen sonsuzluğun yeni yılda hepinizi kucaklamasını diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6977764295022466065?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6977764295022466065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6977764295022466065&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6977764295022466065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6977764295022466065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2011/01/yeni-yla-ve-tebrigine-tersinden.html' title='Yeni Yıla ve Tebriğine Tersinden Başlamak'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5440116857728454268</id><published>2010-12-27T01:43:00.001+02:00</published><updated>2010-12-27T01:55:10.697+02:00</updated><title type='text'>Görkemli Bir Trajedi</title><content type='html'>Onca duyguyu nereye koyacağım? Bitmez tükenmez öfkemi, yere göğe sığdıramadığım şefkatimi, tutkudan aşka çalan yüreğimi neyle ferahlatacağım? Hangisi, hangi eylemim beni kurtaracak zindanlardan? Üzerime zincirler vurulmuş, sözleriminse kanatları kesilmiş. Bin söylemek isterken, bir çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya, nereye koyacağım, dopdolu hüznümü? Bütün satırların arasına sıkışmış üzüntümü. Anlıyor musunuz, yüreğim ne kadar da kırılgan ve içli. Anlıyor musunuz; bu dünya için çok fazla hassasım ben! Biliyor musunuz, adımlarınızı duyanın bir tek ben olduğumu? Duyuyor musunuz, ruhlar diyarından getirdiğim haberleri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yürek, yaprağın tazeleğinde, konmuş bir rüzgarın üstüne gidiyor bir sonraki serüvenine. Şiirin, yalnızca bilinen kalıplarının aksine, düz yazıyla yazılabileceğini de... Gösterdim yere göğe! Şimdi söyleyin, ben hüznümü nereye koyacağım? Kaybettiklerimi değil, unuttuklarımı nasıl hatırlayacağım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz, göz yaşlarını bir teselli mi sanıyorsunuz? Her birisi buzdan bir taş, yüreğime iniyor. Her damla, bir başka ağıt yakıyor. Ama ben ağıtları sevmem. Çünkü rüzgarın ninnisiyle, yitirdiklerime karışırım ben. Unutuluşa aşık olur, onun gizemli nehrinden kana kana içerim hiç düşünmeden!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onurlu bir trajedideki görkem etkiler izleyenleri. İşte, bu ihtişamdır beni ve acımı farklı kılan. Şiirlerime tat verense kanımdır. Her satırda bir damlasını daha çekerim damarlarımdan. Geriye, trajedinin zehri kalır tenimde dolaşan.&amp;nbsp; Diz çöktüğümde yere, akan kanım ellerimde, size sunarım hüznümü bir şiirle. Ve hayran olursunuz inanamayan gözlerinizle, acının ihtişamını, yere düşen gövdemde gördüğünüzde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5440116857728454268?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5440116857728454268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5440116857728454268&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5440116857728454268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5440116857728454268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/gorkemli-bir-trajedi.html' title='Görkemli Bir Trajedi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1531912143836245041</id><published>2010-12-26T21:23:00.002+02:00</published><updated>2010-12-26T21:26:31.725+02:00</updated><title type='text'>Gece'nin ardından bir ölüm...</title><content type='html'>Yıkabileceğini sanmış beni hayat, &lt;br /&gt;Eski bir zamanda açılmış&lt;br /&gt;yaramın üstüne bastırırken ölüm. &lt;br /&gt;İyileşmesi mümkün olmayan bir yaraydı, &lt;br /&gt;Ölüm.&lt;br /&gt;Hayatlarımızı, &lt;br /&gt;bildiklerimizi elimizden alan, &lt;br /&gt;Derin bir karanlıktı &lt;br /&gt;Ölüm. &lt;br /&gt;Bize, bizi unutturan, &lt;br /&gt;belki sevdiklerimizi &lt;br /&gt;düşlere hapseden, &lt;br /&gt;bizi yalnız bırakan bir yaradır ölüm. &lt;br /&gt;Bana, sevgimi &lt;br /&gt;zamanın zehri içinde unutturan&lt;br /&gt;bir yok oluştu ölüm. &lt;br /&gt;İçime, içimize, &lt;br /&gt;İnsanlığa doğarken konulmuş, &lt;br /&gt;bir yazgıydı ölüm. &lt;br /&gt;Ayrılıkların hepsi, &lt;br /&gt;zordur derler ya, &lt;br /&gt;inanmazdım. &lt;br /&gt;Acıların hepsi aynıdır &lt;br /&gt;dedim ya, &lt;br /&gt;inanmadı ölüm. &lt;br /&gt;Bir sebep,&lt;br /&gt;sordum geceye, &lt;br /&gt;bulutların ardında bir ayna&lt;br /&gt;açılır ve bana konuşur diye.&lt;br /&gt;Herşeyimi elimden aldı, &lt;br /&gt;En güzel Gece'm &lt;br /&gt;bütün gecelerimin düşü oldu&lt;br /&gt;ardında ölümün. &lt;br /&gt;Ben konuştum&amp;nbsp; &lt;br /&gt;ve sustu bu Gece,&lt;br /&gt;ölüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1531912143836245041?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1531912143836245041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1531912143836245041&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1531912143836245041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1531912143836245041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/gecenin-ardndan-bir-olum.html' title='Gece&apos;nin ardından bir ölüm...'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4662005130904185068</id><published>2010-12-17T16:21:00.002+02:00</published><updated>2010-12-17T16:34:05.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nefter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yargılamak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sistem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ölüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Ölüm Döşeği</title><content type='html'>Farkettim ki, ölmekte olan insana sabrım var benim. Bunun bir çok sebebi var. İlki, ölmekte olmanın zor bir şey&amp;nbsp; olduğunu bilmem. İkincisi, onun yerinde kendimin olabileceği düşüncesi. Evet, yalnızca ölmekte olan insana hoşgörüm var benim. Yaşamakta olan insanaysa yalnızca nefretim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistem içinde gülebilen insandan ve mutlulukla yanımdan geçen herkesten nefret ediyorum. Birileri bana bunun, yaşımla ilgili olduğunu söylemişti. Biraz daha büyüyünce geçeceğini... O zamanlar ergen olduğum için böyle hissetmemin doğal olduğunu söylemişti. Yanıldığını söylemiştim ona. Çünkü insanları tanıdıkça onları daha da iğrenç buluyordum. Hem neden bir insanın nefreti, sebebi olan yanlışlıklar düzeltilmedikçe azalacaktı ki? Yıllar geçtikçe ben sevecek miydim yani, onca pisliği, cahili, aç gözlüyü ve bencili? Büyüyünce yumuşayacaktım hani? Birazcık olsun sizi sevmem gerekirdi değil mi? Onca yıl geçti. Bu dünya yüzünde aldığım nefeslerin sayısı yarım yüzyılı çoktan geçti. Peki, bana nefretimi dindirecek her hangi bir şey gösterebildiniz mi? Bunca senedir, tek bir güzellik, görebildim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ne kadar sıradışı olduğumu kimse anlamadı. Bunu ben bile tahmin edemedim. Sadece sezdim. Uyumsuzluklarımın nedenlerini sordum ve her seferinde kendimi haklı gördüm. Çünkü acı çeken bendim. Kendim gibi olmamamı öğütleyen bir toplumda, kendim gibi nasıl yaşayacağımı çözmem gerekti. Yıllarımı aldı belki kendimi anlamam. Belki direnişim, ilk kez kendi çığlıklarımla konuşabilmek içindi. Ve şimdi konuştuğum&amp;nbsp; dil çığlığa çok yakın bir nefretin elleriyle yoğruldu. Kendi dilim, edebiyatım; sonsuz şefkat ve sevgi gösterdiği doğanın aşkıyla, sonsuz bir öfke ve kin beslediğim insanlığın nefretiyle doğdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmekte olan insana işte bu nedenle toleranslı davranabiliyorum. Çünkü, ölmekle çok meşgul olduğu için beni yargılamaya vakti kalmıyor. Bana akıl vermeye çalışmıyor. Sıradışılıklarımı gözünde büyütmüyor. Ona bir bardak su götürüp, başını okşamam yeterli. Eski bazı anılarını dinlemem... Yakında öleceği için ondan daha fazla nefret etmeme gerek kalmayacak. Bir nefes daha silinecek yer yüzü ülkesinden.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen kişiye, insanlığın geri kalanı gibi düşünmediğim için, ölmenin doğal ve gerekli olduğunu hatırlatmam dolayısı ile, ölen kişinin yanında şefkat gösterme görevimi yerine getirebiliyorum. Çünkü, büyük bir amaca hizmet ediyor her yaptığım; kişiyi ölüme taşıyor. Karşımdaki kişi, her hareketi gözlemliyor. Sorguluyor, anlamak istiyor. Çünkü, gözünün önünden geçip gitmekte olan hayatı anlamak için son şans elindeki. Beni, olduğum gibi kabul edip, onun ölümü güzellikle düşünmesini sağladığım için bana minnettar oluyor. Artık hırsları silinmiş yüzünden, yargılarını unutmuş. Ona öğretilmiş tüm çarpıklıklar, ölüm korkusuyla atan kalbinin son sıcaklığında erimiş. İşte bu nedenle ölmekte olan insanlar artık güzeller, çünkü merhameti acıyla öğrenmişler. Merhamete muhtaç kaldıklarından, başkalarına da merhamet gösterirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm döşeğindeki kişi, ölüm ve hayat gibi büyük felsefi konular dışında düşünebilirler mi? Pek sanmıyorum. Özellikle kanserden gözünüzün önünde acıyla kıvranırken, acı dışında bir şeyin aklına gelebileceğini hiç sanmıyorum. Onca&amp;nbsp; acı ancak öğretiyor bunları demek ki, bu kafasız, nankör insanoğluna insan olmanın ne demek olduğunu. Demek ki, insan ruhu bu dünyanın pislikleriyle öylesine doldurulmuş ki, ancak ölüm korkusu ve bedenindeki dayanılmaz acılar onları merhametli ve yargılamayan bir insan yapıyor. O zaman demek ki, tüm insanoğlu bu acıyı çekmeli. İnsan olabilmelerinin yolu yalnızca acı ve korkuysa, bunu kemiklerine kadar hissetmeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek insan ruhu, ancak sonsuz acıyla aslına dönecek depremleri yaşıyor. Demek, insanlar gerçekten de nefret edilmekten başka bir şeyi hak etmiyor. Demek insanların gülüşleri, boşvermişlikleri, kibirleri, yalnızca ölüm döşeğine kadar. İnsan, ne kadar da aciz ve zavallı. En ufak bir hastalıkta, en ufak bir kazada yaralanıp ölüyor. Bu olana kadar da kendini tank gibi hissediyor. Bu büyüklenme niye? Kim kollarıyla dağları oynatmış yerinden? Kim tek kalbiyle tüm bir gezegeni severek ağlatmış yüreğinin en derinlerinden? Kim vermiş bize bu çelikten kibri? Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Küçümsediğiniz diğer insanlar kadar küçüksünüz. İşte bu nedenle, küçümsemek ve yargılamaktan asla kurtulamadığınızdan ölesiye nefret edilmeyi hak ediyorsunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Astel Oscora-Фаэтон&lt;br /&gt;Astel Oscora-Бог мёртвых снов&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4662005130904185068?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4662005130904185068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4662005130904185068&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4662005130904185068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4662005130904185068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/olum-dosegi.html' title='Ölüm Döşeği'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3451998192100079578</id><published>2010-12-10T17:01:00.010+02:00</published><updated>2010-12-11T00:16:29.962+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kış Perisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Masal'/><title type='text'>Kış Perisi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TQJCYtK8UoI/AAAAAAAAAHE/0FXIgUroW6E/s1600/fairies.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TQJCYtK8UoI/AAAAAAAAAHE/0FXIgUroW6E/s320/fairies.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, &lt;br /&gt;karanlıkların aydınlığı yuttuğu &lt;br /&gt;gizemli ormanın birinde, &lt;br /&gt;kömür saçlı bir peri&lt;br /&gt;çıkmış günlük gezisine. &lt;br /&gt;Dokunduğu ağaçların yaprakları solmuş, &lt;br /&gt;çiçekler toprağa uzanmış. &lt;br /&gt;Sarmaşıklar sarıldıkları ağacın gövdesinde,&lt;br /&gt;kuru dallarıyla çıplak kalmış.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Peri kafasını&lt;br /&gt;gökyüzüne kaldırmış. &lt;br /&gt;Bir bakmış ki, &lt;br /&gt;karanlığın içinden&lt;br /&gt;bir aydınlık doğuyormuş.&lt;br /&gt;Yalın ayak bastığı toprakta,&lt;br /&gt;böcekler kaçışmış.&lt;br /&gt;Rüzgar susmuş, durulmuş. &lt;br /&gt;Yağmur ve kar hala, &lt;br /&gt;mağarasında uykudaymış. &lt;br /&gt;Ormanı baştan sona elleriyle&lt;br /&gt;Okşayan beyaz elbiseli peri, &lt;br /&gt;Ardında bir çıtırtı duymuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim var orada?" demiş.&lt;br /&gt;Ama bir karşılık alamamış. &lt;br /&gt;"Kimsin? Söyle!" demiş. &lt;br /&gt;Sözlerinin ardından bir el, &lt;br /&gt;bir de utangaç yüz görünmüş. &lt;br /&gt;Genç oğlan, aydınlığın ışıttığı&lt;br /&gt;Perinin yüzüne&lt;br /&gt;Hayranlıkla bakakalmış. &lt;br /&gt;Peri dönmüş sorusunu tekrarlamış: &lt;br /&gt;"Kimsin sen?"&lt;br /&gt;"Eee, ben, eee, Tavşan Kuyruklu Thomas, efendim" demiş. &lt;br /&gt;"Ne arıyorsun burada?" demiş peri hiddetle; &lt;br /&gt;"Kış geliyor görmüyor musun?!" &lt;br /&gt;"Ben çok merak ettim de" demiş Tavşan Kuyruk, &lt;br /&gt;"Çok merak ettim, kışı kimin getirdiğini."  &lt;br /&gt;Peri gülümsemiş. &lt;br /&gt;"Neden bu kadar merak ettin?" demiş. &lt;br /&gt;"Bu kadar güzel olan kışın,&lt;br /&gt;Ancak kış gibi güzel ellerden geleceğini söylemiştim.&lt;br /&gt;Bana deli dediler,&lt;br /&gt;Elimde lirle, ordan oraya gezip&lt;br /&gt;şarkı söylerken." demiş Thomas.&lt;br /&gt;"Demek sen bir ozansın" demiş peri hafif sesiyle, &lt;br /&gt;Kulakları rüzgar gibi okşayarak. &lt;br /&gt;"Evet" demiş Tavşan kuyruğu &lt;br /&gt;arkasında sallanan Thomas gülümseyerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ve köyün tek çalgıcısıyım, &lt;br /&gt;Sokaklar boyunca yürür,&lt;br /&gt;Her çaldığım şarkı için para toplarım. &lt;br /&gt;Lakin, köyde herkes sevmez beni. &lt;br /&gt;Ancak tören sofralarında &lt;br /&gt;yüzüme bahşederler bir gülümsemeyi.&lt;br /&gt;Ondan fazlası da bir somun ekmek olur, &lt;br /&gt;kuru kursağıma giren.&lt;br /&gt;Bir de elden ele dolaşmış &lt;br /&gt;yarı dolu şarap şişesi."&lt;br /&gt;Peri haline üzülmüş gencin. &lt;br /&gt;Ona yardım etmek istemiş. &lt;br /&gt;Ne yapacağına karar veremediğinden, &lt;br /&gt;"Benden ne istersin?" diye sormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Belki dedim, bu kış, &lt;br /&gt;şiirlerin en güzelini;&lt;br /&gt;yazarsam, &lt;br /&gt;halkım beni sever. &lt;br /&gt;Lütfen!&lt;br /&gt;Bana ilham ver, &lt;br /&gt;Ey, karanlık ormanın &lt;br /&gt;sahibi güzel peri."&lt;br /&gt;Demiş Thomas nefesi hızlanırken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peri yükselen aya dönmüş. &lt;br /&gt;"Sana göstereceğim güzellikleri,&lt;br /&gt;ancak bir ben, &lt;br /&gt;Bir de sen&lt;br /&gt;şiirlerinde duyarız. &lt;br /&gt;Herkesin kalbi kara, &lt;br /&gt;gözüyse kör olmuş. &lt;br /&gt;Benden vereceğim ilhamları&lt;br /&gt;anlamayacak halkına,&lt;br /&gt;bu kışın zerafetini,&lt;br /&gt;göremeyecek kulaklara&lt;br /&gt;nasıl dilersin bağışlamamı,&lt;br /&gt;ihtişamlı ilhamımı"&lt;br /&gt;demiş peri hızlıca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Halkımı sevmiyorsun demek" &lt;br /&gt;demiş Tavşan kuyruklu genç çocuk. &lt;br /&gt;"Evet" demiş peri mağrur. &lt;br /&gt;"Neden?" demiş Thomas merakına yenik düşerek. &lt;br /&gt;"Halkın bu ormanın kıymetini bilemedi, &lt;br /&gt;kuşlarımın sesi onları mutlu etmedi, &lt;br /&gt;varsa yoksa para dedi. &lt;br /&gt;Şimdi söyle bana, &lt;br /&gt;ince yürekli ozan, &lt;br /&gt;benden kışın haşmetini göstermemi istiyorsun&lt;br /&gt;hem de buna iznin olmadığını anlamadan;&lt;br /&gt;ormanımın sükunetini bozuyorsun, &lt;br /&gt;Sana ve halkına ben borçlu olmadan&lt;br /&gt;en soğuk mevsimin güzelliğini &lt;br /&gt;neden bahşedeyim?&lt;br /&gt;Söyle! Neden göstereyim? &lt;br /&gt;Bu kristal güzelliği,&lt;br /&gt;Şarkılar ve kuyruğundan başka bir şeyi olmayan sana;&lt;br /&gt;Ey küçük ozan!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzü eğilen Thomas, &lt;br /&gt;Bir cevap bulamaz. &lt;br /&gt;Perinin dediklerinde haksız bir şey göremez. &lt;br /&gt;"Ama" der, son bir cesaretle Thomas&lt;br /&gt;"Canlılara verdin &lt;br /&gt;Ölümü zerafetle, &lt;br /&gt;Kışın haşmeti &lt;br /&gt;ve öfkenin heybetiyle,&lt;br /&gt;Bu fakir ve yalnız çocuğa&lt;br /&gt;kışın soğuk güzelliğini &lt;br /&gt;zaten bahşettin!&lt;br /&gt;Kış sensin,&lt;br /&gt;Kış kadar güzelsin; &lt;br /&gt;Sen kış perisisin!&lt;br /&gt;Yalnız bugün ortaya çıkar, &lt;br /&gt;Sonra yuvanda bir sonraki kışa kadar,&lt;br /&gt;Beklersin!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peri gülümsemiş bu sözlerle. &lt;br /&gt;"Göreceğini biliyordum" demiş sakince. &lt;br /&gt;"Estim, gürledim.&lt;br /&gt;Günün sonunu,&lt;br /&gt;gecenin başlangıcını gösterdim. &lt;br /&gt;Şimdi ayın aydınlattığı duru yüzünde&lt;br /&gt;görüyorum şiirini. &lt;br /&gt;Kışı ve beni anlatacak&lt;br /&gt;yeni sözlerini. &lt;br /&gt;Verdim sana ilhamı,&lt;br /&gt;istediğin gibi. &lt;br /&gt;Haydi çık saklandığın ağaç kovuğundan.&lt;br /&gt;Git bak köyüne. &lt;br /&gt;Orada bir ağaç bulacaksın. &lt;br /&gt;Ağacın yanında koşuşan sincaplar göreceksin. &lt;br /&gt;Sana hizmet etmekte isteksiz olurlarsa, &lt;br /&gt;Haberim olsun. &lt;br /&gt;Orada bulacağın güzel küpü, &lt;br /&gt;evine götürüp, daldır elini içine. &lt;br /&gt;Sana ihtiyacın olan her neyse, &lt;br /&gt;Her daim, onu orda bulacaksın." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkür etmiş Tavşan Kuyruklu Thomas. &lt;br /&gt;Evinin yolunu tutmuş. &lt;br /&gt;Peri eliyle ve nefesiyle &lt;br /&gt;Kışın ruhunu&lt;br /&gt;Ormana dağıtmaya&lt;br /&gt;Devam etmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavşan kuyruğunu zıplata zıplata yürüyen &lt;br /&gt;Neşeli ozan, &lt;br /&gt;Köyün büyük ağacının yanına gelmiş. &lt;br /&gt;Koşuşturan sincaplardan biri,&lt;br /&gt;Kestane atmış kafasına. &lt;br /&gt;Thomas gülümsemiş ama kızmamış sincaplara. &lt;br /&gt;Sincap tekrar kestane attığında, &lt;br /&gt;kafasını yukarı kaldırmış &lt;br /&gt;ve tam kızacak olmuş ki,&lt;br /&gt;Aşağıyı işaret etmiş sincaplar ona. &lt;br /&gt;Başını indirip ağacın kovuğuna baktığında, &lt;br /&gt;Bir küp bulmuş saç kuyruğu tavşan Thomas. &lt;br /&gt;Oturmuş ağacın yanına, &lt;br /&gt;Sincaplar da onun kucağına. &lt;br /&gt;Küpü koymuş ayağının kenarına&lt;br /&gt;ve dalmış mutlu bir uykuya. &lt;br /&gt;Uykusunda soğuk bir rüzgar&lt;br /&gt;Esmiş geçmiş yanından.  &lt;br /&gt;Eserken de ozanın &lt;br /&gt;okşamış yanağını soldurmadan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3451998192100079578?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3451998192100079578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3451998192100079578&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3451998192100079578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3451998192100079578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/ks-perisi.html' title='Kış Perisi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TQJCYtK8UoI/AAAAAAAAAHE/0FXIgUroW6E/s72-c/fairies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4380724850529421196</id><published>2010-12-04T19:41:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:52:35.660+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dehliz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nefret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tutku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ölüm'/><title type='text'>Dehliz</title><content type='html'>Derin bir dehlizden,&lt;br /&gt;çıkıyor yavaş yavaş;&lt;br /&gt;Bir solucan!&lt;br /&gt;Hayır, belki&lt;br /&gt;Bir insan!&lt;br /&gt;Ve kıpkırmızı;&lt;br /&gt;Soluyor nefesi...&lt;br /&gt;Belki tutkuyla aşık olmak;&lt;br /&gt;Aynıydı!&lt;br /&gt;Nefret etmekle;&lt;br /&gt;Tüm insanlardan.&lt;br /&gt;Belki aynı yürek ağrısıydı,&lt;br /&gt;Beni yüksek dağlara savuran. &lt;br /&gt;Dehlizlerde&lt;br /&gt;Hep aynı ürperti &lt;br /&gt;Sarardı belimi.&lt;br /&gt;Bir gün, &lt;br /&gt;tutarsa, ya bir gün;&lt;br /&gt;Biri elimi,&lt;br /&gt;Ne yapacağımı bilemem.&lt;br /&gt;Biri öperse eğer beni bir gün,&lt;br /&gt;Ne duyacağımı;&lt;br /&gt;Söyleyemem. &lt;br /&gt;Artık unuttuklarımı,&lt;br /&gt;Susturmayı&lt;br /&gt;Diliyorum; bu geceden.&lt;br /&gt;Beni değiştirmesini&lt;br /&gt;Ve dehlizlere&lt;br /&gt;çekmesini elimden.&lt;br /&gt;Tutkuyu istiyorum,&lt;br /&gt;unutmayı burada.&lt;br /&gt;Bu dünyaya dair,&lt;br /&gt;İsteklerimin ele geçirdiği&lt;br /&gt;tüm yollarımın sonunda. &lt;br /&gt;Bir satırda &lt;br /&gt;dile gelenler,&lt;br /&gt;Hayale kaç adım uzaklıktadır?&lt;br /&gt;Yollarımı adımlayanlar&lt;br /&gt;Beni tanımaya&lt;br /&gt;ve arzulamaya&lt;br /&gt;Ne kadar yakındır?&lt;br /&gt;Yoğruldu bir göz yaşı daha&lt;br /&gt;Avcumun içinde&lt;br /&gt;Öfkenin;&lt;br /&gt;Tuzlu ve sıcak tadıyla.&lt;br /&gt;Yalnızlık beni çağırıyor.&lt;br /&gt;Ölümüm beni,&lt;br /&gt;Toprağın altında bekliyor&lt;br /&gt;Bu dünya solarken, &lt;br /&gt;Aklımda son kalan söz&lt;br /&gt;Acaba aşkla mı,&lt;br /&gt;Yoksa nefretle mi, &lt;br /&gt;dolup taşıyor?&lt;br /&gt;Söyleyin, &lt;br /&gt;Her hikayenin sonu,&lt;br /&gt;Bu topraklarda&lt;br /&gt;Hep aynı mı bitiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Dark Lunacy-Play Dead&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4380724850529421196?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4380724850529421196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4380724850529421196&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4380724850529421196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4380724850529421196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/dehliz.html' title='Dehliz'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8396121738706960622</id><published>2010-12-03T10:37:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T10:37:03.029+02:00</updated><title type='text'>Bir Şiirde Yaşamak</title><content type='html'>Hazır mıyım bu yazıyı yazmaya? Sanırım evet. Artık hazırım. Kış gelmiş sokaklara, yağmurlar ıslatmış yaprakları ve yolları. Suyun parlak görüntüsü sokağı süslemiş küçük ışıltısıyla. Ve ben şemsiye ile birlikte yürünmüş bir yolun sonunda yazıyorum bu yazıyı. Muhteşem bir Gothic-doom albümü kulaklarımda. Dünyada belki de en çok sevdiğim şeyi yaptım bu sayede. Müzik dinleyerek yağmurda yürümek... Hayat bundan daha güzel olabilir mi? Bir metal sever bundan daha mutlu olabilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doom bir çok insanı mutsuz ediyor, onlara kötü geliyor olabilir. Ama ben duygu doluyum ve duygulanmak bana güçsüzlük olarak dönmüyor. Aksine kendimi daha bir dolu ve güçlü hissediyorum. Böyle bir anda, sanki şehir yalnızca bana kalıyor. Bir bakıyorum, bakışlarım göğe yükselmiş. İşte bu an, düşünce tarafından sarıp sarmalandığım andır. Çünkü bakışlarım dünyayı artık terketmiştir. Burada, bu şiirin içinde yaşıyorum ben. Kapım aralık, rüzgarın ve karanlığın bana neler getireceğini bekliyorum. Ardından sabah oluyor ve ışığın şarkısını dinliyorum sabahın tazeliğinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim hayatım, bu benim şiirim. Aslında hayatta herkesin payına bir şiir düşer. Ve o şiirin ritmi hayatının çizgisini belirler. İnsanlar aşağı yukarı aynı şeyleri hissetse de, bunu aynı şekilde ifade etmezler. Bu nedenle dünyada edebiyat denilen şey var olmaktadır. Kendi ritmimizi bulmak, kendi şiirimizi yaşamak için. Siz şiirlerin ölü sözlerden ibaret olduğunu mu sanıyordunuz yoksa? Bence o kadar emin olmayın. Şiirin güzellikleri zihnimizin dar koridorlarında dolanıyor. Her an bizleri, bir sonraki güzelliğe hazırlıyor. Tabii, eğer görmek istersek onları diye. Belki bir insan hayatı boyunca asla kafasını gök yüzüne kaldırıp tüm hayatını gözden geçirmeyecektir. Bu onun için ne kadar da büyük bir kayıp olur. O kişi hatırlamanın şerefini, burukluğun tatlı acısını, geçmişin hüznünü veya mutluklarını tekrar yüreğinde hissetmeden ölür. Belki bir insan hayatında asla bir yıldızı sevmeyecektir. Belki başka bir insan da rüzgarın kokusunu asla hissetmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık onlara. Doğa bize kendi şiirini sunarken, bizim şiirimizi de dinliyor nezaketle. Şimdi yanıbaşımdaki mor sümbül açmış bütün gücüyle, bana neşe veriyor. Kıyamıyorum öpmeye, doyamıyorum koklamaya. Sümbülüm diyorum, beni güzelleştirdi varlığın. Seni sevmek beni daha iyi bir insan yaptı. Ve sanırım içimdeki güzelliklerin tek kaynağı siz doğanın sevimli ve güzel üyeleri. Demek yüreğimdeki şefkat, dolu dolu. Demek doğanın kucağında uyuyan kaygısız çocuğum ben hala. Ne çok isterdim, ormanda yolumu kaybetmeyi ve bir daha, bildiğim bu dünyaya geri dönmemeyi. Ne kadar isterdim, yollara vurup kendimi, yalnızlığımda yaşamayı. Ne kadar isterdim, akıllardan silinmeyi. Hatırlarken dünyanın tüm güzelliklerini, şahit olurken dünyanın gizemlerine adım adım, unutulmayı, ne kadar da çok isterdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albüm, dün geceden beri kulaklarımda ve kafamı susturamıyorum. Beni ele geçirdi bu şarkılar. Yine terketttim dünyayı bu sabah. Başka bir dünyanın sokaklarıydı adımladıklarım. Gelirken yürüdüğüm yollar yalnızca benimdi. Yalnızca ben vardım, benim düşüncelerim vardı o yollarda. Diğer herkes yalnızca bir cesetti. Histen ve süsten yoksun, rengi solmuş bir nesneydi o insanlar. Duygularım böylesine doldu taştı, önümde ırmak oldu. Keşke dedim, bu şarkı hiç bitmese, yollar tükenmese, asla varmasak gideceğimiz yere. Hep yolda olsak, felsefe ile buluşsak, şiirimizi yazsak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle sormuştum kendime yazının en başında; 'bu yazıyı yazmaya hazır mıyım?' diye. Çünkü hala albümü dinliyorum ve bu yazı nedeniyle bu dünyaya dönmek zorunda kalıyorum. Bu şarkılardan kopmaya hazır mıyım, hala bilmiyorum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;Painted Black-Absent Heart&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8396121738706960622?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8396121738706960622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8396121738706960622&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8396121738706960622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8396121738706960622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/12/bir-siirde-yasamak.html' title='Bir Şiirde Yaşamak'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-604836473748924793</id><published>2010-11-30T11:17:00.002+02:00</published><updated>2010-12-01T10:19:34.141+02:00</updated><title type='text'>Yaş Otuz, Yolun Başı</title><content type='html'>Hayatım boyunca hep bu anı bekledim. Küçükken büyümeyi, büyüklerden biri olmayı istedim. Sonunda bu da gerçekleşti. Evet, şükürler olsun ki bugün doğum günüm ve ben otuz yaşıma bastım. Muhteşem bir gün bugün. Arkama dönüp baktığımda çektiğim tüm acıların boşuna olmadığı görmek o acıları sevmemi sağlıyor. Gördüğüm her karanlık gün, bugün yüreğimde muhteşem bir aydınlık olarak yer alıyor. Bunu sanırım, ancak benim kadar tatmin olmuş, kendini gerçekleştirmiş, tok gözlü, alçak gönüllü, sevgi, şefkat ve merhamet dolu bir insan söyleyebilir. Evet, kendimi övüyorum gibi düşünebilirsiniz ama ben böyle düşünmüyorum. Benim değerlerime sahip çok az insan var etrafımda. Ve onlar da buraya yazı yazıp beni değerlendiremeyeceklerine göre, kendi değerlerimi ifade etmem ve kendimi değerlendirmem bence övgü değil, gerçekliği olduğu gibi ifade etmek istememdendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, herkes için otuz yaş aynı şey demek değil. Mesela benim için otuz yaş, üretimin doruk noktası. Sonunda istediğim bilgi birikimine sahip olarak, herşeyi anlayarak ve anlamlandırarak yaşadığım, her gün ama her gün okuduğum, yazdığım ve düşündüğüm, bilim ve sanatla uğraştığım, akademisyen-sanatçı olarak elimdeki tüm melekeleri yalnızca insanlığın faydasına kullandığım bir hayata sahibim. Düşünün bir, o kadar nefret ettiğim insanoğlunun eşit, özgür ve mutlu bir hayata kavuşması için hayatımı tüm insanlığa vakfettim. O nefret ettiğim insanlık için yaşıyorum her gün, düşünebiliyor musunuz, bu ne kadar ironik. Bütün bilgimi, görgümü daha erdemli insanlar yetiştirmek için kullanıyorum. İnsanlık için daha çok üretmek, kimsenin düşünemeyeceği soyut konularda onlar için düşünmek istiyorum. Bu ne kadar dramatik bir kader çizgisidir böyle. Kimsenin görmediği güzellikleri, ürküp kaçtığı ve tozların içinde yıllanmaya bıraktığı yerden çıkarmak için merhamet dolu bir yürekle gelmişim bu dünyaya. Ve merhametim o kadar şiddetli ki, onu kirletmek isteyenleri yanan gözlerimle lanetliyorum. Sevgim o kadar coşkulu ki, bir çiçeği kokladığımda mutluluktan uçuyorum. Hayvanların masumiyeti bende öyle bir şefkat uyandırıyor ki, kendim için yapmayacağım tüm güzellikleri hayvanlar için yapıyorum. Ve son olarak nefretim o kadar şiddetli ki, umutsuzluğun içine inadına batmıyorum ve pisliğe bulanmış insanlığın içinden hala iyi insanlar da çıkabileceği umuduyla, yalnızca hak edenleri bildiklerimle ve sevdiklerimle aydınlatmaya çalışıyorum. Tabii, ben kimim ki, kendimi bir sokak lambası gibi herşeyi aydınlatan bir ışık diye adlandırayım. Bunun farkındayım, ama en azından insanlığın yüzyıllardır biriktirdiği bilgi servetinin bir kısmına vakıf olan ve yaşını başını almış olgun bir dişi olarak artık diyebilirim ki, bana haksızlık etmeyin, içimde çiğlik yok, sadece hiddet var. İçimde gölge yok, sadece hoş kokulu bir rüzgar var. Ve bunları yalnızca hakedenlerle paylaşıyor olmam şu felsefeden kaynaklanıyor: "İncilerinizi domuzların önüne atmayınız." Evet, incilden olan bu alıntı, benim hayatım boyunca kulağımda kalmıştır. Hak etmeyene neden güzelliklerimi göstereyim, anlamayacak olana neden en değerli şeylerimi vereyim. Bu nedenle, nefret ettiğim insanlığın içinden, benim gibi inatçı, isyankar ve idealist birileri çıkabiliyorsa, insanlıktan ümidimi kesemem. Çünkü, ben mümkünsem, başkaları da mümkündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş otuz oldu dedik ama benim için yolun başı. Üretime geçmemin, kazandıklarımı başkalarına aktarmanın zamanı. Çektiklerimi anlamanın ve anlatmanın zamanı. Milyonlarca, şiir, hikaye, roman, deneme, masal, makale ve kitap yazmanın vaktidir benim için. Bu nedenle bugün kutlu bir gün. Şükür büyüdüm. İçimdeki, o küçükken çocuk olduğundan dolayı aşağılanmış bilge kişi, onu aşağılayanlardan, bilgeliğini hakir görenlerden, pırıl pırıl, dosdoğru, dürüst, adil, iyi niyetli, akıllı, yetenekli, azimli ve hiddetli biri olarak intikamını alıyor. Evet, onlar ne kadar çarpık, aşağılık ve kötüyse, ben de o kadar iyi, o kadar adil, o kadar güçlü ve azimli olmaya karar verdim. Beni sakın küçümsemeyin. Ne zekamı, ne de yeteneklerimi. Benim gibi bir düşman istemezsiniz karşınızda. Çünkü benim zincirlerimden başka kaybedek hiçbir şeyim yok. Ve böyle bir düşman, savaşı kaybetmektense canını onurlu bir şekilde vermeye razıdır. Böyle düşmanlar da genellikle bütün savaşları kazananlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, otuzuncu yaşımın bana getirdikleri bunlar. İnat, azim, bilgelik, şefkat, onur, adalet, dürüstlük vs. Ben istediğim gibi biriyim. Bu nedenle aldığım yaşlar bende bir fazlalık veya eksiklik olarak durmuyor, aldığım yaşların her birisi disiplinle yerine oturuyor, deneyimlerimle birleşiyor ve şükür ki ben geçen zamanın boşa geçmediğini ve bir işe yaradığımı hissedebiliyorum. Çünkü en büyük mutsuzluk, hiçbir işe yaramadığım ve hiçbir şey üretemediğim bir an beni yakalardı. Neyse ki, öyle bir mutsuzluğu hayatımın hiçbir evresinde hissetmedim. Kendime yardım edemesem bile başkasına yardım ettim. Yaptıklarımdan asla pişman olmadım. En kötüyü de gördüm en güzeli de. Bu nedenle, otuzuncu yaşımı coşkuyla kutluyorum. Genç olmama rağmen, yetişkin olmanın ağırlığını zerafetle taşımaya çalışıyorum. O nedenle, beni bildiğiniz diğer insanlar gibi yargılamayın lütfen. Çünkü onlarla benzeşir hiçbir tarafım yok. Ben imkansız denilen şeyi başarırsam ancak, kendimi gerçekleştirecektim. Açlık ve yokluk içinde okudum, kimsesiz yaşadım. Ama bunlar beni eksiltmedi. Aksine arttırdı. Şimdi de, yanımda hiç kimseyi istemiyorum. Çünkü artık kimseye ihtiyacım yok. Yalnızca sevdiklerimle, sırf onları sevdiğim için vakit geçiriyorum, onlara ihtiyacım olduğu için değil. Zaten ben, kötü anlarımı paylaşmam, iyi anlarımı paylaşırım insanlarla. Onların kötü anındaysa hemen yardıma koşarım, koşarım ki, eğer onun yapamayacağını ben yapacaksam ve yapmıyorsam, bu beni küçültür ve bana yakışmaz. Böyle bir şeyi kabul edemem. Vicdan azabından ölmektense, açlıktan ölmeyi tercih ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, böylesi bir idealist var karşınızda. Bilmem önceki yazdıklarımdan bu özelliklerim anlaşıyor mu? İnsanların zor dedikleriyle oyuncak gibi oynarım. Ama bu zorlukları küçük gördüğümden değil, zorlukları çok fazla ciddiye aldığımdan böyledir. Sonra bir bakarım zor denilen şey kolay olmuş, sonunda da saçmalaşmış. O nedenle anlamıyorum insanları, nasıl başarıyorlar bunca varlığın içinde mutsuz olmayı. Nasıl kanıksıyorlar mutsuzluğu? İnsan kendinden kaçarak nasıl yaşar? Yüzleşmeden, kendini anlamadan ve sevmeden nasıl erdemli davranır? Bu nedenle kendimden başkasının sözüne inanmıyorum ve güvenmiyorum. İnsanlardan güzellik değil, kötülük ve çiğlik bekliyorum. Bu nedenle beni hayal kırıklığına uğratamıyorlar. Ve bu nedenle beni yaptıkları tutarsızlıklarla mutsuz edemiyorlar. Bu nedenle ben bütün bir doğayım artık ve onlarsa ışığın ulaşamadığı yerlerde kalan çok karanlık gölgeler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine başladım değil mi, onları aşağılamaya. Ne yapalım durum böyle. Eğer onlar mutsuzsa, mutsuzdurlar. Kalkıp da dünya ne güzel bir yer, ben de Polyanna'yım diyemem. Dünyada insanlar mutsuz olmayı başarıyorlarsa, bunu salak oldukları için başardıklarını söylemek benim boynumun borcudur. Ben küçükken de böyleydim, hala da böyleyim. Hiçbir zaman da bu değişmedi. Bir insanın huyunun değişebileceğini de hiç sanmıyorum zaten. Bu nedenle, otuzuncu yaşımda, ben olgunlaşmış ve öfkesi hiçbir şekilde dinmemiş ve dinmeyecek, eleştirel, aksi ama gerektiğinde merhametli ve yardım sever bir insanım. Dedim ya, huyum bu diye. Ne yapalım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde, herşeyi anlamanın ve belki de anladığını sanmanın verdiği bilgelikle&lt;br /&gt;içimde hala yaşayan, o 6 yaşında inatçı ve isyankar çocuk, yaşını başını almış olmanın, dilediği hayata ve hayallere kavuşmanın saadetini yaşıyor. Şükürler olsun, otuz yaşına bastım bugün ve hayatım daha yeni başladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-604836473748924793?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/604836473748924793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=604836473748924793&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/604836473748924793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/604836473748924793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/yas-otuz-yolun-bas.html' title='Yaş Otuz, Yolun Başı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4890233953035040624</id><published>2010-11-28T19:54:00.004+02:00</published><updated>2011-01-07T16:32:39.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duygular'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eleştiri'/><title type='text'>Cin Cücüğü Kadınlar</title><content type='html'>Her sabah belki aynı enerjiyle uyanmıyorum. Ama her sabah aynı düşünceyle uyanıyorum: Her düşüncemi seviyorum. Düşünme eyleminin içinde olmayı, üretmeyi, yazıyla düşünmeyi, dili incelikle işlemeyi. Düşünmeyi nasıl bu kadar sevebiliyorum aklım almıyor. Bıraksalar beni parktaki bankta, düşünsem ve çözsem bir çok şeyi... Gördüklerimi anlasam, anladıklarımdan yeni düşünceler çıkarsam. Her bir kelime bir diğerine güzellikle bağlansa. En sonunda kökleri felsefe ile sulanmış bir edebiyat çıksa. Edebi bir dille ifade etmeyi sevdiğim felsefemi söylesem nağmeyle. Düşünceye olan aşkımın nağmesiyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, her sabah aynı fikirle ve aynı duruşla uyanıyorum. "Bugün de çok çalışıp, üreteceğim." Bu ne kadar mutlu bir düşünce. Beni dünyanın adaletsizliklerinden ve keşmekeşin uzağında, sükunetin kucağında huzurlu bir köşe sahibi yapıyor. Evet, içimde mutlu ve huzurluyum. Yaptıklarım ve yapacaklarım, yalnızca kendime yakıştırdığım şeyler. Bu nedenle kendimi takdir edebiliyorum. Çünkü fikrimden başkasına boyun eğmiyorum. Sanırım beni ukala yapan şey bu. Daha doğrusu insanları o kadar eleştirmem dolayısı ile bana 'ukala' yaftası yapıştırılıyor. Kafasız insanların beni ezmeye çalışacağı bir anda elbetteki ukala olmayı tercih ederim. Ama açıkçası bana küçüklüğümden beri söylenen şey ukaladan daha çok, 'çok bilmiş seni' şeklindeydi. Büyükler sinir olurlardı bana, onların akıl edemediğini akıl ettiğim ve hemen bilmiş bilmiş konuştuğum için. Hatta bazen susturulardı, 'sus sen, çok bilmiş' diye. Ben o zamanlar çok bilmenin, bildiklerini, bir yanlışı düzeltmek için ısrarla ifade etmenin kötü bir şey olduğunu sanmaya başlamıştım. Çünkü doğruları söylemek insanları kızdırıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükür ki keçi gibi inatçıyım. Onların doğru dediklerinin, neden doğru olduğunu sorguladım yaşamım boyunca ve doğru olmadıklarına karar verdim sonunda. Şimdi anlıyorum neden bana 'ukala veya bilmiş' dediklerini. Doğruların ateşli savunucusu olarak ben, ne yazık ki, bana zarar geleceğini bilsem bile adaletli olanı yapmaktan çekinmiyorum. Sanırım buna dürüstlük deniyor. Dürüstlüğün derecesi yok belki ama benim dürütslüğüm çok fazla geliyor insanlara. Çünkü ne görüyorsam, pat diye söylüyorum. İnsanlar kendi gerçeklerinin çıplaklığıyla aciz kalıyorlar sözlerim karşısında. Gerçi yakın arkadaşlarıma bunu başbala kaldığımız bir zamanda yapıyorum ama onun dışındaki insanlar kalabalık içinde nasibini alıyorlar 'Sivri dilim'in. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde elime 'Kadın Argo Sözlüğü' geçti. Gerçekten çok yaratıcı argo kelimeler gördüm orada. Hatta bazısına çok güldüm. Kadınların argosu tam bana göre, erillikten uzakta, kadının ince zekasını ve söz söyleme yeteneğinin ihtişamını gösteriyordu. Zaten radikal bir feminist olarak, eril dilin ideolojisinden arındırmaya çalışıyorum dilimi. Mümkün mertebe de bunu arkadaşlarıma ve öğrencilerime aktarmaya çalışıyorum. Çünkü kadın, dünyayı algıladığı gibi konuşabilmelidir. Kendi dişilliğinde ve kendi 'bilmişliği'nde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sözlükte en çok dikkatimi çeken ve kelime hazineme hemen kattığım söz şu oldu: 'Cin cücüğü'. İlk duyduğumda gülmekten yerlere yattım. Anlamı da: Bilmiş bilmiş konuşan küçük çocuk. Hah! dedim; 'İşte ben!' Annem veya anneannem bunu bilseydi kesin bana cin cücüğü derdi, dedim.  Bu gerçekten olur muydu bilmiyorum ama, Cin cücüğü, gerçekten yaratıcı geldi bana. Kadının mentalitesini tatlılıkla yansıtıyor. Hakaret etmekten ziyade alay var burada. Kadının ironik zihni tıkır tıkır işliyor kendi dilinde. Evet, bizim kafamız 'eril eylemlerle' çalışmıyor ve çalışmamalı. Bizim dilimizde, erkeğin bütün doğallıklıkları ve cinselliği aşağıladığı o pis dilinden bir kelime dahi olmamalı. Çünkü kadın için cinsellik doğallıktır ve duygu doludur. Erkek içinse 'becermektir, z.kmektir, düzmektir'. Artık onlar ne demekse? Erkeğin cinselliği de küfürlerinde olduğu gibi aşağılık ve sapıkça. Ben daha sevdiğini 'z.kmek' istemeyen bir erkeğe rastlamadım. Böyle kadın gibi, aşkla ve merhametle seven, öpmeye ve dokunmaya kıyamayan erkek görmedim. Hepsi için varsa yoksa, 'düzsün, domaltsın, becersin vs.' Bence bu aşağılık bir durum. İnsan sevdiğini hiç z.ker mi? Bu ne çarpık bir anlayış böyle? Bazı kadınlar bundan hoşlanır falan demeyin bana. Kadınla erkeğin cinsellikle ilgili beynindeki bölgeleri farklı çalışır. Kadın bunu 'sevgi' ile bağdaştırırken, erkek 'güç ve şehvet' ile birleştirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunları herkese anlatıyorum ki, kadınlar erkeklerin ne olduğunu görsün, erkekler de olduğu şeyden utanıp kendini düzeltsin. Evet, bence insanlar güzellikle öğrenemiyorsa bir şeyi; dehşet, acı ve aşağılanmayla öğrenmeli. Kaldı ki, erkeklerin ataerkil bilincini dehşet ve acıyla yıkmaktan başka bir yol bilmiyorum. Bizi aşağı gören, kendini göklere çıkaran ama zeka bakımından kadınlardan aşağı, cinsellik açısından da sapık olan erkeklerin biz kadınların yeri geldiğinde onları parçalara ayırabileceğimizi bilmesi lazım. Şunu bilmiyor erkekler, kadının öfkesi ve kini erkekiğinkinden daha şiddetlidir. Çünkü kadın duyguya yakındır. Bunu zayıflık olarak görür erkekler. Aslında bu kadının gücüdür. Şiddetli duygulanımlara sahip olması kadını erkekten daha güçlü yapar. Belki fiziksel olarak değil ama ruhsal olarak, bir kadının öfkesine yetişebilecek bir erkek bilmiyorum ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte, erkek duygusallaştığında zayıfladığından dolayı aynı şeyin kadında da gerçekleştiğini sanmaktadır. Aslında kadın duygulandığında güçlenir. Üzüntü, kin, öfke, sevgi veya şefkat güçsüz duygular mı sanıyorsunuz? Bence bir daha düşünün. Duygunun şiddeti kırbaçlar ruhu! Ve her duygu kadında şiddetlidir. Zayıf duygulanımlarsa cıvıklaştırır insan doğasını... Erkek aklıyla, mantığıyla ön planda gibi görünüyor. Ama kadının aklı daha stratejiktir ve inceliklidir. Sanıyor musunuz ki, erkek kadının akıl edemeyeceği bir şeyi akıl edebilir. Size tarih boyunca kadınlara şeytan denmesinin sebebinin, kadının zekasının erkeğinkinden daha parlak olması olduğunu hatırlatmak isterim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok komiktir, geçen sene kuantum fiziği çalışır ve üzerine makale yazarken, bir fizik kitabının ön sözünde yazarı Profesör kişi şöyle diyordu: "Kuantum çalışanların ve onun mantığını anlayabilen öğrencilerimin %70'i kadın. Ne yazık ki, erkek öğrencilerimin zihni kuantumun bulanık mantığını anlamaya yetişmiyor. Erkek beyni, düz mantığa alışkın, kadının ki gibi 'aynı anda iki şeyin olma olasılığını' anlamıyor." Gerçekten önemli bir ayrım, erkek kadını yüzyıllar boyunca 'anlamadığı' için aptal yerine koymuştur. Evet, aslında aptal olan erkeğin kompleksleri nedeniyle, kadınlar ezilmiştir yüzyıllardır. Bence bu gerçekten yürekler acısı bir durum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki, erkek zeki de olsa asla kadın kadar akıllı olamaz. Zekayı düzenleme ve organize olma bakımından kadın her zaman erkeği alt etmektedir. Kadınların ayrıntıcılığını, stratejilerini, incelikli sözlerini, kendini ifade ediş biçimlerini, hayatı organize etme yeteneklerini bir düşünün. Erkek bu alanlarda ne yazık ki güdüktür. Ama erkeğin de varlığı kadın için gereklidir. Çünkü bazen çok karmaşık olayların aslında basit bir mantığı olduğunu hatırlatan erkeklerdir. Ben açıkçası, hiçbir zaman bir erkeğin benden daha zeki, daha akıllı, daha becerikli olduğunu düşünmedim. Olabileceğini de sanmıyorum. Ama bunu narsizmden dolayı söylemiyorum. Kadın olma durumunu bildiğimden dolayı, erkekliğin ne demek olduğunu yakından anladığım için söylüyorum. Bu erkeği gözümde aşağı yapmıyor. Ama erkeğin cinsellik anlayışını düşündüğümde, erkek gözümde gerçekten alçalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkek birbirini tamamlayan unsurlar. Kadınlar insanca arkadaşlık kurmayı başarırken, erkekler ne yazık ki, kadınla da erkekle de erkekçe ilişki kuruyor. Çünkü cinsiyetini unutup sadece bir 'insan' olamıyor. Yazık ki, erkekçe davranmazsa eğer, erkekliği tehlikeye giriyor, kadınca görülme tehlikesi ile karşılaşıyor, bu nedenle erkeğin davranış biçimleri ve duyguları ile başı belada. Hal böyle olunca erkek düşünürler ve yazarlardan çok, kadın yazarların, düşünürlerin, şairlerin, filozofların, alimlerin ve bilim insanlarının dediklerine daha çok kulak kesiliyorum. Çünkü erkekler ne yazık ki, bana çok 'düz' ve 'erkekçe/odunca' geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virginia Woolf okurken farkettim, her kadın bilgedir aslında. Her kadında biraz bilmişlik vardır. Ve bu bilgeliğinin gücü ile hayatı sonraki nesillere taşır. Kadınlar cadıdır. Çünkü kendinden sonra gelecek olan nesli yetiştirecek bilgiye sahip olmalı ve çocuklarını korumalıdır. Bunu güdüsel olarak yapmaktadır. Bu anlamda her anne her hangi bir babadan daha vahşi ve başına buyruktur. Asla evcilleşeceğini ve erkeğin sözünü dinleyeceğini de sanmıyorum. Bu nedenle de şunu eklemek istiyorum son olarak; erkekler her ne kadar kadınları tavladıklarını veya onlarla uzlaştıklarını sansa da, aslında kadın istemese o erkek hiçbir halt başaramaz. Hiçbir erkek bir kadının fikrini eğer kadının işine gelmiyorsa değiştiremez. Erkekler kolay kanar ve baştan çıkar ama kadın kanmaz, istemese de hiçbir erkek tarafından 'elde edilemez'. Bu nedenle her erkek kadına karşı verdiği mücadelede yenilir ve her zaman da yenilecektir. Çünkü kadın, şimdi yenilmiş görünse de, yapılanı asla unutmadan, bir sonraki raundu yenmek için sabırla bekleyecek ruhsal güce sahiptir. Ama erkek yıllar içinde unutur gider. Hele yanına bir başka kadın gelirse, eskiyi hafızasından siler ve sünger gibi yanındaki yeni kadının şeklini alır. Ve bütün erkekler kadınlardan korkar. Bunu içlerindeki en derinlere gömseler de ne yazık ki biz kadınların en derinlerini sezgisel olarak netçe görebildiğimizi bilemezler. Evet, biz erkeklerin bizden korktuğunu net bir şekilde görürüz ve zaten buna göre zaaflarını kullanarak erkekleri yola getiririz. (Tabii adi olduğumuzdan değil, daha zeki olduğumuzdan dolayı bunu yaparız, hehe!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler, gösterdiği kaba güç veya bir başka erkekçe nedenden kadını yendiğini düşünerek yıllar içinde rahatlar ve gevşer. Ama kadın zamanı geldiğinde, yani erkek tüm kalkanları suya indirdiğinde saldırır ve erkeği bir daha yattığı yerden kalkmamak üzere malub eder. O nedenle siz erkeklerin, kendinize dev aynasında bakarken, arkasında çekiçle aynayı kırmayı bekleyen bir kadın olabileceğini de hesaba katmasında fayda var. Ama ne yazık ki, bunu hesaplasanız bile bir kadını engelleyemeyeceğinizi de söylemek ve her kadının sahip olduğu bilgeliğin bendeki 'ukalaca' kısmından ve bir zamanlar 'cin cücüğü' bir kadın olmamdan dolayı bunları&amp;nbsp; size anlatmak da benim üzerime düşen bir görevdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ps: (Erkekler; ne oldu? Korktunuz mu? İşte, erkekçe küfür etmeden birileri kadınca böyle aşağılanır ve birisiyle böyle alay edilir! N'aber? Hehehe!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4890233953035040624?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4890233953035040624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4890233953035040624&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4890233953035040624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4890233953035040624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/cin-cucugu-kadnlar.html' title='Cin Cücüğü Kadınlar'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8509963447039496832</id><published>2010-11-25T10:46:00.004+02:00</published><updated>2010-11-28T20:22:55.639+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kule'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Masal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Buçukluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Huysuz Nine'/><title type='text'>Huysuz Nine ile Buçukluk'un Masalı</title><content type='html'>Ülkenin birinde,&lt;br /&gt;Bir kulede yaşlı bir Nine yaşarmış.&lt;br /&gt;Bu Ninenin kedisinden başka kimsesi yokmuş.&lt;br /&gt;Nine sürekli homurdanır ve hep kedisini severmiş.&lt;br /&gt;Bir gün gençten bir Buçukluk &lt;br /&gt;Gelmiş kulenin yakınlarına. &lt;br /&gt;Saçları da arkasında tavşan kuyruğu. &lt;br /&gt;Kedinin parlayan gözleri &lt;br /&gt;Buçukluğun nazar-ı dikkatini celbetmiş.&lt;br /&gt;Bunun üzerine kulenin bahçesine giren Buçukluk, &lt;br /&gt;Kediye pisi pisi demiş.&lt;br /&gt;Bunu gören Nine, kızmış homurdanmış yine,&lt;br /&gt;'Ne çağırırsın kedimi?' demiş&lt;br /&gt;Bu sırada parlayan gözlerle Buçukluğa koşan kediyi görünce Nine; &lt;br /&gt;Daha bir sinirlenmiş. &lt;br /&gt;Buçukluğu süpürgenin sopasıyla kovalamaya karar vermiş.&lt;br /&gt;Kedi Buçukluğun yanındayken &lt;br /&gt;Onun tüylü ayaklarını görünce yalamaya başlamış&lt;br /&gt;Nine bunun üzerine sinirden kızarıp &lt;br /&gt;Kediyi okşayan Buçukluğun üzerine süpürgeyle saldırmış.&lt;br /&gt;Tozlar havada uçuşmuş.&lt;br /&gt;Nine, kedi ve Buçukluk birbirine girmiş.&lt;br /&gt;Bir süre debelendikten sonra&lt;br /&gt;Ninenin pelerininden eşyalar etrafa saçılmış. &lt;br /&gt;Sonunda da Ninenin üstünden Buçukluğun evinin anahtarı çıkmış.&lt;br /&gt;Meğerse Nine,&lt;br /&gt;Her gece kuleden görünen kasabadaki evlere süzülüp&lt;br /&gt;İşine ne yarayacaksa,&lt;br /&gt;Onu çalar götürürmüş.&lt;br /&gt;Kediyi de gözcü koyarmış çatıya;&lt;br /&gt;Bir miyav biri geliyor, &lt;br /&gt;İki miyav büyük tehlike,&lt;br /&gt;Mauww ise 'Aa erkek kedi!' demekmiş kedice.&lt;br /&gt;Bir önceki gece de Nine, &lt;br /&gt;Buçukluğun evine girmiş ve anahtarını çalmış. &lt;br /&gt;Gece su içmeye kalkan Buçukluk bunu görünce,&lt;br /&gt;Nineyi kuleye kadar takip etmiş.  &lt;br /&gt;Anahtarı Nineden isteyemeyeceğini bildiğinden,&lt;br /&gt;Onu kızdırmaya karar vermiş.&lt;br /&gt;Ninenin kirli çıkısı açılıp saçılınca ortalığa,&lt;br /&gt;Buçukluk da anahtarını geri almış.&lt;br /&gt;Ama Nine de arkasından ağlamış.&lt;br /&gt;'Nine neden ağlarsın?' deyince Buçukluk, &lt;br /&gt;Nine ağlayarak cevap vermiş: &lt;br /&gt;'Benim evimde ben ve kedimden başka kimsem yok.&lt;br /&gt;Ama senin evinde annen, baban ve kardeşlerin var.&lt;br /&gt;Onlar benim olsun diye almıştım o anahtarı' demiş.&lt;br /&gt;'Ver onu bana geri!' deyince&lt;br /&gt;Buçukluk dayanamamış gitmiş, &lt;br /&gt;Nineyi yerden kaldırmış, &lt;br /&gt;Üzerindeki tozları silkmiş.&lt;br /&gt;Kediyi de kucağına alıp,&lt;br /&gt;Nineyi ve kediyi ailesinin evine götürmüş, &lt;br /&gt;Buçukluğun ailesini ve kasabayı çok seven Nine&lt;br /&gt;Kuleyi bırakıp &lt;br /&gt;Kasabaya taşınmaya karar vermiş. &lt;br /&gt;Nine ve Buçukluğun ailesi yanyana, &lt;br /&gt;Mutlu birer komşu olmuş.&lt;br /&gt;Nine de bir daha hiçbir kimsenin evine girip &lt;br /&gt;Bir şey çalmamış, &lt;br /&gt;Kedisi ve komşularıyla birlikte hep mutlu yaşamış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8509963447039496832?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8509963447039496832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8509963447039496832&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8509963447039496832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8509963447039496832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/huysuz-nine-ve-bucuklukun-masal.html' title='Huysuz Nine ile Buçukluk&apos;un Masalı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2838060041355088040</id><published>2010-11-24T16:54:00.006+02:00</published><updated>2011-06-06T00:00:38.425+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Savaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Destan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Louhi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Masal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Krallık'/><title type='text'>İki Krallığın Savaşı</title><content type='html'>Bir meydanda&lt;br /&gt;Birleşti askerler&lt;br /&gt;Karşı karşıya geldiklerinde&lt;br /&gt;Meydanın ortasında&lt;br /&gt;Bir çocukla karşılaştılar&lt;br /&gt;Çocuk ne olduğundan habersiz&lt;br /&gt;Ona koşan askerlere gülümsedi&lt;br /&gt;Elinde de tüyü kırpık bir kedi&lt;br /&gt;Kaderinden habersiz arkasına dönüp&lt;br /&gt;Diğer askerlere de gülümsedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ordunun kumandanı&lt;br /&gt;Çocuğun gülüşüyle&lt;br /&gt;Merhamete gelip&lt;br /&gt;Durdurdu askerlerini.&lt;br /&gt;Kumandanlar çocuğun yanında &lt;br /&gt;Bir araya geldi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ne arıyorsun burda çocuk?' dedi&lt;br /&gt;Kumandanın biri.&lt;br /&gt;Öteki diğerini onaylar gibi &lt;br /&gt;Gözleriyle diğer kumandanı işaret etti.&lt;br /&gt;Çocuk şaşkın;&lt;br /&gt;'Siz bilmiyor musunuz?' dedi.&lt;br /&gt;'Neyi?' diye sordular iki kumandan, &lt;br /&gt;'Az sonra burada bir savaş çıkacak' dedi çocuk.&lt;br /&gt;'E ne işin var burada o zaman?' dediler yine hep bir ağızdan&lt;br /&gt;'Anneannem yolladı beni buraya' dedi çocuk cevaben&lt;br /&gt;'Neden yolladı seni buraya?' dediler hızlıca&lt;br /&gt;'Savaşa gelen herkese bir çift sözü var" dedi çocuk &lt;br /&gt;'Neymiş sözü?' dediler. &lt;br /&gt;'Nefretinizi lanetliyor' dedi çocuk sırıtarak&lt;br /&gt;Ve elindeki kediyi havada sallayarak. &lt;br /&gt;Askerleri aldığında bir korku&lt;br /&gt;Kedinin üzerinden döküldü yere tozlar&lt;br /&gt;Sonra da askerler tek tek esnemeye başladılar&lt;br /&gt;Baktılar güneş sıcak, gün dönmüş öğlen olmuş,&lt;br /&gt;üzerlerine bir ağırlık çökünce,&lt;br /&gt;dayanamayıp uzandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes uykuya daldığında horultuyla&lt;br /&gt;Çocuğun silüeti değişti&lt;br /&gt;Yaşlı bir kadın oldu&lt;br /&gt;Kedinin gülüşü silindi&lt;br /&gt;Heybetli bir kartal oldu&lt;br /&gt;Yasak bir şehirden gelen&lt;br /&gt;Kuzeyin cadısı Louhi &lt;br /&gt;Gözlerini bir göz bağı büyüsüyle bağladığı askerlerin nefretini&lt;br /&gt;Bir daha savaş olmaması için&lt;br /&gt;Böylece uykuya yatırmış oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsaneler anlatır;&lt;br /&gt;İki büyük krallığın arasındaki barışı sağlayanın&lt;br /&gt;Sonsuz bir sevgiyle&lt;br /&gt;Herkesi büyülediğini&lt;br /&gt;Nefretin ve öfkenin&lt;br /&gt;Bir tılsımla&lt;br /&gt;Yüzyıllardır uykuda olduğunu&lt;br /&gt;Anneanneler ve dedeler&lt;br /&gt;Torunlarına gülümseyerek anlatır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2838060041355088040?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2838060041355088040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2838060041355088040&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2838060041355088040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2838060041355088040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/iki-krallgn-savas.html' title='İki Krallığın Savaşı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2977221063524440094</id><published>2010-11-24T14:45:00.002+02:00</published><updated>2010-11-24T14:59:28.705+02:00</updated><title type='text'>Aşkın Son Mevsimi</title><content type='html'>Kalbinin üstünde&lt;br /&gt;Yürüdüğü bir yol var&lt;br /&gt;Aklının ucundaysa&lt;br /&gt;Bilmediği bir soru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ait hissetmediği topraklarda&lt;br /&gt;Kendini buldu&lt;br /&gt;Bir başkasının gözlerinde&lt;br /&gt;Sorularına şahit oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topraklar yabancıydı&lt;br /&gt;Gitmek için çok uğraşmıştı&lt;br /&gt;Başkasının gözlerinde&lt;br /&gt;Sorularını bulacağını&lt;br /&gt;Bilseydi&lt;br /&gt;Yola hiç çıkmazdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yerde&lt;br /&gt;Bu topraklarda&lt;br /&gt;Bir yabancı olarak anıldığı&lt;br /&gt;İsminin söylenmediği&lt;br /&gt;Bu yağmurlarda&lt;br /&gt;Bir başkasının sorularını&lt;br /&gt;Sevdi&lt;br /&gt;Kendisinin sorusuymuş gibi&lt;br /&gt;Başkasında gülümsemek istedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilseydi eğer&lt;br /&gt;Başkasının ona vereceğinin&lt;br /&gt;Aynı soruların&lt;br /&gt;Aynı dertlerin&lt;br /&gt;Acıları olacağını&lt;br /&gt;Yola asla çıkmazdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerisinde,&lt;br /&gt;Bıraktığı evinde&lt;br /&gt;Tütmüyor ocak&lt;br /&gt;Pişmiyor bir yemek&lt;br /&gt;Kuşlar konmuyor bahçesine artık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir çift göz,&lt;br /&gt;Bir tek nefes!&lt;br /&gt;O bahçeyi, &lt;br /&gt;Sorularına belki cevap bulurum diye bırakıp&lt;br /&gt;Dağların ardındaki&lt;br /&gt;Bir başka ülkeye &lt;br /&gt;Gitmişti.&lt;br /&gt;Ama yitmişti&lt;br /&gt;Güvercinlerin, lalelerin gözündeki&lt;br /&gt;Canlı gülüşü,&lt;br /&gt;uzaklardaki sorularda&lt;br /&gt;Bir başkasının cehenneminde&lt;br /&gt;bitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gördüğü &lt;br /&gt;Ama tanımadığı bu yerde&lt;br /&gt;Bilmediği bir kalbin&lt;br /&gt;Tanıdık sorularının yanı başında&lt;br /&gt;cevaptan çok soruyla &lt;br /&gt;başbaşa&lt;br /&gt;oturuyordu, evini anmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laleler solmuş&lt;br /&gt;Güvercinlerse başka bahçelere konmuş&lt;br /&gt;Bilmediği bir şehirde&lt;br /&gt;Tanımadığı bir adamın &lt;br /&gt;Ellerine tutuşturduğu kalbi,&lt;br /&gt;yeni sorularla&lt;br /&gt;kavrulmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evi soğuk, aşkı kayıp&lt;br /&gt;Soruları boyunu çoktan aşmış&lt;br /&gt;Bu kişi,&lt;br /&gt;Bir yolun&lt;br /&gt;Sonunda&lt;br /&gt;bu kadar mutsuzluk olacağını &lt;br /&gt;tahmin etseydi,&lt;br /&gt;Yola çıkmayı asla dilemezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yolun sonunda&lt;br /&gt;Bir gülüş kadar&lt;br /&gt;Bir göz yaşı vardır&lt;br /&gt;Demişti&lt;br /&gt;Bilge bir kişi. &lt;br /&gt;Ama gençti, &lt;br /&gt;Heyecanından bu bilgeliğe&lt;br /&gt;Değer vermemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, &lt;br /&gt;Her yol sorulardan oluşur, &lt;br /&gt;Yolun sonundaysa &lt;br /&gt;Bir lalenin siyah yapraklarında açardı aşk, &lt;br /&gt;Aşkın mevsimi geçtiğindeyse,&lt;br /&gt;Ölü bedenleri güvercinlerin&lt;br /&gt;düşer toprağa&lt;br /&gt;bir yabancının işlediği toprakta yetişen lalelerin&lt;br /&gt;yanı başına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2977221063524440094?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2977221063524440094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2977221063524440094&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2977221063524440094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2977221063524440094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/askn-son-mevsimi.html' title='Aşkın Son Mevsimi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2332803460388033635</id><published>2010-11-11T16:33:00.001+02:00</published><updated>2010-11-11T16:36:41.385+02:00</updated><title type='text'>Çağımız Bilgi Çağı</title><content type='html'>Bu dünya, bilgi dünyasıdır diyorlar. Bu çağa artık birileri, bilginin hükmettiğinden bahsediyor. Ayakları yere basan ve akla uygun bilgilerle dolu bir dünyada yaşadığımızı iddia ediyorlar. Bilim, bilgiye kök bulmuş gibi görünüyor. Milyonlarca bilgi ve bilgi birimi, sanki bir işimize yarayacakmış gibi bize aydınlık vaadediyor. Bunu bulan veya düşünen kişi de o vaadedilen aydınlığın sahibi oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet bilgilerin bir yığın haline geldiği, karman çorman bir iletişim alanı. Ben düzenlensin demiyorum ama en azından bu bilgi yığınındaki bazı bilgilerin gerçekten gereksiz olduğunu da kabul etmek gerekiyor bazen. İnsan her düşündüğünün değerli olmadığı veya olamayacağını kabul edecek kadar tevazu göstermeli. Ama ne yazık ki, modern insan bu tevazuyu asla öğrenmedi. Asla bir başkasına ihtiyaç duymadı çünkü çağımız her türlü şeyin 'onaylandığı' bir çağ. O nedenle, dışlanmak da dışlanmayıp kabul edilmek de, bundan birini yaşayana iyi geldi. Çünkü insan her düşüncesinde kendini meşrulaştıracak bir yol bulur. Kendini inkar edemez insan. Bu nedenle, düşündüğü herşeyde her zaman haklı olduğunu düşünür. Her hatasında özür dilemek yerine, suçu başkasında arar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bilgiden arındığı anda çıplak kalır. Etten kemikten, yorumdan ve yorumlanmaktan uzakta, pişmiş veya çiğ tüketilebilecek bir ettir işte. Bundan başka bir anlamı var mıdır, insanın düşünce dışında? Düşüncenin olmadığı yabanıl dünyada, bir protein olmaktan öteye, hiç bir boka yaramaz insanoğlu. Ve yaramamalıdır da zaten. Diğer hayvanlardan daha yukarıda değildir doğa şartlarında. Aklı vardır falan diye martaval okumayın bana. O aklın içine sıçayım ben. Bir başkasının kötülüğünü düşünen, diğerinin ayağını kaydıran, onun dedikodusunu yapan, kendi gibi herkesin iyiliğini isteyen değil, kendi dışında herkesin kötülüğünü isteyen paçozların aklına sıçayım ben. Çoğu insan erdemsizlikle nefes alıp veriyorken, sıradanından sıradışına, aklını yalnız ve yalnız, saçmalıklarını ve pisliklerini meşrulaştırmak için kullanıyorken, o aklı bana övmeye kalkmayın sakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi birike birike bugünlere geldik. Kendimizi yüceltmenin ve başkalarını aşağılamanın türlü yollarını bulduk. Herkes kendi evinde, kendi yanlışlarının ardında titredi. Yuvasını yanlışlar üzerine kurarken ise, 'evet' diye haykırmaktan çekinmedi. Evlilikle bir başkasının varlığına sığındı, kendi yokluklarını unutmak için. Muhtaç olduğu için sevdi, sevdiği için muhtaç olmadı. O nedenle bu yüzyıl büyük bir aşk görmedi. Çünkü hiç kimse böylesi bir coşkuya sahip değil. Kaldı ki, bu coşkuyu uyandıracak bir insan evladı da yok yüzyılımızda. O nedenle aşklar saman gibi. Filmler boktan. Gülüşler sahte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların sahteliğini tek tek sayıp dökecek değilim yeniden. Bu sahteliğin hepiniz farkındasınız zaten. Sadece bu sahteliğin bana bulaşmasına nasıl engel olurum onu düşünüyorum. Çünkü, yalnızca çıplak bir et olamam ben. Düşünürken ve öğrenirken de insanların 'başkalıklarını' bana bulaştırmasına engel olamam. Bu nedenle sınırlarımı pençelerimle çizmeye çalışıyorum. Çalışıyorum ki, benim nerede başlayıp nerede bittiğimi, kafamın ne düşündüğünü ve düşünebileceğini görebileyim. Böylece, 'ben' dediğim şeyi az buçuk tanımlamış ve nefret ettiğim herşeye ilk olarak 'benliğimle' sonra da düşünce ve eylemlerimle karşı çıkmış olayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2332803460388033635?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2332803460388033635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2332803460388033635&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2332803460388033635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2332803460388033635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/cagmz-bilgi-cag.html' title='Çağımız Bilgi Çağı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1392688922215290560</id><published>2010-11-09T10:35:00.002+02:00</published><updated>2010-11-09T16:49:20.423+02:00</updated><title type='text'>Ararken</title><content type='html'>Aradık hep huzuru&lt;br /&gt;Bir dağın yanında&lt;br /&gt;Ormanın dar patikasında &lt;br /&gt;Gülümseyen ilk kişinin kollarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aradık huzuru&lt;br /&gt;Sakinliği ve güveni&lt;br /&gt;Affedilmek için&lt;br /&gt;Ve affetmek için kendimizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradık huzuru&lt;br /&gt;Bir taşın altında&lt;br /&gt;Masum bakan gözlerin ardında&lt;br /&gt;Ümitle aradık durduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akledemedik&lt;br /&gt;Bir insanoğlunun &lt;br /&gt;Aklında kaybolduk mağrurca&lt;br /&gt;Ama akledemedik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzurun içimizde&lt;br /&gt;Ta içimizde olduğunu&lt;br /&gt;Bulmak için,&lt;br /&gt;Taşları ve ormanı,&lt;br /&gt;Rüzgarı ve müziğini&lt;br /&gt;Huzursuz ettiğimizi &lt;br /&gt;Akledemedik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;Biraz kırık&lt;br /&gt;Başı bozuk&lt;br /&gt;İnsanoğlu.&lt;br /&gt;Her yolun, &lt;br /&gt;Bir gün &lt;br /&gt;Aynı yerde biteceğini&lt;br /&gt;Göremedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist &lt;br /&gt;Kalt See-Neiges Eternelles~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1392688922215290560?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1392688922215290560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1392688922215290560&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1392688922215290560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1392688922215290560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/ararken.html' title='Ararken'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6830505251009732305</id><published>2010-11-08T10:41:00.002+02:00</published><updated>2010-11-08T12:56:21.332+02:00</updated><title type='text'>Şehre Dönüş</title><content type='html'>Herkesin ölümünü istemek bence o kadar da kötü bir şey değil. Dünyaya getirdikleri kötülükler sonucunda, onlara şiddetle sinirlenmiş olan hassas yüreklerin, kendilerini ferahlatmak için toplu bir katliamı zevkle düşlemesi canice değil, aksine insansa bir şey bence. Bu kadar nefret ettiğim insanoğlunu, bir gün, çığlıklar içinde cayır cayır yanarken görürsem, merhamet eder miydim diye sorduğumda, dünyadaki onca adilik ve pisliği hatırladıktan sonra, 'Asla!' şeklinde cevaplıyorum. Evet, öfkem şiddetli ve haklı. Sorun şu ki, öfkem bu toplumu tam anlamıyla yok etmek ve yeni bir toplum yaratmak için sükunete bürünmek zorunda. Ve sükunete bürünmüş öfke daha tehlikelidir! Yalnızca benim öfkemi yeterince insan farketmedi, o kadar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu dünyadaki tüm insanların yok oluşu benim elimden olacaksa, hiç çekinmeden bu rolü üstlenebilirim sanırım. Hani bazıları, onca insanın katili olmak gibi bir rolü kaldıramayabilir ama, ben onca insanın katili değil, bu dünyanın ve doğanın tek kurtuluşunun hazırlayıcısı olarak kendimi algılarım. Zaten insanın kendini haklılaştırması, kendi değerlerini kurması için gereklidir. Daha doğrusu erdemli bir kişi olmak için önce değer sistemi belirlemek gerekir. Bunun üzerine insan eylemlerine geçer. Bu değerler üzerinden yargıya varır. Aslında her ne kadar bu rolü üstlenebileceğimi söylesem de, acı çekmeyeceğimi söylemediğime dikkatinizi çekerim. Evet, ben de insanım ve herkesin ölümüyle acı çekerim. Hem de dünyayı kurtarmış olduğumu düşünsem dahi. Ama sonucunda benim diğerlerinden farkım, bu acıyı kaldıracak kadar güçlü bir insan olmam. Evet, her acıya katlanamam. Ama böylesi bir acıya katlanabilirim. Mükemmel olduğumdan değil, ruhum acıyla doğduğundan. Beni ben yapanın acı oluşundan dolayı bu böyledir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kalkıp bir 'acı' edebiyatı yapmak istemiyoruma aslında. Ama size anlattığım her hikaye eksiktir. Çünkü size her ne kadar olayları ve eylemleri ve hatta duygu ve düşünceleri anlatsam bile, bunları yaşamanızı sağlayamam. Acıyı size anlatamam. Ne kadar acı çektiğimi. Ne kadar üzüldüğümü veya kendimi ertelediğimi. Hayatta kalmak için unutmayı seçtiğimi. Ama herşey yoluna girdiği anda bütüna anılarımı ayrıntılarıyla nasıl da hatırladığımı ve bunun sonucunda ne kadar acı çekiyor olduğumu anlatamam. Belki de dil, bunu anlatmak için yoktur zaten. Belki dil, sadece bu dünyadaki boşlukları doldurmak için vardır. O nedenle boş insanların da çenesi düşüktür. Kim bilebilir ki? Herşey olabilir. İşte benim hayata karşı durduğum yer tam olarak burasıdır. Her an herşey olabilir. Bu nedenle, hayat bana en çirkin yüzünü gösterdiğinde şaşırmıyorum ve yıkılmıyorum. Sadece bu kötü durumdan nasıl kurtulurum diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı çekerken nasıl da çok acı çektiğimi değil, bu acıyı nasıl sahipleneceğimi ve kendimi sağaltacağımı düşünüyorum. Sanırım beni güçlü yapan da bu duruş, bu felsefedir. Evet, ben acımı sahiplenirim. Aç da kalsam, acı da çeksem, hata da yapsam, hepsini sahiplenirim. Çünkü insan olduğumu itiraf etme cesaretim var benim. İnsan olmaya, tüm eksiklikleri ve güzellikleri ile insanlığımı yaşamaya cesaretim var benim. Sanırım, beni güçlü kılan bu cesaret ve azim. Tek başıma, kendimi tamam ve güçlü hissederim. Yanımda biri bulunduğunda eksilirim. Çünkü, onu ezmemeye çabalarken, kendimi ertelerim. İşte bu nedenle insanların yanında olmayı sevmiyorum. Beni güçsüzleştiriyorlar. Beni düşüncemdem koparıyorlar. Beni yargılıyorlar eksik ve yanlış bildikleriyle. En çok da beni bir erkeğin anlamayacağını düşünmüşümdür. Bizim karmaşık doğamızın yanında, erkeklerin düz mantığı çok düz ve teferruatsız kalır. Bu nedenle anlattığım bir şeyin bir erkek tarafından anlaşılma ihtimali düşüktür. Çünkü erkek tek bir yöne doğru yükselir. Kadınsa iki ayrı ucu aynı anda yaşar ve yüceltir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii, bir genelleme yapmak istemiyorum burada. Bazı erkekler vardır ki, beni aptal bir kadından daha çok anlayabilir. Buna sözüm yok, istisnalar her zaman vardır. Ama erkekler, benim canımı sıkmaktan öteye veya beni anlamamaktan öteye çok da bir şey yapamıyor gibi görünüyor, her nedense... Bu nedenle, kadınlarla arkadaşlık kurmayı tercih ediyorum her zaman. Kendimi olduğum gibi ifade edecek özgürlüğü bana verdikleri için. Kendi dişilliğimde yazıyorum. Ve insanlığa olan öfkemi de dişil bir şekilde dile getiriyorum. Bu nedenle bir erkeğin benim hiddetli ve şiddetli öfkemi kaldıramayacağını ve anlayamayacağını çok iyi biliyorum. Çünkü biz kadınlar duygulara daha yakınızdır ve duygulanışımız da erkeğin duygulanmasından daha şiddetlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar da garip. İnsanlar her zaman kendiliklerinden bakıyor dünyaya. Ve buna rağmen birbirlerini anladıklarını iddia ediyorlar. Ben kimsenin bir başkasını anladığını düşünmüyorum. Kaldı ki, artık anlaşılmayı da dilemiyorum. İnsanlığa dair umutlarım söneli yüzyıllar oluyor. O nedenle, bu hafta sonu bir ormanın derinliklerinde kaybolduğumda mutluluktan kendimi unuttum. Bildiğim bütün kötü şeyler bir anda aklımdan silindiler. Kayaları okşarken, ağaçlara sarılırken kendime geldim. Doğanın o sözsüzlüğünde, kendimi buldum. Onca anlam sözden kurtulmuş, bir enerji ve ses olmuştu ormanda artık. Hayatımda hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Ormanın derinliklerinde bir mezar buldum. Beni mutlu etti. Çünkü bu dünyanın bir sonu olduğunu hatırlattı bana ve acımı hafifletti. Mezardakinin suskunluğuyla konuştum. Bana bilmediklerimden bahsetti. Oradaki ölü kişi, ölümüyle bana yardım etti. Uzun uzun oturdum mezarının yanında... Hiç tanışmasak da, onu tanıdığımı hissettim. Ve eğer bir sakıncası yoksa, öldüğümde onun yanına ormanın tam ortasına gömülmeyi diledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormandan bakarken dağlar heybetiyle gözlerimi doyurdu, ağaçlar sözsüzlüğü ile zihnimi ferahlattı. Kuşlar kulaklarımı okşadılar nağmeli sesleri ile. Bir böcek gördüm yürürken. Benim gibi simsiyahtı herşeyi. Özür dileyerek aldım böceği elime. Memnun olmamıştı elime geldiğinden. Bacakları, antenleri, ağzı, gözü, kanatları, herşeyi siyahtı. Muhteşem bir böcekti ve tam istediğim gibi simsiyahtı. Teşekkür ettim ona, güzelliğiyle gözlerimi şenlendirdiği için. Başımı kaldırdım semaya. Teşekkür ettim sonunda, bütün doğaya ve kainata, bana bu muhteşem duyguyu, ben olma şerefini, doğanın güzelliğini anlama ve sevme erdemini bana bahşettiği için. Sözlerim semaya çarptılar. Bana muhteşem bir gülümseme olarak döndüler. Doğa da bana teşekkür etti sonunda, çünkü benim içimde hepsi mutluydular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mutluluktan sonra, şehre döndüğümde, herkesin aynı pislik ve adiliklerine kaldıkları yerden devam ettiklerini gördüm. Ben ormana gitmeden önceki insan değildim artık, zihnim aydınlanmıştı sanki. Ama onlar cahilliklerinin içinde boğuluyor, bir başkasına da aynı cahilliği bulaştırmaya çalışıyorlardı. Kompleksleriyle kirlettikleri şehrin sokaklarında nefes almak mümkün değildi. Şimdi söyleyin bana, bu muhteşem manzaranın ardından şehrin insansı cehennemine döndükten sonra kalbi ve hayalleri kırılan bir insanın, bütün insanların yok oluşunu ve sonunda doğayla başbaşa kalmanın mutluluğunu istemesinin neresi yanlış? Kargacık burgacık sözlerden kurtulup, sözsüz ve ihtişamlı doğanın bir ferdi olmayı istemenin neresi kötü? Bana söyleyin, ben ideal bir insan olmak isterken, diğer herkesin eksikliklerinden tiksinmem erdemsiz bir iş mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6830505251009732305?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6830505251009732305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6830505251009732305&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6830505251009732305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6830505251009732305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/sehre-donus.html' title='Şehre Dönüş'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6207723460255706188</id><published>2010-11-04T10:43:00.007+02:00</published><updated>2010-12-07T10:41:06.778+02:00</updated><title type='text'>Felsefece Düşünmek</title><content type='html'>Mükemmel bir fikre ulaşmak insanın kaç senesini alır? Fikrin mükemmelliğine ulaşmak yıllar alır değil mi? Öyle, her fikriniz mükemmelmiş ve bütün düşünme süreçlerinizi artık geride bırakmış bir insan gibi bakmayın bana. Öyle değilsiniz hiçbiriniz, biliyorum. Ayrıca buna ben de dahilim. Pek gurur duymasam da bununla, hala insanım. Her neyse, ne diyorduk. Ahh, mükemmel fikir. Hayır, şimdi bunu dediğimde, sanki mükemmel bir fikrin mükemmel olduğuna kanaat getirebilecek mükemmelliğe sahipmişiz veya olabilirmişiz gibi konuşuyorum ya, ondan kendime gülüyorum. Evrenin sonsuzluğu içinde, küçük ve hatta miniminnacık bir insan teki olarak, kalkmışım da aklımın alabileceğinden daha büyük şeyler düşünüyorum. Buna büyüklenmek denmez de ne denir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu gariptir böyle işte. Aklını herşeyin üstüne koyar kendiyle birlikte. Biz kendimizi neden bu kadar büyük bir şey sanıyoruz. Ben aklımın doğru düşünebileceğini nereden biliyorum? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli bir şekilde gazete okumaya çalışıyorum. Dünyadan ve gidişatından haberdar olayım, dışladığım ve küçük gördüğüm onca insanın ne yaptığını göreyim diye. Bakıyorum da, haberler 10 sene önce de aynı içeriğe sahipti. Hala da öyle. Neden haberleri izlemekten nefret ettiğimi hatırladım böylece. İnsan olmanın ne kadar kısıtlı konu ve temalar etrafında döndüğünü ve insanoğlunun sandığından ne kadar küçük ve salak olduğunu gösteriyordu bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bunca insan, diğer insanları koyun sürüsü olarak görmeye bu kadar eğilimli? Ben dahil hepimiz, neden kendi merkezimizden bir adım ötede var olamıyoruz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar büyük sorular. Ve aslında hepsi de önemli sorular bence. Ama bir gün gelecek ve tıpkı diğer insanları düşünmeyi bıraktığım gibi, kendimi de düşünmeyi bırakacağım. Kendimi aşacağım bir gün. Beden bir araç, ruhumsa kendinden büyük yüreğiyle aşkının altında ezilen küçük bir karınca olacak. Bu hayatı aşacağım bir gün. Bu küçüklükleri. Küçük ölçekteki fikirleri. Basitliklerin ve adiliklerin olmadığı bir dünyaya gideceğim. Bunun için yazmıyor muyum sürekli? Kendi hayal dünyamın mükemmelliğinde nefes alabilmek için? İnsanlar bunun için hikaye anlatmıyorlar mı sürekli ama sürekli? Hayal gücümüzün genişliğiyle unutuyoruz bu bedene hapsolmuşluğumuzu. Hedefinden şaşan ve darmadağın olan ruhumuz, hayallerle hedefini buluyor yeniden. Evet, ben ancak felsefece düşünmeye yazgılıyım. Gündelik hayatı düşünemiyorum, dilime alamıyorum onların küçük kavramlarını. Ne kadar istesem de gündelik hayatın ritmini yakalamak, saniyeler ben peşlerinde koşarken kavramlardan ırmak oluyorlar karşımda ve ben o ırmağın içinde boğuluyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefenin soğuk ve sorgulamacı yüzünde, kendimi görüyorum. Her seferinde ama her seferinde. Aklın sınırlarını aşamıyor ruhum. Bunun acısını çekiyor, bu dünyaya bunca salak insanla birlikte hapsolmuş olmanın acısını çekiyor. Biliyorum ki, düşünce benim var olabileceğim en mükemmel yer. Yine de kahrediyorum üzerinde durduğum yere. Çünkü, sınırları canımı yakıyor. Çünkü artık, kolaylıkla aklın sınırlarına ve düşünebileceklerimin küçük oldukları sonucuna ulaşıyorum. Peki aklın sonrasında ne var? Aklımın sınırlarına ulaşabildiğimi ve bu sınırların dışında da hala bir tür aklın uzandığını nasıl düşünebiliyorum? Ben kendi limitlerimin içine hapsolmuşken, nasıl limitlerimin dışında ulaşmak istediğim kavramlar olduğunu düşünüyorum? Aklım aklı sorguluyor. Ve ulaştığı sonuç da yine akla uygun oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu inanılmaz bir evren. Aslında var oluşun dansıdır düşünce. Çünkü, onu anlayan ve ritmini hisseden olarak, galaksilerin kollarını salınırken, uyduları küçük adımlarla yürürken, kuyruklu yıldızları delicesine koşarken, dünyamızı gülümseyen mavi yüzüyle rüzgara bıraktığı güzel saçlarını bir sağa bir sola savururken izliyoruz. Evren var olmak için dansediyor. İşte, bilim insanlarının ulaştığı ve ulaşabileceği en büyük ve en şiirsel düşünce budur. Bir insanın bilebileceği en büyük bilgi budur. Varlığın eylemle birlikte mümkün olduğu... Ve insan eyleminin karar aşamasını oluşturan bir çok farklı değişken olduğu. Zaten sorun burada yatıyor. Evrenin ve insanın işleyişinin -kendime göre- mantığını çözmem de. Bilmenin acısıyla yaşıyorum. Çünkü yaptığım herşeyi neden ve nasıl yaptığımı bilerek yaşamak, eyleme geçmemi zorlaştırıyor. O nedenle zihinimin içinde saklanıyorum. Sadece düşünmek ve düşünmek istiyorum. Sadece düşüncemde mutlu olabiliyorum. Okumak ve yazmak dışında, kendimi ılık bir dere gibi akarken hissettiğim başka an yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir roman alıyorum elime. Bir bakıyorum, duvarlar yıkılmış, yollar aşınmış, insanlar parçalarına ayrılmış... Dünyada tek bir ses yok. Bütün evren yalnızca varoluşun türküsünü söylüyor huzurla. Bir galaksinin zarif kolları sarıyor belimi. Yıldızlarla birlikte ışıldıyor gülüşüm. Bakıyorum ki, kainat beni kucaklıyor. Ve ben de doğanın sevgili çocuğu olarak, ona aşkımı ilan ediyorum, bilmediğim bir dilde. Çünkü, ruhum aklını geride bırakmış, varoluşun sınırlarında oynuyor elinde öngörülemezliklerle. Düşünce, düşünceyi aşmak için yankılanırken zihnimde, bir ses adımı çağırıyor. Ve biliyorum, duyduğumun sevgime karşılık veren evrenin naif sesi olduğunu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6207723460255706188?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6207723460255706188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6207723460255706188&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6207723460255706188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6207723460255706188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/11/felsefece-dusunmek.html' title='Felsefece Düşünmek'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5454526557104163349</id><published>2010-10-28T11:27:00.002+03:00</published><updated>2010-10-28T11:41:16.623+03:00</updated><title type='text'>Zaman</title><content type='html'>İşte yeni bir gün daha.&lt;br /&gt;Sürekli adımlanmayı bekliyor önümüzde.&lt;br /&gt;Bizden bekliyor&lt;br /&gt;geçilmeyi üzerinden &lt;br /&gt;Zaman.&lt;br /&gt;Çoğunlukla da bizleri izliyor,&lt;br /&gt;Yitişimizi sıfatlara hapsetmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, düşünmek istemiyorum&lt;br /&gt;Saniyeler veya saatleri&lt;br /&gt;Yılların neleri alıp&lt;br /&gt;Neleri götürdüğünü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemiyorum zamanı bilmek&lt;br /&gt;görmek istemiyorum&lt;br /&gt;Bir sabahın&lt;br /&gt;Ne kadar hüzünle dolabileceğini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarların ardında&lt;br /&gt;Soluk bir diyardan gelen&lt;br /&gt;Haberci&lt;br /&gt;Bana diyor ki,&lt;br /&gt;Vaktin azaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahrediyorum kendimi.&lt;br /&gt;Küfrediyorum haberciye!&lt;br /&gt;Bana bilmek istemediğim bir haberi&lt;br /&gt;Vaktinden önce getirdiği için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün soğuk yüzü&lt;br /&gt;Bugün kapımı çaldı&lt;br /&gt;Yüzü bana benziyordu&lt;br /&gt;Bana ölüm vaktimin geldiğini&lt;br /&gt;Diğerleri gibi artık &lt;br /&gt;Adımın rüzgarla silineceğini &lt;br /&gt;Söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyordum, &lt;br /&gt;Bir gün&lt;br /&gt;Kapımdan içeri&lt;br /&gt;Ölümün tozsu kokusunu&lt;br /&gt;Rüzgarın getireceğini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir çocuk gibi, &lt;br /&gt;Dalmak istemiştim&lt;br /&gt;Yaşamın oyunlarına&lt;br /&gt;Beni kandırabilecek &lt;br /&gt;Cümleler ve hayallerin ardına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyordum bir gün, &lt;br /&gt;Benim adımın da&lt;br /&gt;Ölümün soğuk nefesinde&lt;br /&gt;Dile geleceğini. &lt;br /&gt;Biliyordum, bir sabahın,&lt;br /&gt;Yalnızca bir tek sabahın,&lt;br /&gt;Yaşamın katlanılmaz hüznünü&lt;br /&gt;Tek başına kucaklayabileceğini...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5454526557104163349?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5454526557104163349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5454526557104163349&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5454526557104163349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5454526557104163349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/zaman.html' title='Zaman'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7073959312302303957</id><published>2010-10-25T22:26:00.000+03:00</published><updated>2010-10-25T22:26:26.611+03:00</updated><title type='text'>Cenazem</title><content type='html'>Bence cenazeler üzerine daha çok düşünmeliyiz. Kendi cenazemizi belki daha çok hayal etmeliyiz. Bu sayede hatırlarız insan olduğumuzu. Bu dünyanın ölümlü ve ölmesi gereken sakinleri olduğumuzu. Bilemiyorum aslında, cenazeyi düşünmek yetecek mi kapitalizm ile ruhu kirlenmiş insanın ruhunu temizlemeye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence daha çok siyasi konular üzerine düşünmeliyiz. Hayır, aktif siyasetten bahsetmiyorum. Gerçek siyasetten bahsediyorum. Kendi durduğumuz ve kendi anladığımız noktaları perçinlemek için daha çok üzerine eğilmek ve onun için mücadele etmekten bahsediyorum. Gerçi bütün bunlar da işe yaramayabilir. Ama insanın eyleme geçmesinin tek sebebi, sonucunda elde edecekleri değildir. Bu nedenle, zaten her dava peşinde koşan, davası uzun sürünce inancını kaybetme tehlikesiyle karşılaşır. ama eninde sonunda da o cepheyi terkeder. Gariptir insanoğlu... ağzıma adını almak istemesem de, çözmeden rahat edemeyeceğim için dilimden düşürmediğim, düşünmeme ve sorgulamama sebep olan hem bir nesnedir hem bir öznedir benim için. bunu çok-anlamlı söylüyorum. Benim nesneleştirdiğimden değil, kapitalizmin ve kendilerinin çabalarıyla insanın nesneleşmesinden bahsediyorum elbette. Hal böyle olunca da, insan, özellikle de modern çağdaş insan benim tiksindiğim bir şey haline geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyorum bazen, bir gün dayanamasam bu çağa ve gitsem, ardımda neler bırakırdım acaba diye. Mesela intihar etsem bir gün. Bir akşam, sabahında güneşi görmeye dayanamayacağıma karar versem ve kendimi karanlıklara bıraksam uçurumdan. Sabah parçalarım toplansa kayalıklardan. Ardımda bir siyahlık gibi kalsa parça parça, giydiğim siyah elbiseler. Üzerimden düşmeyen siyah şalım, siyah eldivenlerim, kanıma bulansa. Ben hala, ben olarak aklınızda kalır mıydım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bıraksam müziği, felsefeyi ve edebiyatı. Benden geriye kalacak olanlar da işte o kayalıklardan topladığınız parçalar olacaktı... bıraksam okumayı, yazmayı ve düşünmeyi, elimde parçalanmış elbiseler ve etler kalırdı. Bir canlı cenaze olurdum o zaman. Yürümek istemediğim bu dünyada, her nefesimin ardından itilirdim bir sonraki nefesim için. İsteksizce solurdum havayı. Sonra bırakırdım, kendi yok oluşumu düşleyerek. Ve zaten yok oluşuma yakın bir şey yaptığımdan, tüm görkemli cenazeleri unutmuş olurdum. Bu çağa, ruhunu paraya, çıkarlara, yapaylıklara ve oyunlara satmış ve etten kemikten bir nesne olmuş insanlara dayanamadığımdan artık, sessizce düşmek isterdim o uçurumdan. Ve unutulmasını isterdim adımın. Bir daha anılmak istemezdim hiç bir dilde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu çağ ve insanı için düşlediğim en büyük cenaze töreni bu olurdu işte. Ne kadar saçma ve boş olduğunu ona göstermek için, derinliklerimden, düşüncelerimden ve incelikli duygularımdan yoksun bırakırdım bu çağı ben. Evet, intiharımla cezalandırırdım, ölümü için dua ettiğim bunca insanı. İşte bu görkemli olurdu. Ve belki de trajik. Ama her trajedi acısını görkemle yaşayan insanların hikayesi değil midir zaten? Benim gidişim sessiz olurdu belki. Ama yokluğum yürekleri dağlasın. Ancak o zaman, çürük ruhlardan biri olmadığım, olamayacağım ve asla da olmayı kabul etmeyeceğim anlaşılırdı. Belki canıma mal olurdu böylesi bir şey. Olsun. Ben korkmuyorum ölümden. İnsanlarla aynı gemiye hapsolmak daha çok korkutuyor beni. Öldüğümde neler olacağını biliyorum. Bir tahmin de olsa elimdeki; korkmuyorum. Çünkü elimden gelenleri her gün ama her gün yaptım. Hiç bir gün boşa gitmesin, israf olmasın zaman diye uğraştım. Ben kendimce bu kadar yapabildim. Söyleyin bakalım şimdi, beni kendim olduğum için suçlayabilir misiniz? Elimden geleni yaptım ben. Ancak elimden gelenin tüm insanlığı kurtarmaya yetmemesinden dolayı suçlayabilir misiniz beni? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün ve her gün, düşündüğüm, yazdığım ve haykırdığım halde, dünyanın düzeni bir milim değişmedi. Beni bu değişmezliğin sonucunda suçlayabilir misiniz? Söyleyin, satırlarımın arasından yükselen çığlıklar kalbinizi dağlamadı mı hala? Siz bir avuç insan, değişmeyi istemediniz mi benim yüzümden? Eğer istemediyseniz de, yüzüme söyleyin, bunun suçlusu ben miyim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7073959312302303957?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7073959312302303957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7073959312302303957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7073959312302303957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7073959312302303957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/cenazem.html' title='Cenazem'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-9115710752555339170</id><published>2010-10-25T10:43:00.002+03:00</published><updated>2010-10-25T10:46:34.021+03:00</updated><title type='text'>Varoluş</title><content type='html'>Siyahlar attım mavinin içine, &lt;br /&gt;Bir baktım ki gece olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaydı döküldü elimden mavi,&lt;br /&gt;Bir de baktım ırmak olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağları aşarken nefesimi tuttum,&lt;br /&gt;Verdim ki rüzgar olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kağıtlar üst üste önümde, &lt;br /&gt;Düşünceleri içiçe birleştirince kitap olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce düşünceyi çağrıştırdı,&lt;br /&gt;Gördüm ki birlikte felsefe olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sinek vızıldadı uzakta, ardından kedi gerindi aşağıda,&lt;br /&gt;Güldüm ki hayvanlar mutluymuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güldüm geçtim kışın soğundan,&lt;br /&gt;Uyudum ki yorganımın içinde kabus olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerimse durmadılar düşümde,&lt;br /&gt;Baktım ki şiir olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim açılmadılar bu gece,&lt;br /&gt;Artık derim ki hayat ölüme kavuşmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Blut Aus Nord - Rigsthula~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-9115710752555339170?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/9115710752555339170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=9115710752555339170&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/9115710752555339170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/9115710752555339170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/varolus.html' title='Varoluş'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8218790151382400923</id><published>2010-10-20T15:38:00.002+03:00</published><updated>2010-10-20T15:42:29.095+03:00</updated><title type='text'>Belki, umutsuzluğu umut kadar seviyorumdur.</title><content type='html'>Belki de o kadar da umutsuz olmamak lazım insanlar hakkında. Benim içimde yeşeren bahçelerin bir benzerini, bir başkasında da yeşerirken bulmam mümkündür belki. Aynı ateşle yanan yürekler, belki gerçekten de aynı aşk için atıyordur. Ve önümde daha keşfetmediğim onca şeyle dolu kocaman bir dünya uzanıyordur. Belki, umutsuzluğu umut kadar seviyorumdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birini daha tanırken neden sakınıyoruz ki bu kadar? Hayal kırıklığına uğrayacağımızdan mı korkuyoruz? Yoksa bildiğimiz şeyleri yeniden yaşamaktan mı? Belki ben, zaten tahmin ettiğim şeylerin her zaman gerçek oluşuna şahit olmaktan, artık insanlara inanmayı bırakmışımdır. Hayal kırıklığı değil, inanmamak bu. İnsanların iyi ve güzel olabileceğine. Onları sevmemek bu. Ve sadece nefret değil yüreğimi kasıp kavuran, büyük bir tiksinme. Çünkü biliyorum ki, bir başkası tarafından kırılmış hayalleriyle saldıracak bu insanlar bana. Yeni tanıştığım her yüz, mutluluk kadar umutsuzluklarını bulaştırmak için gülümseyecek bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, bazen içiniz sıkılıyor okurken. Bunca nefret sağlıksız sanıyorsunuz. Ama ben ters bir insanım. Beni koruyan nefretim! Beni dağılmaktan ve parçalanmaktan koruyan bu öfkedir, bu sağlamlığı sağlayan nefrettir. İnsanlar inanmıyorlar bana. Benim gibi birinin varlığı mümkün olamıyor onların kafasında. Aslında bu konuda aynı şeyleri hissediyoruz onlarla. Çünkü, benim kafamda da onların varlığı mümkün değil. dünya bu kadar güzel, doğa bu kadar mutluyken, bu kadar mutsuz olmak, o güzellikleri görememek ahmaklık. Ama anlatamıyorsun işte, insanlara kör olduklarını. Duymamak için kulaklarını tıkamışlar. Her yürek pislikle dağlanmış. Sanki yalnız ve yalnız mutsuzluk üretmek için atıyor kalpleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne garip. Bu dünyaya ait olmadığımı söylediğimde, aslında yeterince samimi değilmişim. Şimdi görüyorum ki, o an söylediğim bu tümce, öylesine söylenmiş bir tümce değil, derinlemesine yapılmış bir gözlemin sonucunda ortaya çıkmış bir gerçekti. Evet, ben bu dünyaya ait değilim. Asla da olmayı dilemedim. Bana sorsalardı gelir miydin yine diye, elbette hayır derdim. Ama burada olmamın sebebi, bu soruya bile bile, gelmeden önce zaten 'evet!' demiş olmam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pek şiirci değilim. Şiir evet iyi bir şey, ama sürekli şiir benim felsefeci kafama iyi gelmiyor. Düşünmek istiyorum, düşüncelere bulanmak, onların içinde gerektiğinde boğulmak ve yeniden nefes almak. Bazen sadece kafadan oluştuğumu hissediyorum. Çok derinlere daldığımda, özellikle de felsefe ve tasavvuf okurken, bir anda sadece ve sadece bir kafa var oluyor zihnimde. Kollar bacaklar ayrılıyor gövdeden, bir bakış oluyorum, bir sese kulak kesiliyorum. Kıpırtısız bekliyorum, düşüncenin benimle buluşmasını. Anlamayı seviyorum. Anlatmayı. Sorgulamayı. Çünkü yaşamayı seviyorum. Kendi yolumca, kendi dilimde, bildiğim şekliyle, yaşamı ve dünyayı ve nefes almayı ama asla insanları değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir insan teki olumluluk kadar olumsuzuk potansiyeli taşır. Ve benim anladığım anlamda olumlu olabilmek demek, gerçekten erdemli olmak demek. Yalınlığa ulaşabilmek, huzurun yüzü olmak demek. Biliyorum bu uyarıcı dünyada, bir şehrin ortasındaki küçük çalılıkta kaybolup orayı orman sanmaya benziyor, huzurun yüzü olmaktan bahsetmek. Biliyorum bu dünya, benim değil. Bu dünyada, olmaktansa bulutların üstünde uçan bir damla olmayı dilerdim. Ya da bir yıldız. Kalp gibi atan. Kainatın süsü olan bir ışık kaynağı olmak isterdim. Ve hatta başka alemlerin perisi olmak isterdim. Sınırların engel olamadığı, mutlu bir düş getirirdim belki sizlere. Her gece rüyalarınızda, sizlere gezip gördüğüm yerleri anlatırdım. Sonra dönerdim yine o diyarlara. Rüyalarda yaşardım belki. Rüyalarınızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size bilgece sözler söyleyen ak saçlı bir nine olurdum belki. Gülüşüyle Ayı gölgesinde bırakan, aydınlık bir yüz görürdünüz bana her baktığınızda. Bilginin ışığında duru bir sesle, size huzuru getirirdim. Ya da çok uzaklarda, düşlemeye bile korktuğunuz uzaklıktaki bir yıldızda oturan ve harp çalan küçük bir melek olurdum belki. Ama insan olmazdım. Eğer bana bıraksalardı bir kez daha insan olmayı dilemezdim. Çünkü eksiğim ve her an eksikliğimin kahrıyla atıyor yüreğim. Biliyorum, bu dünya yüzünde asla mükemmel olamayacağım. Zaten her mükemmellik bir süre sonra aklımızı karıştıracak potansiyele sahiptir. Mükemmeli görmek, insan aklını bozardı. İnsan mükemmeli aramaya yazgılı. Bulmaya değil.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalıklarım eziyor beni. Ama güçsüz değilim. Farkındalıklarım beni yok etmeyecek. Ben o farkındalıkları arttırmaktan başka bir şey yapamayacağım yaşamımın sonuna dek. Biliyorum; kim olmam gerektiğini ama yine de bir başkası olmayı dilediğimi. Biliyorum; bu dünyada herşeye ve herkese rağmen nefes almaktan başka bir çare olmadığını. Ve hepsinin sonunda, Edebiyatımı, kanımla sulamam gerektiğini; biliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Yasmeen Amina Olya - Mawlana~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8218790151382400923?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8218790151382400923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8218790151382400923&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8218790151382400923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8218790151382400923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/belki-umutsuzlugu-umut-kadar.html' title='Belki, umutsuzluğu umut kadar seviyorumdur.'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2313328285786634266</id><published>2010-10-19T20:15:00.002+03:00</published><updated>2010-10-19T20:17:02.001+03:00</updated><title type='text'>Çocuğun Rüyası</title><content type='html'>Bütün dünya bekleyebilir bu gece&lt;br /&gt;Bir çocuğun zihninde&lt;br /&gt;Ciddi bir zafer kazanmış gibi&lt;br /&gt;Hem de oyunda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleyebilir dünya&lt;br /&gt;Bizlerin uzağında&lt;br /&gt;Nefes alabilir bir kuru rüya&lt;br /&gt;Bir kuşun kanatları altında&lt;br /&gt;Beklesin bu gece dünya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes, hepimiz&lt;br /&gt;Dünyanın uykusunda,&lt;br /&gt;Huzurunu aslında&lt;br /&gt;Bir savaşın kollarıyla,&lt;br /&gt;Sarıp sarmaladığını hatırlayarak&lt;br /&gt;Dalalım uykuya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük olmanın &lt;br /&gt;Bir çocuk olmak gibi&lt;br /&gt;Heyecan verici olduğunu anlatarak&lt;br /&gt;Ama bir yandan da büyük olmaktan utanarak&lt;br /&gt;Yatalım uykuya bu gece&lt;br /&gt;Çünkü tüm zalimler bu gece uykuda&lt;br /&gt;Bir çocuğun altından rüyasında&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2313328285786634266?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2313328285786634266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2313328285786634266&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2313328285786634266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2313328285786634266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/cocugun-ruyas.html' title='Çocuğun Rüyası'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6820086191587072131</id><published>2010-10-17T19:48:00.001+03:00</published><updated>2010-10-17T19:51:25.424+03:00</updated><title type='text'>Diyaloglar 1</title><content type='html'>A-Sık Sık intiharı düşünür müsün?&lt;br /&gt;B-Evet. &lt;br /&gt;A-Neden?&lt;br /&gt;B-Benim de kendime göre nedenlerim var.&lt;br /&gt;A-Yine deneyeceksin yani?&lt;br /&gt;B-Ölene kadar, evet!&lt;br /&gt;A-Şimdi seni tutan ne?&lt;br /&gt;B-En güzel intiharı düşlüyorum. &lt;br /&gt;A-Ya gerçekleştiremezsen? &lt;br /&gt;B-Yine de denemeye değer.&lt;br /&gt;A-Yaşama neden dönmüyorsun?&lt;br /&gt;B-Yaşam dediğin şey, senin gibilerle dolu. &lt;br /&gt;A-Ne gibilerle?&lt;br /&gt;B-Ahmaklığını akıllılık sayan zavallılarla!&lt;br /&gt;A-Neden hepimizi aynı kefeye koyuyorsun?&lt;br /&gt;B-Hepiniz aynı pislikten çıktınız da ondan. &lt;br /&gt;A-Bu dünyada sevdiğin bir şey yok mu?&lt;br /&gt;B-Elbette var ama bunu size söylemem asla. Çünkü benimle birlikte sevdiklerime tutunup onları da çürütürsünüz siz!&lt;br /&gt;A-Neden böyle öfkelisin?&lt;br /&gt;B-Bu sonradan kazandığım bir şey değil. Her zaman böyleydim. &lt;br /&gt;A-Bunu değiştirmeyi düşündün mü hiç?&lt;br /&gt;B-Yanlış olan ben değilim. Bütün dünya!&lt;br /&gt;A-Nasıl bu kadar eminsin? &lt;br /&gt;B-Eğer ben yanlış olsaydım, sizin gibi erdemsizlikleri kabul edebilecek çürümüş bir vicdanım da olurdu. &lt;br /&gt;A-Vicdan ha!&lt;br /&gt;B-Evet, bizi insan yapan vicdan.&lt;br /&gt;A-Ölümüne ne diyecek vicdanın? &lt;br /&gt;B-Ben öldüğümde susmuş olacak. &lt;br /&gt;A-Bu kadar basit mi yani?&lt;br /&gt;B-Her zaman bu kadar basitti. Yalnızca siz insanoğlu hayatınızın ne kadar değersiz ve kırılgan olduğunu kabul etmek istemediniz.&lt;br /&gt;A-Her şeyi çözdün mü yani?&lt;br /&gt;B-Her şeyi çözmeyi dilemiyorum. Artık çözmek istemiyorum. &lt;br /&gt;A-Herşeyi bildiğini mi zannediyorsun?&lt;br /&gt;B-Herşeyi bilemeyeceğimizi farkettiğimden beri, anlamaya çalışmayı bıraktım. &lt;br /&gt;A-Neden bu kadar umutsuzsun?&lt;br /&gt;B-Umut beni sinirlendiriyor. Sizin değişebileceğinizi düşünmek veya umut etmek çok aptalca. &lt;br /&gt;A-Akıllıca olan ne peki?&lt;br /&gt;B-Bütün bir insanoğlunun topyekün yok oluşunu dilemek!&lt;br /&gt;A-Ya masum insanlar?&lt;br /&gt;B-Ben dahil hiç kimse ama hiç kimse, masum değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Xasthur - The Funeral of Being~&lt;br /&gt;Angra Mainyu - Gedanken(Instrumental)~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6820086191587072131?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6820086191587072131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6820086191587072131&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6820086191587072131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6820086191587072131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/diyaloglar-1.html' title='Diyaloglar 1'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6195918694953166069</id><published>2010-10-15T20:19:00.003+03:00</published><updated>2010-10-15T22:41:51.905+03:00</updated><title type='text'>Duvarların Ardında</title><content type='html'>Birilerinin canı, &lt;br /&gt;Çekmiş ya şiir. &lt;br /&gt;Her yazarın&lt;br /&gt;doğma ve de büyüme&lt;br /&gt;şair olduğunu söyleyen&lt;br /&gt;bir şairin üstüne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ediyorum ki artık&lt;br /&gt;Kendi ilanımı sizlere&lt;br /&gt;Benim&lt;br /&gt;Bir şair&lt;br /&gt;Evet, &lt;br /&gt;Bir şair olabileceğimi&lt;br /&gt;satırlarda&lt;br /&gt;uyumu uyumsuzlukla buluşturabileceğimi&lt;br /&gt;iddia edenler var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana diyorlarmış&lt;br /&gt;Bir Şair! &lt;br /&gt;Peh! &lt;br /&gt;Ne de büyük söz ya! &lt;br /&gt;Sözüne pek dolgun hah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar, &lt;br /&gt;bugünün asla gelmeyeceğini&lt;br /&gt;düşleyerek&lt;br /&gt;yatmıştım geceye&lt;br /&gt;Suskun nefeslerimle&lt;br /&gt;demiştim kendime,&lt;br /&gt;olmaz benden asla&lt;br /&gt;şair bir tane...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demiştim ya,&lt;br /&gt;Canı çekmiş birilerinin&lt;br /&gt;canına kıyamadığım biri nefesin&lt;br /&gt;dedi bana, sen yaparsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de diyorum ki, &lt;br /&gt;yok içimde! &lt;br /&gt;Olmaz benden asla &lt;br /&gt;şair, &lt;br /&gt;hem de bir tane! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açım dedi ses&lt;br /&gt;Döndüm ki yok&lt;br /&gt;Açız dedi sesler&lt;br /&gt;Gördüm ki &lt;br /&gt;Kalbi sızlayan çok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benmişim yani&lt;br /&gt;kendi sorularımın&lt;br /&gt;uzakta aradığım cevabı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarlar&lt;br /&gt;Yıkmak istediğim sınırlar onlar&lt;br /&gt;Burada değil&lt;br /&gt;Hepsi sarıyorlar&lt;br /&gt;Her bir soruda&lt;br /&gt;Bir kez daha &lt;br /&gt;yüzüme çarpıyorlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarların ardına sığmayan bir yerde, &lt;br /&gt;Keşke,&lt;br /&gt;Bir köyün rüzgarı olsam.&lt;br /&gt;Yemek kokusunu alıp&lt;br /&gt;Mutlu gülüşlere dağıtsam.&lt;br /&gt;Keşke bir damla su olsam&lt;br /&gt;Onun duruluğunda&lt;br /&gt;sakince su-s-s-a-m...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6195918694953166069?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6195918694953166069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6195918694953166069&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6195918694953166069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6195918694953166069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/duvarlarn-ardnda.html' title='Duvarların Ardında'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2813080747734929341</id><published>2010-10-09T23:52:00.001+03:00</published><updated>2010-10-10T17:30:59.457+03:00</updated><title type='text'>Gündüzden Geceye</title><content type='html'>Gece, &lt;br /&gt;Hüzne doğar. &lt;br /&gt;Güneş nasıl aydınlatırsa yüzleri, &lt;br /&gt;Karanlıklar da&lt;br /&gt;Sarar geceleri, &lt;br /&gt;Sahipsiz umutları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün dönünce&lt;br /&gt;Hayat nasıl gürültüyle dolarsa&lt;br /&gt;Gece, yalnızca duyulur nefesler&lt;br /&gt;gerçekleştirilmemek üzere verilmiş tüm sözler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraflar ve itirazlar vardır &lt;br /&gt;Gecede... &lt;br /&gt;İntikam gündüzü kirletince, &lt;br /&gt;intihar geceden akar gelir &lt;br /&gt;damar damar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağıtlar gündüzün getirilir dile&lt;br /&gt;gece saklar göz yaşlarının ardına,&lt;br /&gt;sahibinden utanan çığlıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceye dönmek ister &lt;br /&gt;bir kalbi kara&lt;br /&gt;aklı bozuk&lt;br /&gt;gönlü yırtık&lt;br /&gt;deli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüze küser&lt;br /&gt;umutlarını sahiplenemeyen&lt;br /&gt;çığlıkları susturulmuş kişi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2813080747734929341?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2813080747734929341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2813080747734929341&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2813080747734929341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2813080747734929341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/gunduzden-geceye.html' title='Gündüzden Geceye'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5532747008032431322</id><published>2010-10-08T12:56:00.002+03:00</published><updated>2010-10-08T15:23:46.476+03:00</updated><title type='text'>Gölge</title><content type='html'>Virginia Woolf'un şu sözleri beni düşünmeye itti: "Ama size anlatabilmek için, size yaşamımı verebilmek için, bir öykü uydurmalıyım -ve öylesine çok, öylesine çok öykü var ki- çocukluk öyküleri, okul, aşk, evlilik, ölüm falan filan öyküleri, hiçbiri de gerçek değil bunların. yine de çocuklar gibi öyküler anlatırız birbirimize, onları süslemek için gülünç, süslü, püslü, hoş tümceler kurarız. nasıl da bıktım usandım öykülerden, nasıl da bıktım usandım aşağılara inerek tüm ayakları yere basan tümcelerden!" ('Dalgalar' romanından alıntı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmak istemiyorum artık. Hayatıma dair tek bir şey söylemek istemiyorum. Başı 'ben' olan hiçbir cümle kurmak istemiyorum. Artık kendimi düşünmek istemiyorum. Kendiliğimi oluşturanları anlamaya çalışmak ve anlatmak da istemiyorum. Çünkü size ancak ve ancak ne yaşadığımı anlatabilirim. Olayları tek tek sıralayabilirim. Evet, bunu yapabilirim. Ama ne kadar acı çektiğimi asla size anlatamam. Neler hissettiğimi, ne kadar da üşüdüğümü veya kötü olduğumu, neleri kaybedeceğimi gördüğümü ve neleri kaybetmeyi göze aldığımı, artık neden bir mülksüz olmaya karar verişimi anlatamam sizlere. Çünkü sizler o acıları yaşamadınız. Sizler, benim yaşadığım acılar sonucunda ulaştığım bilgeliğin ışıldayan kısımlarını koparıp alıyorsunuz benden. Ama ben onların ışıldaması için, yüzeye çıkartana kadar düşünen, gerektiğinde şelalerle çarpışan ve kayaları parçalayan, sonucunda size kazandıklarını bir bardak duru su olarak sunan, bir savaşçıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorsunuz. Delirmek ne demek. Hiçbiriniz bilmiyorsunuz, ölmek ne demek... Bunu yaşamadan bilemeyeceksiniz. Sadece merak edeceksiniz. Anlatılan hikayenin ne diyeceğini, nereye gideceğini. Oturduğunuz yerden, size fısıldanan herşey ilginç gelecek. Çünkü asla hayatınız tehlikeye girmeyecek. Kendinizi öğrendikleriniz sonucunda yok etmeyi asla dilemeyeceksiniz. Gördükleriniz yapışıp kalmayacak etinize. Bildikleriniz saplanmayacak zihninize. Bu sayfa kapandığında, ben de öleceğim. Diyeceklerim susacak ve sonlanacak tüm acılar. Gerideki bir figür olacağım, hayatın karmaşına renk katan. Ve anmayacaksınız beni; bir yerlerde çığlıklarında boğulan bu kara gölgeyi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5532747008032431322?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5532747008032431322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5532747008032431322&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5532747008032431322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5532747008032431322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/golge.html' title='Gölge'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3258572600692174529</id><published>2010-10-01T16:11:00.000+03:00</published><updated>2010-10-01T16:11:53.363+03:00</updated><title type='text'>"Yaşamak mı yoksa yazmak mı?"</title><content type='html'>Bazı şarkılar vardır. İnsanı gelip bulmamalıdır. Ama bulmuştur bir kere. Ve insan o şarkıyı asla ve asla bırakamaz. Her dinlediğinde hayatına dair bir başka perdeyi aralar ve bir aydınlanma yaşar. Bu şarkı öyle bir şarkı. İçimde olup bitenleri hatırlamama ve unutmama, artık o an hangisini yapmam gerekiyorsa hayatta kalmak için, yardım eden bir şarkı. Şu anda unutmam gerekenler hatırlamam gerekenlerle karışıyor. Ben aslında ben olamadığım üzerine şüpheye düşüyorum. Kararsızım. Kim olmalıyım, kendimi nasıl hissetmeliyim ya da hissetmeli miyim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şundan artık kesinlikle eminim ki, ben yumuşak bir insan değilim. Hayatın bana çektirdiklerinden sonra bir daha asla yumuşak bir doğaya sahip olmayacağım. Ve asla da olmamıştım. En dramatik ve acı anların gösterişli ve mağrur bir oyuncusundan başka bir şey değilim. Aslında tek başına ne kadar da gösterişsizim. Yaşadıklarım olmasa, karanlık bir odadan farksız olacaktı gözlerim. Düşündüklerim olmasa hissettiklerim beni düşürecekti varoluşun içine katlanan dehlizlerine. Ve bir daha asla düzelmeyen o dehlizlerde, çığlıklarımdan başka kendimi ifade etmemin hiçbir yolunu bulamayacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyata küstüğüm yıllarda, yaklaşık 6 sene sürdü sanırım, unutmayı diledim. Elimdekinin ne olduğunu. Bildiğimi ve gördüğümü. Kim olduğumu... Unutmak zorunda bırakılmıştım. Ve belki de kendime küsmüştüm aslında, yazdıklarım asla istediğim gibi olmadığı, olamadığı için. Şimdi, susmuyor zihnim. Durmuyor yazacaklarım. İçimde kalmıyorlar veya kalamıyorlar. Düşünceler mi beni kavrıyor yoksa ben mi düşüncelerime teslim oldum bilmiyorum. Belki artık düşünce olmaktan başka bir çarem yoktur bu yaşamda. Belki de yalnızca düşünmek için geldim bu bedene. Her nefesimin yanı başında bir soru uzanıyor. Zihnimin sustuğu gün, yok olacakmışım gibi. Sanki bırakırsam düşünmeyi, dünya bitecek ve ben öleceğim. Ve belki de bir ölüyüm asla ağzını açmaması gereken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satırlarımın arasında ruhlar dolaşıyor. Bana görünen ve beni delirten ruhlar. Bana kendi bildiklerini aktarıyorlar. Sizlere anlatmam için herkes ama herkes hikayesini durmamacasına bana fısıldıyor. Her taşın altında bir hikaye, her rüzgarda bir başka şarkı yankılanıyor. Artık kendimi yaşamıyorum. Kurmaktan ve hayal etmekten, gündelik hayatıma dönemiyorum. Edebiyat beni ele geçiriyor. Yorgunum. O'na yorgun olduğumu söylüyorum, bağıra bağıra. Sus, diyorum artık. Suus!!! Ama düşüncelerim susmuyor. Ve artık kendim için sorabileceğim en büyük soruyu soruyorum var gücümle; yaşamak mı yoksa yazmak mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarak sizlere acı veriyorum. Yazmak da bana acı veriyor. Bu denklem böylesine açık ve net işte. Yazmak beni ben yapıyor. Ve yazmak beni ben olmaktan, varsa bir ben'im onu yaşamaktan alıkoyuyor. Artık sorular birbirine benzemeye başladı. Sanki her soru aynı şeyi soruyor gibi. Dildeki her söz sanki aynı. Tek birşeyi ifade ediyorlar benim için; sonsuza kadar konuşmak ve onları çeşitli kombinasyonlarda sıralamak zorunda olduğumu. O nedenle cevabını bildiğim bu soruyu yinelemek gerekiyor şimdi, çünkü kim olduğumu artık biliyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaşamak mı yoksa yazmak mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Zbigniew Preisner - Van Den Budenmayer - Concerto En Mi Mineur (La Double Vie De Veronique)~ &lt;br /&gt;Zbigniew Preisner - Song For The Unification of Europe~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3258572600692174529?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3258572600692174529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3258572600692174529&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3258572600692174529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3258572600692174529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/10/yasamak-m-yoksa-yazmak-m.html' title='&quot;Yaşamak mı yoksa yazmak mı?&quot;'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3710597608747070497</id><published>2010-09-27T10:22:00.003+03:00</published><updated>2010-09-27T13:23:43.163+03:00</updated><title type='text'>Aramak ve Bulmak</title><content type='html'>Ancak yeteri kadar acı çektiğinde yazı yazabilirsin. O acıları dönüştürürsün zihninde. Gerçek bir sanatçının sanatı ancak safrasından çıkanlarla şekillenir. Bunun dışında bir yerde sanat yapılabileceğini sananlar yanılır. Çünkü bu dünyada var olan ve olabilecek olan tek bir hikaye vardır. Bu hikayenin dışında yaşamaksa imkansızdır. Hepimiz kendiliğimizle o koca hikayenin bir parçasıyız. Aslında bunu farketmek beni ve diğerlerini sıkıcı kılıyor gözümde. Çünkü, asla kaçamayacağımız bir hikayenin figüranları olarak, aslında ne kadar da değersiziz. Minicik bir noktadan farksız, oturuyoruz ve kocaman karmaşık bir yapı olduğumuz konusunda ısrar edip, küçük bir nokta olduğumuzu saklamaya çalışıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoruldum insan olmaktan. Yoruldum düşünmekten. Evet, zihnim bugünlerde düşünmemeyi diliyor. Unutmayı. Bildiklerimi unutursam kurtulacağım sanki. Bir başka ben çıkacak karşıma. Elini uzatacak bana ve diyecek, unut artık sana öğrettiklerini, gel çekilelim derinliğimize. Düşüncelerin ve duyguların yalnızca saf bir kavram olduğu kıpırtısız diyara gidelim. Ve ben, elimi uzatsam da aklım arkamda kalacak. Sanki arkamda bırakacağım dünyada düşünmeye ve hatırlanmaya değer bir şey varmış gibi, her zaman geride bırakacağım hayatım üzerine düşüneceğim. E demiştim ya, sebebini daha önce. Tek bir hikayenin içinde yaşıyoruz. Bu tüm insanlığın hikayesi. Pislik ve şehvetle dolu. Kokusu insanların kusmuk ve terinden ileri geliyor. Gerisi ise kandırmaca. Tüm güzellikler insanın dışından kaynaklanıyor. Biz güzel olamayız. Hepimiz aynı hikayedeki pisliklerin müsebbibiyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi severim normalde. Çünkü prensiplerime ve erdemlere bağlıyımdır. Her zaman adaletli olanı istemişimdir. Bunda da asla bir değişiklik olmamıştır. Ancak insanlığın çatısı altında, tüm erdemlere rağmen insan olmanın getirdiği pisliklerin de sahibi olmak beni sinirlendiriyor. Tiksiniyorum insan olmaktan. Kafamın düşünebileceği saçmalıklardan. Zihnimde benim olmayan ve bana yakışmayan herşeyden nefret ediyorum. Bunları kafama sokanları tek tek avlayıp yok etmek istiyorum. Ama bu çok büyük bir av olurdu o zaman. Çünkü bildiğim, tanıdığım ve gördüğüm herkes ama herkes bu pisliğin bir parçası. O pislikten payına düşeni taşıyor gözlerinde. Aptallıkları parlıyor yüzlerinde. Gözlerim kamaşıyor böylesi bir aptallık karşısında. Dimağım tutuluyor saçmanın sınırlarında. İnanamıyorum bazen, insanoğlunun akıldan yoksun haraketlerine. Diyorum ki, eğer tüm insanlık bu kadar zeka yoksunuysa, ben neyim? Neden onların sahip olmadıklarının bilincindeyim? Ve sahip oldukları pislikleri içimden reddeden kim? Ben kimim? İnsan olmayı dilemiyorsam ya da onlar gibi bir insan olmamak için çabalıyorsam, ben ne olacağım ve kim olmaya çalışacağım? Artık bulmalıyım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Dark Sanctuary - Night Rain~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3710597608747070497?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3710597608747070497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3710597608747070497&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3710597608747070497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3710597608747070497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/09/aramak-ve-bulmak.html' title='Aramak ve Bulmak'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4201032946746521126</id><published>2010-09-22T14:38:00.002+03:00</published><updated>2010-09-27T09:37:32.214+03:00</updated><title type='text'>Kaybetmek</title><content type='html'>Sessizliğin ardından, gelen uğultuya kulak kesilin. Dinleyin bakalım, bulutların lakırdısını. Ne diyorlar, neyi soruyorlar sizlere? Peki ya yağmur? O ne için ağıt yakacak az sonra, hiç düşündünüz mü bunu? Az sonra bir savaş çıkacak. Ve eğer bir savaş varsa gerçekleşecek olan, bu insanlığın en büyük savaşı olacak. Çünkü, daha azı hiçbir kimseyi kurtarmayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha düşünün. Elinizde tuttuklarınızın ne demek olduğunu. Bir kez daha bakın arkanıza. Kimler geliyor, kimler çoktan gitmiş... Bir sorun kendinize, en son kime mektup yazmak geldi içinizden. Bakın bakalım yüreğinize, yaraların yanında kaç tane sıcak bir sevgi yeşermiş. Sayılar ne kadar da zalim değil mi? Hiçbirisi sizi mutlu edecek bir şey söylemedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizde bir şey yok demek ki. Hiçbir şeyiniz yok. Artık düşünceleriniz yalnızca öfkeden bir ses. Ama manası ve derinliği yok. Başkalaştığınız bu yaşamda, kendinizi bir daha asla bulamayacağınızı hiç farkettiniz mi? Sizi tanıyan herkes, sizden bir parça koparıp götürecek ve geri yerine de bir şey koymayacak. Parça parça kaybedeceksiniz güzelliklerinizi. Ta ki acılarına gülmekten başka çaresi olmayan bir kuru kafa olana dek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4201032946746521126?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4201032946746521126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4201032946746521126&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4201032946746521126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4201032946746521126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/09/kaybetmek.html' title='Kaybetmek'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8180241546104625709</id><published>2010-09-15T22:53:00.002+03:00</published><updated>2010-09-15T22:58:44.037+03:00</updated><title type='text'>Düşünün</title><content type='html'>Hava soğuyor sonunda. Düşüncelerim buharlaşmadan kalacak artık zihnimde. Hava  o kadar sıcaktı ki, bazen düşüncelerimin sıcakla birlikte buharlaşıp yok olduğunu hayal ediyordum. Ve hava soğuduğuna, havada hafif bir yağmur kokusu ile birlikte rüzgarın serinliğini getirdiğine göre, artık sokaklar ıssız kalacaktır, kalmalıdır. Çünkü sokaklarımda, ıssızlığı adımlamak istediğim o sokaklarda artık yalnız olmak istiyorum. Artık önüme birileri çıkmasın, gözlerim bir bakışla karşılaşmasın istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın ortası da aslında sokakların ıssızlığı konusunda oldukça iyiydi. Çünkü sıcaktan kimse dışarı çıkmıyordu. Ya da tatile gitmişlerdi. Keşke dönmeselerdi. Şehri ve adım adım deneyimlediğim o sokakları yalnızca kedilerle bana bıraksalardı. Kuşlar uçsaydı, sarmaşıklarla dolsaydı balkonlar, taşsaydı binalardan... Keşke doğa yiyip yutsaydı bu yaz şehirleri. İnsanoğlu bir daha uyanmamak üzere yok olsaydı keşke...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım ıssızlığı çok sevmem nedeniyle filmlerdeki boş, insansız kareleri beğeniyorum. Ufukları kadrajına sokan, rüzgarı ve gökyüzünü kendi halindeki karesine sığdıran filmleri seviyorum. İnsanı ve onun sıkıcı hikayesini değil, doğayı ve onun huzur veren hikayesini anlatan filmleri seviyorum. Sessizliği ve karanlığı doyasıya yaşatan filmleri izlemek istiyorum. Gözlerim sessizliğe kulaklarım da karanlığa doysun istiyorum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan da Nietzsche'nin bir sözünü hatırlatmak da fayda var sanırım: "İnsanların kulaklarıyla görmeleri için gözlerini mi patlatmak lazım?" Gerçekten soralım bunu, artık gerçekliğin farklı boyutlardaki varlığını insanların anlaması için bir başka şeyini elinden almak mı gerekir. Aptal insanoğlu! Modern kabızlar! Doğadan ayrı düşmüş benim gibi romantik bir sürgünün çektiği acı sonucunda size söyleyeceği her ama her sövgü yetersiz kalacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke bildiğim tek bir kelime, modern insanın yüzeyselliğini ve aptallığını yeterince dile getirebilseydi. Böylece onlara küfür etmek için sayfalarca yazmak zorunda kalmazdım. Tabii, bir yandan da o kelimeyi kaldıracak bir dilimin olması gerekirdi. Çünkü kabız modern insanın pisliklerini tek başına taşıyacak bir kelime çok cesur ve sağlam olmalıdır. Bunu diline alacak kişi de aynı şekilde cesaret ve sağlamlıkla önceden sınanmalıdır. Sınanmalıdır ki, böylece diline almadan önce o tek sözcüğü, o kadar pisliğe ve çirkefliğe dayanabileceği anlaşılsın. Ve böylece hiç kimse insanoğluna sövmek için telef edilmemiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan insan cicili bicili bir paketin içindeki boktur, dışarıdan güzel görünse de içi açıldığında bok olduğu ortaya çıkacaktır. Sıradan ve sıkıcı modern insan... Yok olması için tüm varlığımı harcayabilecek kadar nefret ettiğim, artık tek tek olaylarını sayıp dökmekte zorlandığım, şahit oldukça tiksinmekten yorulduğum modern kabızlar. Kafası çalışmaz, kalbi hissetmez. Ne işe yarar peki? Tabii ki tüketmek! Kendileri de tükenesiceler. O kadar hayvan türü tükenene kadar, insanın soyu tükense ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar nefretten dolayı, son günlerde mükemmel bir muhayyilenin içinde sarsılıyor zihnim. Bütün hamile kadınları koca kıyma makinelerinin başına oturttuğumu ve doğum yaptıkları anda bebekleri ile birlikte göbek bağının kopmaması nedeniyle kendilerinin de kıyma makinesine düştüğünü hayal ediyorum. Sonrası malum, taze kıymaya dönüşen onca insan ve bebeği, hayvanların karnını doyurmak için bir besin kaynağı olarak kullanıyorum. Bunu düşünmek içimi rahatlatıyor. Çünkü insanlar kadar çocuklarından da nefret ediyorum. Ailelerinin iğrençliklerini ve korkularını miras alan bu sakatlanmış çocukların yaşamda kalmaları bence bu güzel dünyaya bir hakarettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme koşmalı insanoğlu. Kendi ölümüne koşmalı. Zaten anlamsızlıktan geberen modern kabızların hayatı ölüme adım adım gitmek olarak algılaması boşuna değildir. Çünkü mana üretecek bir beyinleri, bir şeyleri sezecek kalpleri yoktur. Daha doğarken annelerinin parlak hediye paketlerine sarılmış ama özünde bok olan genlerini almaktadırlar. Bu nedenle doğan her çocuk bir hatadır aslında. Zaten doğumları da anne ve babalarının sıkıcı hayatlarını renklendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Kimse bana çocuk sevgisinden bahsetmesin. Sıçarım sevginize de çocuğunuza da. Çocuk, insanların olmamışlıklarını devam ettirmek ve sıkıcılıklarını unutmak için sığındıkları bir et parçasıdır. Bunca telaş, endişe ve duygu sömürüsü yüklenmiş birinin, sağlıklı olarak yetişip de akıllıca bir şeyler yapacağını falan mı sanıyorsunuz? Güldürmeyin beni! Sakatlanmış zihinlerinizi yoklayın bakalım. İçinizde hissettiğiniz kimin korkuları? Fikrim diye sahip çıktıklarınız kimlerin fikirleri bakalım? İyice düşünün...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8180241546104625709?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8180241546104625709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8180241546104625709&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8180241546104625709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8180241546104625709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/09/dusunun.html' title='Düşünün'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4176311565000876130</id><published>2010-09-08T22:44:00.002+03:00</published><updated>2010-09-08T22:51:14.209+03:00</updated><title type='text'>Bir Kaç Tespit</title><content type='html'>Herşeyi anlamamın ve anlatabilmemin 29 senemi almış olması ne kadar da acı aslında. Belki de şöyle söylemeliyim, arı bir görüş ve temiz bir dile ulaşmam bu kadar çok senemi aldı. Ve ben farkettim ki, bir insanın yetişmesi gerçekten ama gerçekten çok zor. Armut değiliz ki, güneş ve suyla büyüyelim. O kadar çok şey gerekiyor ki bir insanın yetişmesi için... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün ilginç bir farkındalık yaşadım. İnsanlar herşeyi bana soruyorlar. Benim fikrimi öğrenmek istedikleri kadar, benim hakikatlari dile getirebileceğime güvenleri olduğundan sanırım, bana herşeyi ama herşeyi soruyorlar. Entelektüel bir konu olmasa da olur. Her hangi bir şey üstüne saçma bir şey bile olur. Biliyorlar ki, ben sordukları şey üzerine kafa yormuşumdur önceden mutlaka. Çünkü kafam asla rahat durmaz. Çay içerken de, çayı bu halde içmemizi sağlayan kültürün ön koşulları neydi? diye soruyordum kendime. Hayır sandığınız gibi rahatsız değilim bu durumdan. Farkındalık bana acı verdiği kadar haz da veriyor. Çünkü bilmeseydim ve anlamasaydım, kendi cevaplarımı bulamasaydım, asla kendim olacak bir yol bulamazdım. Bu beni daha da mutsuz ederdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok kişinin istemli veya istemsiz akıl hocasına dönüşmüşüm. Farkında olmadan herkese, tabi bana sorduklarında, neyi nasıl daha doğru yapacaklarını söyler olmuşum. Ben ne zaman kazandım böylesine bir gücü ve bilgeliği? Hangi ara insanlar her dediğime güvenir ve inanır olmuş. Ben nasıl bir çok şeyi bilir hale gelmişim. Hangi ara farketmişim ve farkındalığımın bedelini ağır ama çok ağır ödemişim? Zaman ne çabuk geçmiş ben öğrenmek için kafa patlatırken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmemek... Farketmemek... Bu bana hakaret gibi geliyor. Hem de hakaretlerin en ağırı. Bilmeseydim diye hayal bile edemiyorum. Herşeyi bildiğimi düşündüğümden söylemiyorum bunu. Sadece bildiklerimi bilmeseydim, eksik hissederdim kendimi. Onca şeyi düşünmüş ve anlamamamış olmak. Beni o kadar çok şey okuyup da, egosunu cilalamaktan veya büyütmekten başka hiçbir şey yapmamış kasıntı ve kabız insanlarla aynı kefeye koyardı. Evet, kesinlikle hakaret olurdu anlamamak. Aslında anlamamak hissedememek demektir. Bu da aklınla duygularını paralel kullanmadığın anlamına gelir. Sanırım, böyle bir zihinde, yani aklını duygularıyla işbirliği içinde kullanmayan bir zihinde ben çok mutsuz olurdum. Bir yanım hep eksik kalırdı ve sığınacak bir kucak arardım. Ama şimdi duygularım aklıma aklım da duygularıma yardım ediyor. Bu da insanlara ihtiyaç duymama engel oluyor. Tabi bütün ihtiyacımı karşılamıyor ama beni bildiğim, okuduğum ve tanıdığım herkesin içinde en güçlü insan yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklanmayın. Son dönemde kullanmaya başladığım 3 paragraflık yazı stilini aşacağım bu yazıda. Daha uzun yazacağım. Çünkü farkettim ki, daha uzun yazmamı istiyorsunuz. Yetmiyor bir kaç satır. Daha fazla düşünce filizi içinize girsin ve sizi beslesin istiyorsunuz. Bu nedenle teşekkür ediyorum hepinize. Çünkü beni okuyan herkesin yüreği zarif, aklı da bayağı karışık. Aynı benimkisi gibi. Bu karışıklıktan ve toz bulutundan asla kurtulamayacağız. Buna eminim. Ama yüreğimiz zarafetiyle incinmeye devam edecek bu toplum modelinde. O nedenle nefret doluyuz herkese. Bizim inceliğimizi göremeyen herkese, öfkeyle bakıyoruz. Bizim onların düşüncelerini anladığımızı ama kabul etmediğimizi anlamıyorlar. Onları mutsuzluklarından kurtaracak bir yol önerebileceğimize inanmıyorlar. İnsanlar artık birbirine inanmayı ve güvenmeyi bırakmış. Sanırım bu durum hepimizi yalnızlaştırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikayetler dile getirdim bu yazıda. Bolca şikayet ve tespit. Bu beni nasıl bir konuma soktu şimdi? Ben kimim size göre? Sizin için hangi ihtiyacınızı karşılayan bir sestir, bütün bunları dile getiren? Evet söyleyin bakalım, ben sizin için kimim? Arkanızı döndüğünüzde sonuna kadar güveneceğiniz bir savaşçı mı, yoksa yalnızlığının içinden yalnızca doğru bildiklerini söylemeye yazgılı karanlık bir gölge mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4176311565000876130?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4176311565000876130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4176311565000876130&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4176311565000876130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4176311565000876130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/09/bir-kac-tespit.html' title='Bir Kaç Tespit'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6672785240020708082</id><published>2010-09-02T14:14:00.001+03:00</published><updated>2010-09-02T14:16:13.396+03:00</updated><title type='text'>Bugün size bir hikaye anlatacağım!</title><content type='html'>Bugün size bir hikaye anlatacağım. Ama bu hikaye kafamda kurguladığım bir şey değil. Yaşadığım bir şey. Benim hikayemi anlatacağım size. Aslında dışına bir adım bile çıkmayı başaramadığım kendi hikayemi dile getireceğim, gücüm yettiğince. Ve söyleyeceğim herşey, her zaman söylediklerimden hiçbir fark taşımayacak. Çünkü insan bu dünyada yalnız ve yalnız kendi hikayesini yaşamaya ve anlatmaya yazgılıdır. Hiç birimiz ama hiç birimiz kaçamayız kendi oluşumuzdan, olmaklığımızdan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün size kendi hikayemi anlatacağım. Acılarımın dışında mutluluklara şüpheyle baktığım anlarda, kendimi ne gibi görüyordum? Mutluluğu reddeden ben miydim yani? Huzurun şefkatli kollarında uzanan ben! Şimdi, mutluyum ama bir yandan da değilim. Bunu sorgulayacağım... Kendi adıma elde ettiklerimden tatmin oluyorum belki, ama büyük ölçekte insanlığın elindekilerinden mutsuzum. Bu acı geçmeyecek işte. Ben kendimi çekip alamayacağım sorumlukların altında ezilmekten. Ben hepinizin yükünü, sizlerin trajedilerini görüp ağlayacağım, haberiniz olmadan. İşte benim hikayem bu! Sizleri gören, bilen ve anlatan olmak. Kendi adıma sorumluluğumu taşımak için, her zaman çabalamak... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim trajedim bu belki. Dünyadaki çamura bulanmış tüm güzellikleri çekip çıkarmak. Benim hikayem burada yatıyor işte. Çürümüşlüğe teslim olmuş insan oğluna aslında bir zamanlar güzel olduğunu hatırlatmakta... Elindekilere burun çeviren, hep daha fazlası için çabalayan aç gözlü bir canavara dönüşmüş, bir zamanların eşref-i mahlukatına, taşıdığı ruhun derinliklerini anlatmak benim görevim. Payıma düşenler çok fazla aslında. Yalnızca zaman az... Memnun olmadığım tek konu bu. Ne yaparsam yapayım, bildiğim herşeyi sizlere anlatmaya, trajedinin bütün perdelerini yazıp, koca bir insanlık tarihinin haritasını çıkarmaya vaktim yetmeyecek asla. İşte benim trajedim bu. Bildiklerimi sizlere aktarma telaşı içinde, söylediklerimden daha fazlasını tek başıma omuzlarımda taşımak! Benim hikayem işte burada, insanlığın en eski ve en yeni dertleriyle kıvranan bir ben'in; yalnızlığımın yanı başında uzanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Morphia- Fading Beauty~&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6672785240020708082?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6672785240020708082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6672785240020708082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6672785240020708082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6672785240020708082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/09/bugun-size-bir-hikaye-anlatacagm.html' title='Bugün size bir hikaye anlatacağım!'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5407318038835951867</id><published>2010-08-25T12:05:00.000+03:00</published><updated>2010-08-25T12:05:49.896+03:00</updated><title type='text'>Nefret edecek yeni bir şey var mı, bildiğiniz?</title><content type='html'>Biliyorum. Ne zamandır benden şöyle öfke dolu, okkalı bir yazı çıkmıyor. Aslında bunun çok büyük bir sebebi var. Hemen dile getireyim. Sanki hayatım günlük güneşlik, herşey yolunda gittiğinden mi sakin sukün yazılar yazıyorum; hayır! Son dönemde yazmış olduğum hikayeye tüm nefretimi döktüğüm ve var olan zehrimi akıttığım için, şu sıralar benden öfkeli bir şeyler duyamıyorsunuz. Çünkü söyleyeceğim nefret dolu sözleri, şimdilik diyebileceğim en güzel şekliyle o hikayeye yerleştirmiş bulunuyorum. Bir karakterin ağzından insanlığa dair bildiğim ve gördüğüm tüm çarpık şeyleri, bir adamın cayır cayır yanan zihninden sizlere aktarmaya çalıştım. Aslında başlangıçta iyi bir fikir gibi görünmüştü. Hala iyi bir fikir ancak, birazcık yorucuydu. Çünkü bir yazar tarafından kaleme alınan her yazı, yazarın eti ve kanıyla beslenir. Zihnimizdeki taşları dökeriz dilimizin ulaşabildiği en güzel ifadelerle. Aslında kendimizi unuturuz yazarken. En azından ben unutuyorum kim olduğumu, ne yaptığımı... Yalnızca yazının kendisine dönüşürüm. Oradaki insanın düşünceleri olurum, sözleri ve bazen de çığlıkları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikayenin bir çok yerinde acı çektim ve yerde kıvranırken buldum kendimi. Bütün bunları biliyor ve yazıyor olmak tüylerimi ürpertti. Bu farkındalık dimağımı dondurdu o an için. 'Ben ne yapıyorum?' diyordum kendime yazarken. Bittiğindeyse 'Ben ne yaptım böyle?' diye sordum. Neydi o yazdıklarım? Bu kadar şey mi birikmiş içimde? İnanılmaz bir deneyimdi deli adamın öyküsünü yazmak. Ve çok yorucuydu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar 'nefret' dolu bir anlatımdan sonra, aklıma nefret duyacak yeni bir şey gelmiyor şimdilerde. Çünkü bildiğim herşeyden nefret ettiğimi zaten itiraf ettim son hikayemle. Bundan sonrasında gidilecek olan durak nerededir? Gittiğimiz durakta yalnız ve yalnız Godot'yu beklemeye mi mecburuz? Godot gelecek ve çekip alacak bizi bu absürd dünyanın çapraşıklığından. Belki bir cennete götürecek, belki şimdikine benzeyen bir başka cehenneme. Ya da beklerken sorgularımızla Godot'un kendisi nefretin fikri olacak ve o fikir de zihnimizin cayır cayır yanmasına sebep olan cehennemin bir alameti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist &lt;br /&gt;Incarnia- Affinity&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5407318038835951867?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5407318038835951867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5407318038835951867&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5407318038835951867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5407318038835951867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/08/nefret-edecek-yeni-bir-sey-var-m.html' title='Nefret edecek yeni bir şey var mı, bildiğiniz?'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-5038030285993958316</id><published>2010-08-18T11:07:00.000+03:00</published><updated>2010-08-18T11:07:11.060+03:00</updated><title type='text'>Hüzün Aşıkları</title><content type='html'>Bir gün bir yerde, yağmurun altında durup da ıslanmayı tercih eden birini görürseniz; O kişi ben olabilirim, haberiniz olsun. Siz de gelip ıslanmak isterseniz benimle, itiraz edececeğimi pek sanmam. Çünkü yağmuru paylaşmak demek, hüznü paylaşmak demektir. Siz ve benim gibi hüzün aşıkları, öyle bir günde yağmurla buluşmayı kutlayacaksak birlikte, bundan daha güzel ne olabilir ki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atın bence şemsiyeleri. Onlar diğer insanlar gibi bizim de yağmurdan kaçmamızı öğütlüyor bizlere. Ama yağmur kaçılacak bir felaket değil, kucaklanacak bir dosttur. Bunu unuttuğumuz gün ruhumuz hüznün derin dehlizlerine sonsuza dek acı çekmek üzere hapsolur. Ama biz hüzün aşıkları, yağmura başka türlü bakarız. Her damlasındaki zarafete aşık olur, onların güzelliklerini anlatacak doğru bir kelime ararız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurlar gelsin dolsun içime. O serin hissi yeniden hissedeyim tenimde. Her damlasında ayrı bir incelik... Keşke yağmur ona olan aşkımı duysa. Ellerimden tutup beni gökyüzündeki krallığına çıkarsa. Damla damla dizilsek tüm dostlar. Dost kalmayı başarmış tüm gülüşler. Sonra ellerimizi açsak semaya, bu güzelliği görecek gözleri ve her damlayı tek tek sevecek yüreği bize verdiği için şükretsek güzelliğin tek sahibine. Sonra yağıp bir nehir olsak birlikte, hüzne doğru coşkuyla akan aşkın nehri olsak. Can versek susamış zihinlere ve bir nefes olsak doğayı dilinden düşürmeyen hüznün şefkatli aşıklarına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-5038030285993958316?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/5038030285993958316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=5038030285993958316&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5038030285993958316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/5038030285993958316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/08/huzun-asklar.html' title='Hüzün Aşıkları'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7834987678084595702</id><published>2010-08-15T21:56:00.002+03:00</published><updated>2010-08-31T16:33:44.776+03:00</updated><title type='text'>Parça Parça Düşünceler</title><content type='html'>1-Hiç bir şey değişmeyecek bizler için. Hep aynı ağrıya döneceğiz. Çözdüğümüzü zannetsek bile asla geçmeyecek bizi delip geçen şeyin izi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ulaşılmaz birinin ulaşılmaz bir düşü olmak isterdim. Ama gerçek değil, bir düş... Yalnızca hayal gücünün mükemmelliğinde nefes alsaydım mutlu olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Tüm sabahlarımı aynı hayata başlamak için harcıyorum. Bir sabah farklı bir hayata, farklı bir güne, farklı bir düşünceye uyansam! Pişmanlıklarımı bırakıp yalnızlığıma kaçsam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Yağmurları duysam içimde. Dokunsam onların serinliğine. Ferahlatsa biraz olsun yanan zihnimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İsyanımın altında ezilmemeliyim. Kendimi isyana dönüştürsem de, çığlığı atan hala benim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Karanlığa gömüldüğümüzde, tekrar ışığı düşünecek miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Yıllarca bir tek şarkıyı aradım aslında. Onu duymak için her sese kulak verdim. Aradığım içimdeki düşüncelerin ve duyguların hep bir ağızdan söylediği tek bir melodiydi. Parçalarını bir çok şarkıda buldum ama tamamı yalnızca benim içimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Düşünmek güzel şey. Düşünceler sis gibi, bu dünya ile olan bağlantımı koparıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Bir asiyim. Gencim. Bir romantiğim. Düşüncelerim biraz sallantıda. Dur bir dakika, genç olmak hem asi olmayı hem de duygu depremlerini zaten yanında getirmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Baharla umut koşup giriyorsa yüreklere, yazın ortasını da insan, o umutları unutmakla geçirmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Yalnızlığı bu kadar seviyorsam eğer, kendimi kendi içime gömmeyi bu kadar çok mu istiyorum demektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist &lt;br /&gt;Current 93 - When the May Rain Comes - A Sad Sadness Song&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7834987678084595702?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7834987678084595702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7834987678084595702&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7834987678084595702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7834987678084595702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/08/parca-parca-dusunceler.html' title='Parça Parça Düşünceler'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8189839786447265871</id><published>2010-08-11T11:22:00.002+03:00</published><updated>2010-08-11T11:24:42.967+03:00</updated><title type='text'>Kirpi ile Ay'ın Masalı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TGJd6cwY0kI/AAAAAAAAAG0/NmqANnzikeQ/s1600/38465751.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 126px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TGJd6cwY0kI/AAAAAAAAAG0/NmqANnzikeQ/s320/38465751.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504064953333109314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün bir Kirpi gök yüzünün sınırlarını merak etti. Her gün, geceye döndüğünde aynı tepeye gelip gök yüzünü izledi. Bir gün Ay çıkageldi. Kirpi ona "Sen kimsin?" dedi. Ay, "Ben Ay'ım. Aklını aydınlatmak için gönderildim" dedi. "Neden ki?" dedi küçük Kirpi. "Gök yüzünün sınırlarını merak etmemiş miydin?" diye sordu Ay. "Evet" dedi Kirpi heyecanla. "Gök yüzünün sahibi sana yardım etmem için beni yolladı." "Sınırları nerede gökyüzünün, sen oradan görebiliyor musun?" diye sordu Kirpi hemen. "Benim gözlerim yok, göremem." dedi Ay. "Peki sınırlar nerde, biliyor musun?" diye ısrarla sordu Kirpi. Ay mağrur cevap verdi Kirpi'ye: "Gök yüzünün sınırları ancak senin hayallerinin ulaşabileceği yerde..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8189839786447265871?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8189839786447265871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8189839786447265871&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8189839786447265871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8189839786447265871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/08/kirpi-ile-ayn-masal.html' title='Kirpi ile Ay&apos;ın Masalı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/TGJd6cwY0kI/AAAAAAAAAG0/NmqANnzikeQ/s72-c/38465751.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1379382061193012150</id><published>2010-08-09T21:54:00.011+03:00</published><updated>2010-08-10T16:45:24.834+03:00</updated><title type='text'>İzlemek ve Görülmemek</title><content type='html'>Ne yazmalıyım? Kafam onca şeyle meşgul olmuşken gün içinde, buraya dönüp geldiğimde tek istediğim içimi boşaltmak ve rahatlamak. Ama yazmak için de düşünmek gerekiyor. Kurmak, kurgulamak ve kafa yormak gerekiyor. Kurcalamak gerekiyor zihni. İnci gibi dizmek için kelimeleri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kafamın içinden dışarı akmak istiyorum. Hafifçe sıyrılmak ve gitmek. Bedenimin sınırlarından ve sınırlamalarından kurtulmak. İnsanların ve bana istemesem de kazandırdıklarının ne kadar boş olduğunu anlamak için yaparım bunu bazen. Kendimi önce aya gönderirim. Sorna güneşe. Sonra bir bakmışım Samanyolunun bir kolundan sallanıyorum eğlenerek. Galaksinin öteki ucundan görüyorum ki, yollar boyunca biriktirdiğimiz her düşünce bizi ne kadar da çok etimize bağlıyor. Bu kandan ve etten oluşan bedene hayat boyunca ne kadar da çok endişe yüklüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzayın bir köşesinden hayatıma baktığımda, ben hariç herkesin bu gereksiz ve sınırlayıcı ritme kendini kaptırdığını görüyorum. Hiç kimse kafasını kaldırıp gökyüzüne bakmıyor. Bakamıyor. Çünkü oraya ait olduğumuzu, o yıldızların bizler için ışıldadığını unutuyoruz. Yoruldum artık insanların küçük hesaplarından. Olmamışlıklarından. Yüzünde anlamlı bir ifade olan biri bulsam gidip sarılacağım. Diyeceğim; "varolmak ne kadar da güzel değil mi? Kadim insanların düşündüğü gibi, gel biz de evrenin sırları üzerine kafa yoralım. Bırakalım artık hesabı kitabı. Soralım bir kez rüzgara; bizim adımızı onun dışında bilen var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta herkesin yerinde olmak istediği bir roman kahramanı vardır herhalde. Benimkisi de Quassimodo. Ne kadar isterdim öyle bir manastıra kapanmayı. Kütüphanesinde ne varsa okuyup bitirmeyi. Onun gibi hem latince hem fransızca hem de diğer dilleri bilmeyi. Her dilde düşünmek isterdim aslında. Quassimodo'yu aşan bir istek olsa da bu, sanırım bildiğim ve bilebileceğim her dilde düşünmek isterdim ben yine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, 13-14 yaşlarımdaydım sanırım; dünyanın bütün sokaklarını gezmek istesem de ömrümün sonuna kadar sokak sokak adımlasam da tüm yolları, dünyanın bütün sokaklarını göremeyeceğimi farkettim. Her köşe başından bakıp, o sokakta neler yaşandığını göremeyecek dahası düşleyemeyecektim. Bu çok büyük bir acı verdi bana. Kendi sınırlarımın farkına varmıştım. Herkesin hayatına şahit olmak istiyordum. Evet, izlemek istiyordum ama yaşamak değil. Bir hayalet gibi görülmeden ama görerek aralarında gezinmek istiyordum. Bir görünmezlik iksiri olsaydı da gidip içseydim. Böylece rahatça izlerdim herşeyi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra farkettim ki, sinema aslında bu işi görüyor. Bilim insanları dahil gerçeğe sıkı sıkıya bağlı olsa da her insan, mutlaka anlatılan bir hikayeyi dinlemek ister. Çünkü bizler hayal gücümüzü çalıştırmadan düşünemeyiz. Bir hikayenin anlatılması ve topluca dinlenmesi de insanlık tarihinin en eski geleneklerindendir. Bazen haberleşmek için, bazen meraktan, bazen sadece bir hikayenin peşinden düşlere dalmak için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema bu yüzyılın hikaye anlatıcısı. Hem izlerken görülmemek de mümkün. Ne kadar sahneler üretilmiş ve oynanmış da olsa, yine de izlemeye değer... Bunu farkedince, sürekli ama sürekli sinemaya gitmeye başlamıştım. Hiçbir filmi kaçırmadım. anlamasam bile izledim. Her zaman anlamayı bekledim. Anlayacağım günün geleceğini biliyordum. Bütün eğitimimi bu "izleme ama görülmeme" isteğim üzerine kurmamın sebebi daha iyi anlaşılır şimdi herhalde. Çünkü izleme ama görülmeme sanatı tam bana göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda da sinema üzerine bir makale yazmaktayım. Ama açıkçası bu makale ile görüyorum ki, artık film izlemeye tahammül edemiyorum. Sanat filmi bile olsa... En sevdiğim yönetmenin filmi bile olsa artık film izleyemiyorum. Sanırım izlerken anlamam ve çözümlemem gerektiğinden, film izlemek artık benim için çok yorucu bir iş. Sürekli izlediklerimi alttan düşünerek, haz almaya çalışmak tam bir kabus gibi. Anlamadan izlemeye çalışsam yine bir zevki çıkmıyor çünkü bu sefer sadece gözlerim yorulmuş ama filmi anlamamış oluyorum. Belki de film izlemede belli bir doyuma ulaştım. Artık gözlerim sadece gördüklerini değil, kadrajın dışında olanları yani görmediklerimi de görüyor. Bu sinemacı olmanın bir yan etkisi olsa gerek. Hiç bir şeye inanamıyorum, sinema tarafından kandırılamıyorum....  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de sinemanın dediklerini dinleyecek gücüm kalmadı artık. Sinemanın bana söylediklerini dinlemek yerine benim anlatacaklarım vardır ona ve belki benim sinema yapmam gerekiyordur artık... Bilemiyorum. Görülmeyi hiç bir zaman sevmedim. O nedenle kendimi gün ışığına çıkarmak da her zaman isteksizim. İnsanlar tarafından kovalansam da hala kaçmaya ve görülmemeye çalışıyorum. Kendi alanımı pençelerimle çiziyorum. Diyorum ki onlara, beni görmenizi ve anlamanızı istemiyorum. ama ne olursa olsun bu isteğim ve kaçışım kovalanmama ve görülmeme engel olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne garip, belki 12-13 yaşındayken ilgi isteyebilirdim ama kimse benimle ilgilenmezdi. Şimdi ilgi istemiyorum ama herkes benimle ilgileniyor. Soruyor, soruştuyor, onları ciddiye almamı istiyorlar. Ne ironik... Hatta geçen hiç sevmediğim ve tasvip etmediğim televizyona zorla çıkardılar. Kaçtım ama yakalandım ne yazık ki. Sanırım benim kaderim bu. Kaçtıkça yakalanmak. Ne zaman ortalıklardan kaybolmaya çalışsam, bir şey geliyor ve üzerime 2000 wattlık ampul tutuyor :) Karanlıklarımda saklanmama, dinlenmeme ve vahşileşmeme izin vermiyor. Ne yapalım. Dedim ya, herhalde kaderimiz böyle diye. Ama bir taraftan şunu da eklemek lazım, ben herşey gibi inatla direnirim; kadere de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabii ki beklenen bölüm, Yazarken Playlist: &lt;br /&gt;Mistur-Sumar&lt;br /&gt;Absent Silence- Above&lt;br /&gt;Austere-There's Nothing Left&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1379382061193012150?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1379382061193012150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1379382061193012150&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1379382061193012150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1379382061193012150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/08/izlemek-ve-gorulmemek.html' title='İzlemek ve Görülmemek'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3767574436795404325</id><published>2010-07-30T22:40:00.005+03:00</published><updated>2010-07-31T00:25:07.443+03:00</updated><title type='text'>Norveç Black Metali</title><content type='html'>Ve eveeet, yaklaşık üç haftadır süren Windir diyetime bugün son verdim. Tek bir şarkısını dinlemiyordum üç haftadır. Ama ne yaptım o arada, Windir'e yaklaşabilecek her tür grubu indirdim ve dinledim. Hepsini olmasa bile çoğunu dinlediğimi sanıyorum. Tamam iyiler güzeller, hiçbirine lafım yok. Iskald, Mistur, Sigtyr, Cor Scorpii, Sworn vs. Daha da vardır dolu da haberim yoktur. Ama bendeki diskografiler bunlar, en azından bildiklerim üzerinden konuşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Windir gibisi gerçekten yok. Tek başına çok özel bir duruşu var. Yürekten söylüyor adam, sanki ciğerlerini deşiyor dinleyenin. Öyle sıradan bir Windir dinleyicisi değilim. Haberiniz olsun. Her şarkısıyla sokakları adımlamışlığım, dağları, tepeleri bisikletle geçmişliğim var. Hatta bir gün Soknardalr şarkısı eşliğinde Valfar'ı rüyamda görmeyi bekliyorum artık. Valhalla'da işi biterse bir ara, rüyamda beni de ziyaret eder diye umuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Norveç Black Metal'inde beni bu kadar etkileyen şey ne? Esas önemli olan konu bu. Niye bu adamlardan ne çıksa dinliyorum? Hayır sanki başka ülke mi yok da Norveç yani? Efendim bu soruların her birinin basit cevapları var belki ama ben bildiğiniz üzere olayı karıştırmaya pek hevesliyim. İlla felsefeye, sosyolojiye bulaştıracağım işi şimdi; izninizle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikli olarak adamların yaşadığı toplum modeline bakarsanız, her birinin bir Türk insanının hayatına nazaran ne kadar refah içinde yaşadığını görebilirsiniz. Gelecekleri garanti ve gençleri genç olmalarına rağmen saygı görüyorlar, Türk toplumundakinin aksine. Yalnız ataları yüzyıllar önce zorla çok sevdikleri Pagan dininden koparılıp zorla Hristiyan olmuşlar. (Yanlışım varsa düzeltin)Katolikliğin baskısı altında, o güzelim fiyordların ve dağların özgürlüğünü tatmış olan Norveçliler hiç özgürlüklerini ellerinden bırakmak isterler mi? Tabii ki istemezler. Ben olsam, ben de istemem. O sakin doğa, insanın nutkunu donduran ve zihni berraklaştıran soğuk, dayanışmaya dayalı toplum ilişkileri, müreffeh toplumları, gelişmiş eğitim sistemleri ile, Norveç kendine kızgın çocuklar da yetiştirmiş işte. Bu gençler bu kadar avantajı lirik, destansı, öfkeli, nefret dolu ve hatta nefretten tutkuyla yanan bir müzik üretmekte kullanmış. Ellerine sağlık.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay şurada yatıyor, Norveç'in doğası o kadar ihtişamlı ki, şehre inen vahşi metal gençliği, şehrin sıkıcılığından, modern hayatın rutin temposundan, Hristiyan dininin baskıcılığından bunalıp, vahşice stüdyoya girip black metal yapıyorlar. İyi ki de yapmışlar. Beni müziklerinin bağımlısı yaptılar resmen. Her gün iki doz (en az iki şarkı dinlemeden) almadan günü bitiremiyorum uzun zamandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii olay bununla da kalmıyor, eski yaşamlarına özlemleri var. Destansı yaşamlarına, Viking atalarına, eski mitolojilerinin görkemine şimdi her zamankinden çok ihtiyaçları var. Çünkü modernite kutsal, görkemli ve mistik olanı insanın elinden çekip almış durumda. Modern insanın hayalleri artık kapitalizmin kontrolü altında. Bu nedenle, geçmişe özlem var. Geçmişi çözüm olarak gördüğümden söylemiyorum bunu, geçmişe özlemlerini anladığım için söylüyorum. Ne yazıkı ki modern dünya, derinlikten yoksun. Doğaya bakılarak yapılan insanın en doğal bilgiye ulaşma yolu olan 'düşünmeyi' rekabetçi iş yaşamı sayesinde kamusal alanda, televizyon, sinema, bilgisayar ile özel alanda kafaları meşgul etmek suretiyle insanlığın elinden almıştır. Şehir yaşamı, insanı doğadan koparmış ve öksüz bırakmıştır. Ne yazık ki kapitalizm, bize yaşamamız için yapay kibrit kutuları büyüklüğünde yaşama alanları sunmakta. Dört duvar arasında, her gün, her gün aynı yüzeyselliği yaşamak zorundayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metal kapitalizme bir karşı çıkma aracı olarak ortaya çıktığından beri, hepimizin ortak acılarını dillendiriyor. Bir müzik olmanın ötesinde bir duruş, bir ruh hali, hayata bir bakıştır metal müzik. Bu nedenle bu kadar öfke ve şiddet doludur. Bu nedenle bu kadar derindir. Çünkü, biz ve bizim gibi farkında olan, bu sistemden rahatsızlık duyan insanlar tarafından yapılmaktadır. Belki herkesin farkındalığı bilinç seviyesine ulaşmamıştır bu konuda. Bazılarımız yalnızca sezgileriyle metalin 'haklı öfkesini' seviyor ve takdir ediyordur. Ancak bu bile bir şeydir. Sonuçta sezgi de bir tür bilgiye ulaşma yolu olarak, akılsal olanın meydana gelişini öncelleyen bir eylemdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya, nerden geldik nereye. Ama buraya gelmeden önce izninizi istemiştim değil mi? O nedenle kızmayın bana. Ne de olsa Windir var şu anda kulaklarımda. Küçük bir şarkı listesi yaptım kendime. Dinlediğim Windir şarkılarının ardında, Norveç fiyorlarına çarpan dalgaların sesini duyuyorum. Ardında Valfar'ın ayak sesleri var. Kulübeye doğru yavaş yavaş adımlıyor yolları. Bir kurt yol gösteriyor Valfar'a. Gündüz vakti ama, yol donuk, hava soğuk, gök parlak mavi. Bulutlar ilerliyor önü sıra, incitmeden rüzgar esiyor geçiyor yanağının yanından. Yer yüzü bu rüzgarla son bir öpücük konduruyor bu dünyanın ve doğanın sevgili çocuğu Valfar'a. Doğa sessizliğinin ihtişamıyla yolluyor Valfar'ı son yolculuğuna. Valfar soğuktan yere düştüğünde, bir kurt uluyor uzaktan. Valkyrieler iniyor gök yüzünden, Valfar'ı Valhalla'ya; ait olduğu yere götürmek için...   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist &lt;br /&gt;Windir - Saknet&lt;br /&gt;Windir - Likbør (Weh)&lt;br /&gt;Windir - Martyrium&lt;br /&gt;Sigtyr - Ancient Lost Kingdom&lt;br /&gt;Iskald - Dommedag &lt;br /&gt;Mistur - Attende &lt;br /&gt;Sworn - The Beauty of My Funeral &lt;br /&gt;Windir - Sognariket si herskarinne&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3767574436795404325?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3767574436795404325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3767574436795404325&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3767574436795404325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3767574436795404325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/07/norvec-black-metali.html' title='Norveç Black Metali'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-7270883899564712128</id><published>2010-07-24T14:44:00.007+03:00</published><updated>2010-07-29T10:31:45.246+03:00</updated><title type='text'>Doğa</title><content type='html'>Hangi rüzgar attı sizi buraya? Yoksa benim dönüp dönmediğime bakmaya mı geldiniz? Yok gelmedim henüz, gördüğünüz üzere. Geçerken şöyle bir uğrayayım dedim. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, uzun zaman oldu buraya gelmeyeli, bu sayfayı açmayalı. Eskisi kadar düzenli olmasa da yine döndüm ve yazacağım buraya. Sabırla beklediğiniz ve dönmem için beni teşvik etttiğiniz için teşekkür ediyorum hepinize. Bu süreçte neler yapmadım ki... Ama neler yaptığımı tek tek sıralamak yerine, son günlerde yaşadığım ve düşündüğüm bir kaç şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun uzun baktığım ufkun ucunda hep bir şey bulmayı bekledim. Denizle gökyüzünün birleştiği o ince ufuk çizgisine bakıyordum günlerdir. Ufuk çizgisi bir süreklilik hissi verdi bana. Yaşadığım huzurun devamı yazılıydı o çizgide. Huzur ışıldıyordu güneşin sarı gülümsemesiyle. Bulutlar ağır kanlı, sanki gök yüzünü incitmeden ilerliyordu. Ben güneşin altında, denizin yosunsu kokusunu soluyordum. Yalnızdım sahilde. Aslında şöyle demeliyim, etrafımda onlarca insan vardı, koşuşturan, yüzen ve güneşlenen, ama ben onları silivermiştim manzaradan. Kutsal bir silgi aldım elime, kocamanından. İnsanları, binaları, şezlongları sildim. Havada bronzlaşmak için sürülen yağ kokusu vardı insanların varlığını anımsatan ve bu koku denizin yosun kokusuyla birleşiyordu. Ben de yağın yapay kokusunu ayrıştırdım denizin güven ve huzur kadar tekinsizlik ve bilinmezlik kokan özgün kokusundan. Geriye yalnızca doğa kaldı. Doğanın kendiliğindenliği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra farkettim ki, 'insan doğada yalnız ve yalnız saflığı ve mükemmeliği deneyimler'. Sahilden sonsuzluğun sadece görünen bir parçası olan ufka bakarken aynen bu cümleyi düşündüm. 'İnsan doğada yalnız ve yalnız saflığı ve mükemmeliği deneyimler.' Doğa her zaman ama her zaman olması gerektiği gibidir. Doğa asla hata yapmaz. Kendinden emindir doğa. Ve aslında biz insanların da 'kendinden emin olmak' veya 'kendine güvenmek' olarak tanımladığımız insanlık durumunu, doğanın kendinden emin, kibirsiz duruşuna ve olağanlığına bakarak yeniden tanımlamamız gerekiyor diye düşünüyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizin dalgalarında adım adım ilerledim. Kulağımda muhteşem bir black metal parçası ardından doom. Önümde, ufkun bir kısmını kaplayan küçük tepeler ve tepe sıraları bulunuyordu. Her melodide bakışım bir sonraki tepeye kaydı. Ufuk nasıl sonsuzca uzanıyorsa, o sonsuzluğu olduğu gibi zihnime almak ve kazımak istedim. Ama o uçsuz bucaksızlığı ya göz kırparak ya gözümü kaydırarak bölmek zorunda kaldım. Doğanın bütünlüğünü 'olduğu gibi' içime koyamacağımı gördüm. Doğayı veya diğer bütün gördüklerimizi, bilebilmek için önce onları parçalıyorduk. Bu nedenle lanet ettim insan olduğuma. Neden herşeyi olduğu gibi, bütünlüğü ile göremiyorduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek, bu güzellikleri ancak parça parça bilebilecek olan insanlığımla baş başa, güzellikleri bölüp parçalamaktan öteye asla gidemeyecektim. Kendim olmaktan öteye. İnsan olmaktan öteye. Ben olmaktan öteye. Düşünmekten öteye. Yaşamaktan öteye; YOL yoktu. Doğayı bakışıyla yıkan ve bölen bir caniydim ben! Ufuk hüzünle baktı bana. Kendimi kahredişime. Sonra bir an olsun Sisifos oldum. Sırtımda insanlığımın taşlaşmasından oluşan bir kaya, vadiden yukarı taşıdım ve dalga dalga rüzgar koşturdu o tepeden aşağıya, yukarı taşıdığım kayayı da önüne kattı giderken. Az önce çıktığım vadiye sürükledi. Ben de indim aşağı, kayayı bir kez daha aldım omzuma, zirveye doğru taşımak için. Yukarı çıktığımda bu sefer bulutlar sardı sarmaladı az önce sırtımda çıkardığım kayayı, aldılar içlerine ve indiriverdiler aşağıya. Yine koştum indim aşağıya. Çıkardım kayayı yukarı, kanter içinde. Güneş sarı sarı güldü, özür dileyerek aldı kayayı elimden uçurumdan aşağı yuvarladı yeniden. İndim bir daha aşağıya. Elime aldım kayayı kaldırdım gökyüzüne doğru. 'Ben insanım ve insan olmaktan öteye geçemeyeceğim' diyerek haykırdım, gökyüzünün mağrur sakinlerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra oturdum yeniden şezlonga. Yorulmuştum kayayı tekrar tekrar sırtımda taşımaktan. Gökyüzünde bir dalgalanma oldu. Güneş sakince süzüldü yerinden aşağı doğru. Yanımda yer açtım ona. Yanıma uzandı ve sarıldı bana. Tüm bedenimde hissettim sıcak dokunuşlarını. Yine gülümsedi ışıltıyla. Bana güç ve cesaret vermeye gelmişti. Yine kendim olmam, yeniden insan olmaya katlanabilmem için... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıldım boynuna güneşin. Sıcak bakışlarında buldum mutluluğu. Bir an olsun herşeyi unuttuk birlikte. El ele sonsuzluğa yürüdük. Ufkun en sonuna vardığımda, yorgun ama mutluydum. Güneş çekilmişti yatağına. Dünya ulaşamayacağım kadar uzaktaydı. Kim olduğumu, buraya hangi amaçla geldiğimi unutarak, gecenin bana sunduklarını yedim, içtim. Karanlık bir el uzandı, tuttum. 'Unut dünyayı, unut kendini' dedi. 'Bir düşünce ol artık; saf ve mükemmel bir düşünce' derken bana usulca, daldım gittim uçsuz bucaksız diyarlarında yorulmadan koştuğum bir rüyaya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-7270883899564712128?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/7270883899564712128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=7270883899564712128&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7270883899564712128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/7270883899564712128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/07/doga.html' title='Doğa'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4573224851551852025</id><published>2010-06-15T10:47:00.013+03:00</published><updated>2010-06-15T13:50:43.267+03:00</updated><title type='text'>Kısa Bir Ara</title><content type='html'>Biliyorum, beni düzenli takip eden okuyucularım artık meraklanmaya başladılar. Belli bir rutin içinde yazıyordum, her haftaya bir yazı düşüyordu. Öyle bir plan yapmıştım. Koca bir yıllık plandı bu. Ayda 4 tane yazı yazarak yılda 48 yazı yazmayı hedefliyordum. Her yeni olayla içime düşenleri, beni düşündüren şeyleri buraya yazmak istiyordum. Ama sürekli içimdekileri kazıyıp yüzeye çıkarmak pek kolay değil. Kaldı ki, geçmişe her baktığımda aynı hayatı görüyorum. Sadece bu aynılığa başka açılardan bakıyorum. Bu nedenle, biraz bunaldığımı hissediyorum. Aynı hayatın üstünden defalarca geçmek, sürekli onu kurcalamak ve düşünmek kolay değil. Hele bir de, her saniyesi acı doluysa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu bugün söyleyebiliyorum çünkü kalbim eskisi kadar kanamıyor. Eğer acılarımla başbaşa olsaydım hala, onların üzerine bir şey yazacak gücüm olmazdı. Onları bir bir sayıp dökemiyorum. Her birini anlatmak çok sıkıcı olurdu. Onun yerine varlıklarını felsefi olarak sorgulamak daha çok haz veriyor bana. Bir acı ne demektir? diye sormak benim işim. Zaten hiçbir zaman olayları sevmedim. Olayların hep üstünde bir düzeyde, onların ne anlama geldiğini sorgulayan birisi oldum. Çünkü anlamasaydım, çözemezdim. Yaralarımı iyileştiremezdim. Bunları sorgulamak için şimdi, acılarımın üstünde yükseliyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimi gökyüzüne açtım. Gökyüzünden geliyor ilhamım. Diyor ki bana, 'Sen bütün bunlara şahit olup anlamak için gönderildin!' Bu ihtişamlı kader için teşekkür ediyorum gökyüzüne. Diyorum ki, 'Her ne verdiysen, her saniyesi zevkle geçti!' Acılarımdan haz almamın sebebi buydu işte. Neden olduklarını anlamak. Bana felsefece düşünmek için bir sebep verdiler. Acılar olmasaydı, felsefe de olmazdı. Hegel'i ya da Wittgenstein'ı açıp, sormazdım onlara. Spinoza'nın duygu felsefesi ve soruları, Nietzsche'nin acı dolu Zerdüşt'ü, Derrida'nın edebi sorguculuğu/yıkıcılığı, Heidegger'in hakikati sorgulaması, İbn Arabi'nin ihtişamlı ve zarif tasavvufu, Aristo'nun bir adım ötesinde duran İbn-i Sina'nın samimiyetle açıkladığı felsefi olguları, Hannah Arendt'ın düşünce yapısı, Sartre'ın var oluşçu sorgulaması, Descartes'ın mantığı, Schopenhauer'ın karamsar felsefesi, Deleuze'un derinlikli felsefesi, Alan Badiou'nun etik sorgulamaları, Gadamer'in hermeneutiği, Kant'ın estetik ve ahlak üzerine düşünce izlekleri olmasaydı, ben başaramazdım. Buraya kadar gelemezdim. Acılarımı anlamlandıramaz dahası onlara sahip olmanın ne demek olduğunu bilmediğimden acılarımdan asla haz alamazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schopenhauer'in da dediği gibi düşündüğümden böyle söylüyorum: "Her acı bana paha biçilemez bir bilgelik sunacaksa, acı çekmekten neden korkayım?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır felsefe okuyamıyorum. Ne yazık ki, başka işlerim olduğundan felsefeye ayıracak uzun bir vakit yaratamadım. Günlük hayatın koşturmacası içinde günler geceleri, geceler günleri kovaladı. Ben yalnızca önceki okumalarıma döndüm ve yenilerine başlayamadım. Kafam felsefeye aç kaldı. Hayatın bütün koşturmacasından gizlice, geceleri yatağımda uyuyarak geçirmem gereken vakti de Wittgenstein'ın Tractatus'unu bütün gün yorulmuş kafamla okumaya çalışarak geçiriyorum. Ne yazık ki, ya yorgunluğa ya da uykuya yeniliyorum. Tractatus'un üstüne üç-beş kere uyuyakalmışlığım ve yüzümde kitabın iziyle uyanmışlığım var. Hala kitabın yarısındayım. Acınası bir haldeyim bu konuda. Hayat beni bir rahat bıraksa da, yalnızca okusam ve düşünsem diyorum ama ne yazık ki, gün dönüyor güneş oluyor. Gece elini eteğini toplayıp çekiliyor dağların yamacından. Bizleri; geceyi ve karanlığı sevenleri çıplak bırakıyor. Düşünce derinleşemiyor gündüzde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya bir süre ara vereceğimi söylemek için geldim. Ve ne yazık ki, bir cümlede anlatabileceğim şeylerin öncesini ve sonrasını da yazarak işe başladım. Bloga sürekli bir şeyler yazmak, tasarlamak, sürekli üretmek bazen yorucu olabiliyor. Hele şu anda yazmakta olduğum son öyküm beni ele geçirmişken ve zihnimin koridorlarında inceden inceye kıvrandırıyorken, bir de bloga yetişmem çok mümkün olmayacak gibi. Bu nedenle, derinlemesine okumak, düşünmek, anlamak, anlamlandırmak ve üretmek için bir süreliğine kendi karanlığıma çekiliyorum, izninizle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4573224851551852025?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4573224851551852025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4573224851551852025&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4573224851551852025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4573224851551852025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/06/ksa-bir-ara.html' title='Kısa Bir Ara'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8204612885627493562</id><published>2010-06-06T20:20:00.004+03:00</published><updated>2010-06-06T20:40:51.295+03:00</updated><title type='text'>Sıkıcı</title><content type='html'>Hepimize oluyordur herhalde. Bir anda bütün herşeye soğuk ve buzlu bir camdan bakmaya başlarız. Sonrasında da zihnimiz başka yerlere alır götürür bizi. Aslında orda olmak istemeyiz. Kafamız seçmiştir gitmek istediği yeri. Hayalimizde bir kumsalda uzanmış gökyüzünü izliyor olabiliriz. Ya da nefret ettiğimiz birini bıçaklıyor da olabiliriz. Belki hayalimiz bize özgürlük verir. O an için. Sonra tekrar döneriz hayatımızın sıkıcı gerçekliğine. Bakarız ki, karşımızdaki anlamsız muhabbetine inatla devam etmektedir. Zihnimizden geçiririz sonra: "Sıkıldım". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkettim ki, hayattaki tüm rutinler beni sıkıyor. Sürekli aynı şeyleri görmeye ve duymaya tahammül edemiyorum. Yapmaya ise hiiiç!!! Ben de beni sıkan şeylerin bir listesini yapmaya karar verdim. Böylece sıkıntıyla daha kolay baş edebilirim diye düşünüyorum. Çünkü en azılı düşman adlandırılamayandır. Onu adlandırdığın anda çözümünü de bulacaksındır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Tanıdıklara her karşılaştığında selam vermek sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Herkese iyi davranmak zorunda olmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Mutluymuşsun gibi davranmak zorunda olmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Her günün akşamında insanların yorgun yüzlerini görmek sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Sevmediğim bir şarkıyı mp3 playerdan silmeyi unuttuğumdan bütün bir hafta boyunca onun başlangıcını duyup da atlamak zorunda olmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Bisikletime ve bana bakan insanları umursamıyormuş gibi davranmaya çalışmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Sessizliği arzulayan bir zihin olarak sürekli gürültünün içinde olmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Arkadaşlarını hatırlamak zorunda olmak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Haber okumak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10) İnternet sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11) Sürekli yemek yemek zorunda olmak sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12) Oyun oynamak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13) Film izlemek sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14) Erkeklerin hepsi sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15) Kadınların da çoğu sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16) Yalnız olmamak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17) Kitap okmadığım anlar sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18) Yazı yazmadığım anlar sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19) Romanlardaki uzun tasvirler çok sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20) Kalitesiz bir kitap okumak sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21) Baterinin hep aynı ritmi vurması sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22) İnsanların meraklı bakışları sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23) Cinsellik arzulayan bakışlar sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24) Cinsellik hepten sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25) Birinden cevap beklemek ve o cevabın inatla gelmemesi sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26) Ütü yapmak sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27) Dikiş dikmek çok sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28) Kapitalizmin ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan bir gerizekalıya siyasi görüşümü anlatmaya çalışmak çok sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29) Twilight'ta oynayan hatunun cool olmaya çalışan ama aslında ergenlik hormonları başına vurduğundan şehvete yenik düşmüş bakışlarını her sitede görmek sıkıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30) Bir espriye gülmek zorunda olmak sıkıcı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8204612885627493562?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8204612885627493562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8204612885627493562&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8204612885627493562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8204612885627493562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/06/skc.html' title='Sıkıcı'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6570128501374496658</id><published>2010-05-30T21:11:00.018+03:00</published><updated>2010-05-30T22:48:38.208+03:00</updated><title type='text'>Metal ve Mazoşizm</title><content type='html'>-Tahminimce kimse benden böyle bir yazı beklemiyordu. Ben bile beklemiyordum. Ama demek ki yazılması gerekiyormuş artık.-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metal ve acı arasında bitmeyen bir bağ vardır. Bir şarkı bizi ne kadar yakalarsa o kadar güzeldir. Bu anlamda her şarkı kişiden kişiye değişen (diğer her sanat eserlerinde olduğu gibi izleyicisi açısından) öznel  bir güzelliğe ve estetiğe sahiptir. Şarkılar, kabul etmek istemediğimiz gerçekleri veya kabul etmenin gerekip gerekmediğini bilmediğimiz gerçekleri yüzümüze vururlar. Nefret, kin, öfke, acı, ıstırap, hüzün, umutsuzluk, uyumsuzluk, modern hayattan iğrenme... Bunları hissetmeyen bir metal dinleyicisi var mıdır acaba? Olduğunu pek sanmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tabi metal acı verdiği kadar güç de verir neşe de. Ama bu yazı daha çok metalin acı ile olan bağını irdeleyecek olduğundan, konudan sapmayalım istiyorum.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çektiğimiz ruhsal acıların yankısı olarak metal müzik, (black olsun, death olsun, doom olsun, progressive olsun, trash olsun), bizi acıyla yüzleştirmek, bu acıları ve isyanımızı dile getirmek dahası bunlara rağmen yaşamaya devam etmek içindir. Bazen bu acıların dile gelişi bizi ölüme de çağırabilir. Zaten yaşamı anlamsız bulan bir zihin öfke içinde dinler metali. Müziğin verdiği karanlık, içindeki yaşam isteğini veya ışığını söndürür. Ya da şöyle diyelim; bu ışığı zaten sorgulamaktan, kendi olamamaktan, hayatında yaşadığı büyük acıların sonunda bir anlam aramaktan dolayı kaybetmiş olan, ıstırap içindeki ruhlar metali severek dinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya acıdan kaçmaya güdülenmiş olan insan doğası, neden biz metal dinleyicisinde işlemiyor? Biz acıdan kaçmak yerine neden bunların üzerine gidip, bir de estetik ihtiyacımızı karşılamak ve kendimizi ifade etmek amacıyla, içimizdeki karanlıklardan bu müziği üretiyoruz? Çünkü biz acıyı ve acı çekmeyi seviyoruz. Hayatın iyilikleri kadar kötülüklerinden de haz alıyoruz. Karanlığı seviyoruz. Acı çekecek ve hatta acıyı kucaklayacak kadar güçlüyüz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimize fiziksel veya ruhsal zarar vermeye eğilimliyiz. Bunu bir yol olarak seçmek zorunda değiliz. Ama bazı yaralar vardır ki bunlar insan ruhunda oluşurlar. Bu yaraları fiziksel dünyadaki hiçbir şey iyileştiremez. Ruhun derinliklerindeki karanlık, artık insan vücudunu hissizleştirdiğinde, (insan yüzündeki ifadeyi ve aklındaki sağlam noktayı kaybettiğinde), yaşamı hissetmek için geriye tek bir yol kalır. Kendine zarar vermek. Bunu bir yerlerinizi keserek, birileriyle kavgaya girerek, kendinizi duvardan duvara çarparak, etinizde sigara söndürerek, kendinize vurarak veya kendinizi öldürmeye çalışarak yapabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela en basitinden bir bıçakla ya da öfkeyle fırlattığınız bardağın kırıklarıyla kendinizi keserek girişebilirsiniz bu işe. Kafanızı duvara hızlıca çarptığınızda tekrar kendinize gelme ihtimaliniz az olabilir, o yüzden dikkatli olun. Karnınıza bıçağı sapladığınızda ise, eğer etrafınızda birileri yoksa hayatta kalma şansınız az olabilir, çünkü iç organların hasar alması uzuvların hasar almasından daha ölümcüldür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi kestiğinizde, kanın akışını izlemekten haz alabilirsiniz. Pürüzsüz teninizin ikiye bölünüşünü izlemek sizi mutlu edebilir. Dahası etinizin düzenini bozmak karışık aklınıza dinginlik getirebilir. Etin rengi, şekli, sizin bir insan olarak çiğ etten başka bir şey olmadığınızı fark etmenize neden olur. Tabi yalnızca bununla kalmazsınız, her kesik bir başka rahatlama ve hazla buluşma olcaktır. Kanın kokusu ve rengi sizi cezbedebilir. Onu tadarsanız, hayatın o ağızda bıraktığı acı, tuzlu ve ılık tadın, acılar içinde yaşamış olduğunuz hayatın keskin tadına ne kadar  da benzediğini görürsünüz. Bunların üzerine dinlediğiniz, karanlık müziğin çığlıkları, brutalleri, baterinin atakları, kafa göz dağıtan klavye ve gitar melodileri de eklenir. En son kendinizi kan revan içinde, 5-10 yerinizden irili ufaklı bir şekilde kesilmiş bulursunuz. Bunu yapmanızın sebebi, yalnızca kaçmak ya da farklı olmak değildir. Bunu yapmanızın nedeni, ruhunuzun çığlıklarını etinize işlemektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bunların hiçbirisi mazoşizmin ne olduğunu ve neden olduğunu anlatmaya yeterli değildir. Kendine zarar veren insanlar, bir anlam aramaları kadar, ruhlarına iyi geleni gerçekleştirecek bir alan bulamamaktan muzdariptirler. Nefret ettikleri yalnızca toplum değildir, toplumun hayat diye tabir ettiği herşeydir. Metal dinlemeyi seven biri (eğer bunu birilerine hava atmak için yapmıyorsa) kendine ait özgün bir yol kuracak güce sahip olmadığı veya bu imkanı yaratamadığı için acı çeker. Kendi olacak bir alan bulsa belki mutlu olacaktır. Ancak ruhu ağır bir darbe almış ise, mutlu olmayı da reddedecek kadar nihilizme kayabilir. Tabi bu noktada, herşey anlamını yitirir. Artık acı çekmenin de, müzik dinlemenin de bir anlamı kalmaz. Alınan her nefes omuzda taşınan sonsuz bir gölgeye dönüşür. bunun sonunda elbette, bir ya da bir kaç kesik değil, daha da ötesi; intihar bir çözüm olarak belirir akılda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da mazoşizmin doruk noktasıdır zannımca. Kendini öldürmek veya öldürmeyi istemek, artık tutacak dalının kalmadığı anlamına gelir. Çünkü insan herşeyi kaybettiğinde bile en azından kendine tutunarak sıyrılabilir bir çok şeyden. Ancak kendine tutunamayacak kadar kendini yıktıysa, intiharı düşünebilir insan. Bu bir çözüm değildir yine de. Kişi öldüğünde ıstırabı sonlanacaktır belki, ama diğer herşey de onunla birlikte sona erecektir. Bu nedenle hayatın içinde bir çözüm aranması daha doğru olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları kan revan içinde bırakmamın sebebi, kesinlikle mazoşizmi ya da acı nedeniyle yapılan diğer eylemleri savunmak değildir. Acı çekmenin, acıyı istemenin ve acıdan haz almanın sebeplerinden yalnızca birkaçı oldukları için yazıyorum. Bunları yapıyor olduğumuzun farkında olalım diye söylüyorum. Yaparken, amacını aşan eylemlerin ne olduğunu bilerek ve düşünerek hareket edelim istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta her metal dinleyicisi mazoşist değildir. Her mazoşist de metal dinleyicisi değildir. Ancak metal dinleyicisinin içinden büyük bir çoğunluk, acının türlü yüzleriyle karşı karşıyadır. Hiçbir şey olmazsa bile, toplumla uyumsuzluğundan ve toplum tarafından uyumlulaşmaya davet edilmekten dolayı acı çeker. Bu da isyan etmesinin haklı sebeplerinden biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünyada herkese yetecek kadar yer ve oksijen vardır. Merak etmeyin! Onlar bize yaşayacak alan açmıyorlarsa, gelin biz açalım kendi yerimizi birlikte. Bu sıradan ve sıkıcı topluma 'inat' yaşayalım. Başka bir hayat şeklinin mümkün olabildiğini gösterelim. Biz acıyı seviyorsak, acıyla yaşamayı öğrendiğimiz içindir. Bu acılardan ders aldığımız, onları anlamlandıracak kadar düşünmeyi sevdiğimiz içindir. Bunları topluma, müziğimizle ve karşı duruşumuzla göstermenin zamanıdır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist~&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dismal Euphony - Mistress Tears&lt;br /&gt;Anorexia Nervosa - An Amen - Sister September&lt;br /&gt;Cyriptic wintermoon - The Shadowkeep &lt;br /&gt;Enochian Crescent - Ghost of Saturn&lt;br /&gt;Hyadningar - Templars of the Black Sun&lt;br /&gt;Cor Scorpii - Ei Fane Svart&lt;br /&gt;Asafated - Tout Va Bien&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6570128501374496658?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6570128501374496658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6570128501374496658&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6570128501374496658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6570128501374496658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/metal-ve-mazosizm.html' title='Metal ve Mazoşizm'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8318654580988078306</id><published>2010-05-29T14:52:00.004+03:00</published><updated>2010-05-29T15:23:27.066+03:00</updated><title type='text'>Gece'ye</title><content type='html'>Sevgili kedim Gece geldiğinden beri, başımda bir melankoliklik var. Herşeyi birlikte yapıyorum onunla. Bütün gece sınırsız ve çıkarsız sevginin masumiyetinde dinleniyoruz birlikte. Bu masumiyet, Gece'nin sessiz ve anlamlı dünyasını bana açmasıyla dolduruyor içimi. Ne onu sevmeye doyabiliyorum ne de ondan uzak kalabiliyorum. Bütün hikayelerimi ona okuyorum. Bana ne zaman 'ne yapıyorsun' dese, tüm ayrıntıları ile ona ne yaptığımı anlatıyorum. Biliyorum ki, beni anlıyor. Onun  gözlerinde benim ona verdiğim değerin kıymetini bildiğini görüyorum. Eve geldiğimdeki telaşlı sevincini. Beni evde arayıp bulduğunda yüzündeki mutlu ifadeyi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar sevdiklerime en değerli hediyeleri vermeye çalıştım. Onlara sevgimi göstermek için, yazıdıklarımla düşlediklerimi hediye ettim. Kedim Gece'ye de bu şiiri hediye etmenin vakti geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel Gece'me... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kedinin Düşleri  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl dünya, &lt;br /&gt;İnsanlarla kediler başbaşa.&lt;br /&gt;Ah'larına bakarlar&lt;br /&gt;Korkak, titrek bakışlarla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekler insan kediden&lt;br /&gt;Hayallerinin, &lt;br /&gt;Onun mavi gözlerinde gerçek olacağını. &lt;br /&gt;Kedinin dile gelip&lt;br /&gt;Bir masal anlatacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekler insan kediden&lt;br /&gt;Kendi diyarının kapısını &lt;br /&gt;İnsan için ardına kadar açacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan elinde bir parça peynirle,&lt;br /&gt;Çıkagelir bir gün. &lt;br /&gt;Kapının ardında da kedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri buluşur kapıda, &lt;br /&gt;İnsan elini uzatır, &lt;br /&gt;Kediyi okşar, &lt;br /&gt;Cevabını da alır;&lt;br /&gt;'Mır mır'. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kapıya bakar, &lt;br /&gt;Korkak, titrek bakışlarla&lt;br /&gt;Yalnızca eli sığar kapıdan.&lt;br /&gt;Kedi çekiştirir insanı paçasından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yalnızca kulağını yanaştırır; &lt;br /&gt;Giremesem de diyarına kedi, &lt;br /&gt;anlatacağın masalları duysun bu kulak, &lt;br /&gt;ve yüreğindeki tüm düşleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8318654580988078306?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8318654580988078306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8318654580988078306&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8318654580988078306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8318654580988078306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/geceye.html' title='Gece&apos;ye'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-516762845655111539</id><published>2010-05-24T18:29:00.011+03:00</published><updated>2011-01-22T21:40:25.403+02:00</updated><title type='text'>Damlalar</title><content type='html'>Kucağımda uyuyan bir kedi var. En masum ifadesini takınmış, elleri ve ayakları rüya gördüğü için titriyor. Onun bu halini görünce ne nefret kalıyor bende ne de öfke... Resmen uyuşturuyor beni mutluluktan. Ciddi bir şey yazacak veya düşünecek hal bırakmıyor insanda. Resmen kedi bağımlısı oldum. Kedim 'Gece' geldiğinden beri, evde bir sakinlik hakim. Gerçi bazen birlikte coşuyoruz, oyunlar oynuyoruz. Tabi oyunlarımızın sonunda benim ellerim çiziklerden parçalanmış oluyor. Ama olsun, şikayetim yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce, ilgimi çeken birisi olmuştu. Hoş bir görünüşü, aydınlık bir gülüşü vardı. Böyle baktıkça bakasım geliyordu ona. Belki çocuk olduğumdan(yaş 17), her baktığımda onda bir başka güzellik görüyordum. Görmüyorsam da kendim katıyordum, onun bendeki imgesine. Böylece istediğim kişiye bakıyordum, onu her gördüğümde. Tabi daha yakından tanıyınca O'nun hiç de sandığım gibi olmadığını görmüştüm. Yalnız o çok daha fazla şaşırmıştı, beni yakından tanıdığında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendi halimde kalmak isteyen biriyimdir çoğunlukla. Gerçi ne yaparsam yapayım, nereye gidersem gideyim farkedilmemek benim için çok mümkün olmuyor. Ne yazık ki ilginç kişiliğimi kaplayan beden de ilginç dahası ilgi çekici. Her neyse... Dışarı vurmak istemem içimdekileri. İçimde iyilerse eğer, neden dışarıya çıkartayım ki? O nedenle kendimi insanlarla paylaşmakta çoğunlukla bencil davranırım. İnsanlardan kaçınırım. Ve hatta bana olan ilgilerinden kurtulmak için bazen aptal numarasına yatarım. Genelde bunu yerler. Ben de rahat ederim. Neyse esas meseleye geleyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni daha yakından tanıyan ve şaşıran arkadaşımla, daha önce geyik muhabbeti dışında bir muhabbet yapmak mümkün olmamıştı. O gün nedenini hatırlamıyorum ama oturduğumuz kafenin masasında yalnız kalmıştık. Dışarıda yağmur yağıyordu. Kulağımda Katatonia/Brave Murder Day albümü çalıyordu. Albüm yeni çıkmıştı. Ben de heyecanla hemen gitmiş ve albümü cd'ye çektirmiştim. Ne kadar da güzeldi, her parça. Damlalar süzülüyordu camdan. Birden O'nun yanımdaki varlığını unutmuş, uzaklara dalmış gitmişim. Ondan hoşlandığım için sürekli telaşla atan kalbim sakinleşmiş, yüzüme huzur yerleşmişti. Elini salladı dikkatimi çekmek için. Bir an dönemedim oradaki gerçekliğe. 'Day' isimli sade ve güzel parça çalıyordu çünkü. Sonra bir baktım karşımda O var. Şaşırdım, bir an anlayamadım. Nerede olduğumu anlamam için bir kaç saniye geçmesi gerekti. Ben damlaların arasına katılmıştım o parçayı dinlerken. Bulutların arasında sallanıyorduk damlalarla ve düşüyorduk cesaretle. Sonra üşüyorduk düştüğümüz şehirde. Bazen de damlalarla el ele koşuşturan insanlara gülüyorduk. Onlar koştukça hızla çarpıyorduk yüzlerine. Damlaların diyarından gerçek dünyaya dönmek hiç kolay olmadı benim için. Mutluluğumdan çekip almıştı beni. Huzurum silindi. Sinirlendim. Mutluydum oysaki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an ben sinirlenince özür diledi. Sonra ben de sakinleştim zaten. Bir anlık bir öfkeydi sadece. Damlalardan ayrılmanın acısını çektim bir süre. Sonra baktım, eskisi kadar güzel görünmüyor gözleri bana. Gülüşü ışıldamıyor, söyledikleri ilgilendirmiyor beni. Geyiği bırakıp ciddiyete büründüm ben de sükunetle. Bir an şaşırdı tabi. Az önce sürekli gülen, herkesle dalga geçen, herşeyle eğlenen o 'salak' kız gitmiş, otoriter ve kendinden emin bir 'dişi' gelmiş oturuyordu şimdi önünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavrını değiştirip o da ciddiyete büründü. Tam içimden ne kadar sıkıldığımı geçiriyordum ki, baktım gözlerinin içi gülüyor. Beni süzüyor. Ciddiye alıyor beni. Beğenen bakışlarla bakıyor. Eğer bir kaç dakika önce olsa, bu bakışları beni çok mutlu ederdi. Ama ben, başkalarındaki güzelliğin nedeninin 'ben' olduğumu fark ettikten sonra beni mutlu etmesinin imkanı kalmamıştı. Güzellik onda değil, benim içimdeydi. Bunu düşününce gözümde çirkinleşmeye başladı. Anlamsız biri oluverdi karşımda. Üzerimdeki etkisi bir anda silinmişti. Katatonia hala çalıyordu kulağımda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklığı aldı, dinlemek istediğini söyleyerek. 'Al' dedim. 'Day' parçası ortasında bir yerdeydi. O da parçanın kalan kısmını dinlemişti.  Gözlerindeki ifade iyice derinleşti. Sonra nedense hayatın anlamından, mutsuzluklarımızdan, insan olmanın sorunlarından bahsetmeye başladık. Sohbet iyice koyulaştı. Ama bunu istemeden yapıyordum. Heyecansızca. O'nu veya kendimi etkilemeye çalışmadan. Bu konuşma bir an önce bitsin der gibi, son olabilecek 'büyük cümleler' edip durdum. O cümleleri bitiş cümlesi olarak kabul etmek yerine beğenip üzerine başka konular açtı. Konuşma bitip tükenmek bilmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende, zaten bildiğim ve artık kabul ettiğim konular üzerine konuşmak konusunda büyük bir isteksizlik vardır. Benim için biten bir konuyu birine bir kez daha anlatmanın, bir kez daha sorgulamanın anlamı yoktur. Çünkü ben hayatı yaşadığım her saniye sorgulamış, bildiğim ve gördüğüm herşeyin nedenini araştırmış ve bu nedenle de mutsuz olmuş, hatta hayatın anlamını çok çok önceleri kaybetmiş biriyim. Bu anlamsızlık denizinde salınırken, kendim gibi birini daha bulmak gibi bir isteğim olmadı asla. Hatta bana benzeyenlerden kaçtım, birlikte mutsuzluklarımız artmasın diye. Biliyordum ki, düşüncelerim beni zehirlediği kadar başkalarını da zehirleyebilirdi. Bu nedenle tam olarak ne düşündüğümü ve nasıl düşündüğümü kimseye anlatmadım. Anlatmamalıydım. Benim umutsuzluklarım başkalarına bulaşmamalıydı. Benim kuralcılığım, benim kendime işkence edecek ve hatta kendimi parçalamama sebep olacak kadar boyumu aşan azmim, ancak benim kaldırabileceğim bir anlamsızlık... Bunlar içimdeki hapiste tıkılı kalmalıydı. Kendim taşıyamıyordum ki, bir başkası coşkumun, azmimin, içimdeki taşan nehirlerin sebebini anlasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki O'na, damlalardan ayrılmadan önce, yağmur diyarında neler yaşadığımı anlatmayı ne kadar isterdim. İçimde coşan heyecan nehirlerinin sesini dinlemesini ve varlığının beni ne kadar mutlu ettiğini anlatmak isterdim. Beni 'gerçek kendiyle' tanıştırınca, olayın bütün büyüsü bozulmuştu. Ne nehir kalmıştı içimde ne de damlalar. Bir hayal kırıklığı daha yaşanmıştı. Ama O benim bu hayal kırıklığı yaşayan halimi çok sevmişti anlaşılan. Suskunlaştığım bir anda beni yanlış tanıdığını söyledi. Beni hiç bir şeyi ciddiye almayan, sıradan bir kız zannetmişmiş. 12 yaşında oğlan çocuğu gibi davranıyormuşum. Neden öyle davranıyormuşum, bu halim ne kadar güzelmiş, bana çok yakışıyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında O'na ilgi duyduğumdan karşısında diyeceğim herşeyi unuttuğumu, heyecandan o heyecanı gizlemek için çok neşeli davrandığımı O'na söyleyebilirdim. Ama bunu neden söyleyecektim ki, kendisi anlamadıkça, bunları bilmesinin hiçbir anlamı yoktu benim için. Hem az önce konuştuğumuz 'ağır konular' üzerine konuşmak beni mutsuz etmişti. Çünkü kafam yalnızca onları düşünüyordu. Bir de insanlardan bunları duymak beni bunaltıyordu. Neden kalkıp, gecenin siyahının siyahtan daha siyah olduğunu söyleyen bir konuşma içinde kaybolup vakit kaybedecektik ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimde artık sindirmiş olduğum düşünceleri dile getirmiyorum, bildiklerimi göstermiyorum, yalnızca içimde yaşıyorum diye gösterişsiz ve mütevazi bir görünümüm vardır. Daha doğrusu beni gören, eğer 'içimde derinlere çok dalmışsam' beni 'düşünmeyen, okumayan' bir insan sanabilir. Sansın. Bana ne! O düşünceleri gerçekten düşünen bir insan olduğum için dış dünya umrumda değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktığımda insanların ayrıntılarını farkederim çoğunlukla. Beni farketmesini istediğim insanların, beni kendi başlarına fark edememeleri, onları değersizleştiriyor gözümde. Dahası anlıyorum ki, onlar merak etmeye pek de değmeyen kişiler. O nedenle, büyük bir hayal kırıklığı var içimde. Gerçekten baktığını gören, beni olduğum gibi fark eden çok az insan var. Aslında birinin fark etmesi umrumda olduğundan değil. Benim baktığımdda gördüğüm ayrıntıları kendi başına algılayacak bir insanın olmayışı, insanlığa olan inancımı kırıyor. Tabi bu nedenle, sürekli insanların 'salak' olduğundan bahseden, sindiremedikleri kişilikleri ve varoluşları nedeniyle yüzeysel ve sorunlu insanlar olduklarını dile getiren bir Nietzsche veya Adorno'ya dönüşüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem yaşayan, hem anlatan, hem anlayan ve son olarak da bütün bu süreçleri fark edip aynı anda hepsini sorgulayan biri olmak çok zor. Ama benim hayatta durduğum yer, tam olarak böylesi bir yer. Bir zamanlar, bundan dolayı anlamımı yitirdiğimden bahsetmiştim. Bu uzun sürdü. Sürekli kanayan bir yarayla kan döke döke yürümeye çalıştım. Bu yara bedenimde olsa belki bir çare bulabilirdim. Ama ne yazık ki, ruhumun derinliklerinde bir yerdeydi ve ruhum iyileştirilmeye bile izin vermeyecek kadar vahşi davranıyordu. Huzuru istemediğini söylüyordu bana, yaralı ruhum. Huzurun insana dair, o pisliklere ait bir değer olduğunu gördüğü için reddediyordu. Ne Katatonia yetiyordu yaralarımı temizlemeye ne Anathema ne de Opeth. Ruhum ölüme yaklaştığında, duygularımı yitirdiğimi fark ettim. Artık yalnızca araba motoru diye tabir ettiğim, hiçbir melodi içermeyen metal gruplarını dinleyebiliyordum. yalnızca onlardan haz alıyordum. En vahşi şeyleri düşünmekten, en vahşi şekilde kendimi dile getirmekten başka bir yol yoktu benim için. Her zaman baskıladığım ruhum, öğrenilmişliklerini bir kenara bırakmıştı, düşündüklerim de söylediklerim de yaptıklarım da özgür kalmıştı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafa sürekli küfürler savuran, nefretten başka duyguyu kabul etmeyen bir cehennem yaratığına dönüşmüştüm. Gerçi bu beni mutlu ediyordu. Çünkü özgürce istediğimi söyleyebiliyordum. Bundan daha 'gerçek' ne olabilirdi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bir hayal kırıklıkları birikir içimizde. Doğduğumuz günden öldüğümüz güne kadar birçok engelle karşılaşırız. Korkular ediniriz kendimize. Bazen korkmamız emredilir bize. Hayal ederiz bazen, olmayanı görürüz. Mutlu olmak için kendimizi kandırdığımızı fark ettiğimizde, hayatın manası gözümüzün önünde yerle bir olur. Bu ergenlikten yetişkinliğe geçişin ilk adımıdır. Çocukken de ölümlü olduğumuzu fark ettiğimiz andır; ilk ergenliğe adım atışımız. Her ruh sakatlanarak ilerler bu hayatta. Buradan bakınca, hadi Nietzsche'nin Zerdüşt tepesi diyelim biz ona, insanların mücadeleyi alacakları nefesi daha anlamlı kılmak için yapmadıklarını, anlam arayanın sadece, sakatlanmış ruhunu aynı zamanda iyileştirecek güce de sahip olanlardan çıktığını görürüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nietzsche'nin tepesi, bize dünyada neler olup bittiğini gösterir. ama göreceklerimiz bir rüyadan çok bir kabusa benzer. Yalnız başına bir tepenin zirvesinde, gördüklerinle kalakalırsın. Ne değiştirebilirsin, ne anlatabilirsin. Gördüklerinden için üşür. Titrersin. İnsanların kırgınlıkları, hayal kırıklıkları, üzüntüleri, engellenmişlikleri ve korkuları bir bir eklenir bildiklerine. Sakatlanmış ruhların diyarına inecek istek kalmaz içinde. Yalnızlığına çekilirsin. O tepeye evim dersin. Kendi evinde, içinde, kalbinin derinliklerinde; Ruhun, yalnızlığında mutlu olur belki. Ya da damlalar hissedersin teninde, onlarla gökyüzüne çıkar, sonra düşersin yeryüzüne cesaretle.  Bazen de damlalarla el ele, koşuşturan insanlara gülersiniz. Onlar koştukça hızla çarparsınız yüzlerine. Sonra üşürsen eğer düştüğün şehirde; tek bir damla oluverirsin o zaman, kalabalığın içinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken Playlist&lt;br /&gt;Yann Tiersen - Ode to A friend&lt;br /&gt;Yann Tiersen - Ways to Make You See&lt;br /&gt;Borknagar - Om Hundrede Aar Er Alting Glemt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-516762845655111539?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/516762845655111539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=516762845655111539&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/516762845655111539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/516762845655111539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/damlalar.html' title='Damlalar'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6655382621199814947</id><published>2010-05-19T09:29:00.003+03:00</published><updated>2010-05-19T09:42:10.900+03:00</updated><title type='text'>Masal</title><content type='html'>Bir masal yazmak istiyorum. İçinde tüm insanların ismi geçen bir masal. Öyle bir masal ki, herkesin istediklerini dile getirsin. Tüm insanları mutlu etsin. Yazmak istiyorum, içimdeki güzellikleri. Belki diyorum, dışarıdaki onca olumsuzluk, bu güzellikleri görünce utanır ve gider. Belki diyorum, insanlar güzellikleri görünce yaptıklarının yanlış olduğunu anlar ve masalın isimlerini çağıran sesini dinlerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir masal bulabilecek miyim bir gün? Bildiğim ve bilmediğim herkesin adını dile getiren bir masal hayata geçebilecek mi? Doğacak mı öylesi bir masal içimden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah uyandığımda, tüm sokakların temiz ve ıssız olduğunu gördüm. Bir tek dal oynamıyordu. Yağmur bütün gece sokakları yıkamış, hava tazeliğiyle nefesimi ferahlatıyordu. O gün düşündüm ki, 'dünya ne güzel bir yer'. İnsanlar bu ıssızlığı nasıl da unutmuşlar. Kendilerini görmekten, uzaklara, ufuklara dalıp gitmeyi unutmuşlar. Yalnızca isimleri kalmış ellerinde. Diğer tüm güzelliklerini yitirmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra farkettim ki, o masalı gerçekliğe kavuşturamam. Çünkü o masal içimde, ben de onun içindeyim. Herkesi bilen ve isimlerini sayıp döken, bazen onlara sinirlenen, bazen kimsenin onlarda görmediği güzellikleri farkeden benim... O masalda ben yaşıyorum. Masal benimle yaşıyor. Gözlerimi çevirdiğim heryer, bir anda güzelliklere bürünüyor. Sonra şükrediyorum, bunca güzelliği, bunca mutluluğu bana verene. O masal benim olduğu için seviniyorum. Diyorum kendime, masalı ifade edecek bir yol yok bu dünyada. Çünkü o masal ancak ve ancak benim yüreğimde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-6655382621199814947?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/6655382621199814947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=6655382621199814947&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6655382621199814947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/6655382621199814947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/masal.html' title='Masal'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-3100933317009990532</id><published>2010-05-18T21:40:00.007+03:00</published><updated>2010-05-18T22:00:37.243+03:00</updated><title type='text'>Kedinin Uykusu</title><content type='html'>Huzuru gördüm gözlerinde. Bir saniyelik de olsa bana baktı ve sonra döndü uykusuna yine. Bir düş gibiydi uykusu. Kedi mi uyuyordu, yoksa ben mi; bilmiyorum. Belki ikimiz de uyuyorduk; buluşmuştuk bu rüyada. Orada, uzak bir köşede, tek katlı evin merdiveninin altında, geçen arabalara, çığlık çığlığa koşuşturan çocuklara aldırmadan huzurla uyuyordu. Bu kadar huzuru nereden buluyordu? Bir süre sonra derin bir iç çekti. Nerede olduğumu, kim olduğumu unuttum bir anda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımdan geçen insanlar durup nereye baktığıma baktılar. Ama göremediler. Ta uzakta, beyaz üstüne tekir renkli uzun tüylü güzel kedinin uykusunu ve huzurunu göremediler. Ben de göstermeye pek hevesli değildim zaten. Elimdeki alışveriş poşetlerini bir kenara bıraktım. Orada durmalıydım. Ne bir adım ilerde, ne de bir adım geride. Durdum ve kediyi gülümseyerek izledim. Kalbim de onunla birlikte orada uyuyakaldı. Kollarım kediyi sardı sarmaladı. Uykusunda huzuru buldum, sıcaklığı, samimiyeti, sevgiyi, rahatlığı, bilgeliği, özgürlüğü... Kedi herşeyi biliyordu, Schopenhauer'un dediği gibi; o yüzden gerinip uyuması. Evet, kedi özgürdü. Ancak herşeyi anladığında özgür kalırsın. Demek bu kedi herşeyi bliyordu, ondan özgürce kıvrılıp uyuyordu. Huzur da dudaklarından okunuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin şekilsiz sokaklarında ve puslu havasında, göze güzel görünen tek şeydi, orada, uzakta, tek katlı evin merdivenlerinin altında uyuyan kedi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-3100933317009990532?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/3100933317009990532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=3100933317009990532&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3100933317009990532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/3100933317009990532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/kedinin-uykusu.html' title='Kedinin Uykusu'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2700111398502988152</id><published>2010-05-07T22:08:00.004+03:00</published><updated>2010-05-07T22:25:35.397+03:00</updated><title type='text'>Son iki haftam</title><content type='html'>Selamlar herkese... Hadi ama artık, Mayısın ilk yazısı nerede kaldı, diye soran sesler duyuyorum. Bilmiyorum bu doğru mu, yoksa gaipten sesler mi duyuyorum? (Eğer gaipten geliyorsa bu ses, yandım valla.:)) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robin bu hafta neye sinirlendi acaba diye merak ediyorsunuzdur. Aslında bir çok şeye sinirlendim ve içimden bolca küfür ettim ama açıkçası şu anda sadece sinirlendiklerim değil, düşündüklerim de önemli. Ne düşündüm bunca zaman... Kafamdan neler geçti? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, bu sorunun cevabı aşağıda maddeler halinde verilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 1. İnsanlar oldukça salaklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 2. Gerçekten edebiyat yapabilen çok az insan var Türkiye'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 3. Kadınlar neden suratlarını boya badana yapıp da sokağa çıkıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 4. Erkekler kendilerini trafiğin hakimi zannediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 5. Erkeklerin penislerini doğar doğmaz kesmek lazım ki, biz kadınların başına bela olmasınlar bir daha. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 6. Şu metal müzik olmasa ben ne yapacaktım? Dünya zaten sıkıcı, daha da sıkıcı bir hal alırdı benim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 7. İyi ki kadınların okula gönderilmediği bir zamanda doğmamışım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 8. Arabayı icat edenin Allah belasını versin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 9. Kediler ne şirin yaratıklar. Huzurla uyur, neşeyle koşarlar; aynı benim gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 10. Bir daha herhangi bir erkek bana 'Hişt kız, gezelim mi ya da iyi akşamlar, gezebilir miyiz sizle bağyan' gibi laf atarsa dilini keseceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 11. İnsanlar ne kadar da çirkin. Şu hayvanların güzelliğine bak halbu ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 12. Hayatım daha sakin ve insansız olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 13. Daha çok düşünmek ve okumak lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 14. Neden 3 saat uyuyup dinlenemiyoruz? Sadece 3 saatle kalsa uyku, geriye kalan zamanda bolca kitap okurdum ne güzel... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 15. Ulan bu merdivenler de amma dik! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 16. (Asansörler bozulduktan sonra) Yemekhaneyi yedinci kata kim koydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 17. Geceeee!!! (Kedimin adı:Gece) Yeter ısırma artık elimi ya! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 18. (Yanlışlıkla Power Metal şarkısı açtığım bir anda) Ya adam, fare misin nesin, o nasıl ses öyle? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 19. Minushuman çok güzel bi grupmuş. Round Circle nasıl bir parçadır öyle ya, yüreğimi dağladı resmen... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 20. Hayatımın son iki haftasını maddelere bölüp anlattığımda, okuyucu kitlemi ne kadar etkilemek mümkün olacak bakalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar. Ben giderim ama her zaman ki gibi ardımda gülümsememi bırakırım efendim... :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2700111398502988152?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2700111398502988152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2700111398502988152&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2700111398502988152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2700111398502988152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/05/son-iki-haftam.html' title='Son iki haftam'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2644922365562903368</id><published>2010-04-26T10:14:00.004+03:00</published><updated>2010-04-26T14:18:46.158+03:00</updated><title type='text'>Gençlik</title><content type='html'>Sürekli aynı şeyi duyuyorum, hem de herkesten: “Ay, hiç göstermiyorsun!” Yaşımın 29 olduğunu öğrenen herkes, velet olsun, yetişkin olsun, dana kadar amca olsun, kadın olsun erkek olsun, yabancı olsun Türk olsun herkes aynı şeyi söylüyor: “Hiç göstermiyorsun. Çok genç görünüyorsun!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, bir insan 29 yaşına geldiğinde ne göstermelidir ki? İnsanların kafasında nasıl bir imge var 29 yaşına dair? İnsanlar tarafından kararlaştırılmış bir psikolojik sınır mı var benim haberim olmayan? Evet, 29 yaşındayım. Tam da 29 yaşın gerektiği gibi hayatım kendi ellerimde, zindeyim, aklım on karış havada değil, hiçbir yerim sarkmadı, kilo almadım (bu tempoda alacak gibi de görünmüyorum), bir sürü kitap okumaktan gözlerim sürekli yorgun olsa da onun karşılığı olarak şu yaşın gerektirdiği gibi bilgi birikimine sahibim. 29 yaşında insanlar her yeri sarkmış, mutsuz ve çoluklu çocuklu kadınlarımı düşünüyorlar? Hayır onları aşağıladığımdan değil. İnsanların şartları ve seçimleri farklı olabilir. Benim hiçbir olumlu şartım yoktu maddi yönden. Uzun süreli ve tek başıma verdiğim bir mücadelenin sonunda ben bu mutluluğu ve sağlığı elde ettim. Sürekli bekledim ve acı çektim. Ama ben güçlü durdukça canımın hiç yanmadığını, hiç üzülmediğimi, kalbimin hiç kırılmadığını, açlıktan ölmek üzere olduğumu falan anlamadılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlerim ve hayallerim vardı. Aç yatıp kalkmayı göze aldım ideallerime kavuşmak ve kendim olmak için… Onlar artık bir hayal değil gerçekler. Bundan mutluluk ve gurur duyuyorum. Dolayısıyla kimsenin sahip olmadığı mutluluğa, özgürlüğe, rahatlığa, kaygısızlığa sahibim. Çünkü kendimi gerçekleştirdim. Böylesine mutlu ve zindeyken nasıl görünmem gerekiyor? Toplum söyle bana, benim gibi sağlıklı insanları da kapsayacak bir kalıbın yok mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençmişim, göstermiyormuşum. Peeh! Hayır 40 yaşına gelsem n’olacak? Alnımda yaşım: 40, Bekarım, benim gibi kitap okuyan bir eş arıyorum, falan mı yazması gerekecek? Ya da yaşım: 40, iki çocukla herif beni ortalarda bıraktı, ondan 50 yaşında gibi görünüyorum, başımda saç kalmadı, falan mı yazması gerekecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok sinirlendiğim de hala üniversite 1 ya da 2 sınıf öğrencisi gibi muamele görmek. Hayır, ağzımı açtığımda yaşımın ağırlığına yakışan sözler sarf etmeme rağmen, bazen makyaj yapıp görece şimdikinden daha yaşlı görünmeme rağmen, hala teyzelerden amcalardan, ‘Canııım, okula yeni mi başladın?’ gibi nidalar duymak beni sinirlendirmeye başladı. Okula yeni başlamadım ama benim okulum hiç bitecek gibi değil çünkü üniversitede çalışıyorum. Okulla yaşıyorum. Dolayısıyla kronik bir öğrenciyim. Öğrenciliğin o amatör ruhunu, özgür tavırlarını bir kenara bırakacak değilim. Toplumun beni anlayabilmesi için, onların istediği gibi davranacak da değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdiniz ne sizin, benim yaşım mı dünyadaki tek sorun? Mutluluğum mu batıyor size? Bak Toplum, bu sözlerim ne ilk ne de son olacak ama yine de söyleyeyim: “Senden iğreniyorum!” Çünkü sizden nefret etmek yüreğimin size çengelli iğneyle iliştirilmesi demek. Nefret edersem her istediğinizde onu çekiştirip kanatabilirsiniz demek. Böyle bir şeye izin verecek göz var mı bende? Hiç sanmıyorum. Bu yüzden sizden tiksiniyorum. Gördükçe üzerinize kusmak istiyorum. İlişkilerinizden, bakışlarınızdan, yürüyüşünüzden, kavgalarınızdan, telaşlarınızdan, depresyonunuzdan, yemek yiyişinizden, taktığınız tokalardan, giydiğiniz ayakkabılardan, kendinizi anlamayışınızdan, beni anlamadığınız için bir de benim kendimi sizlere açıklamak zorunda kalmamdan, kibrinizden, dedikodularınızdan, salak saçma aşklarınızdan, hırslarınızdan, kıskançlıklarınızdan, aşağılık komplekslerinizden, cinsel içerikli esprilerinizden iğreniyorum. Keşke bir midem daha olsaydı da, onunla da sizden tiksinseydim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüm ki, insanlar vücutlarının yaşlanması ile pek fazla ilgililer. Bu onların bu dünyanın tek ve son dünya olduğu fikirleriyle alakalı olabilir. Ya da yıllarının boşa geçmesiyle. Ya da gençlikteki saçma heyecanlar ve cinsellik dışında ileriki yaşlarında hayatlarına katacak daha değerli bir şey bulamamalarından kaynaklanabilir. Her ne olursa olsun, insanlar yaşlanıyorsa, yaşlandıkça da bir kalıbın içine giriyorlarsa, bu onların zayıflığı, onların salaklığı, onların başarısızlığı, onların kıt anlayışları, onların muhayyile gücünden yoksun anlakları ile ilgilidir. Bu yüzeyselliğe, bu bağnaz ve faşist kalıpların içine beni sokmaya çalışmasınlar. Onlar yıllar geçtikçe yaşlanacaklar ve yaşlandıkça tükenecekler. Ben yıllar ilerledikçe yaş alacak, birikimime birikim katacak, fikrimi ve zikrimi geliştirecek, ürettikçe üreteceğim. Neden yılların geçmesi beni üzsün ki? Her yaşadığımdan zevk alıyorsam, acı çeksem bile acının sonunda paha biçilemez bir bilgelik kazanıyor ve daha da akıllanıyorsam, zaman neden aleyhime işlesin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bildiğim bir şey varsa, o da insanların ciddi anlamda salak ve zayıf olduğudur. Cahillikleriyse üzerlerine sürekli giydikleri en güzel hırkaları gibidir. Bir de cahillik bir kutsamadır diyorlar. Cahillik salaklıktır. Ben farkındalığımla mutluyum. Aklımla haz alıyorum. Okudukça eğleniyorum. Bu nedenle cahillik, hangi salağın kutsamasıdır çok merak ediyorum. Yaşlandıkça telaşa kapılan, diğer insanların sağlığı ve mutluluğu ile fazlasıyla ilgilenip onların canını sıkanların ise yalnızca cahil değil aynı zamanda ahmak olduğunu da düşünüyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğime, güzelliğime, sağlığıma, aklıma, yeteneklerime iyi ya da kötü laf edilmesi bu nedenle beni sinirlendiriyor. Bunların her biri doğal şeyler benim için, iyi ya da kötü bir yorum benim doğallığımı bozuyor. Bu nedenle bu kadar sinirleniyorum. İnsanların sıradan hayatlarından çıkan sıradan sözlerin beni nitelemeye yetmeyeceğini bildiğim için bolca küfür ediyorum. Sanırım ömrümün sonuna kadar da küfür etmeye devam edeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2644922365562903368?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2644922365562903368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2644922365562903368&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2644922365562903368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2644922365562903368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/04/genclik.html' title='Gençlik'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-1634247645152803350</id><published>2010-04-19T00:05:00.004+03:00</published><updated>2010-04-19T00:08:55.597+03:00</updated><title type='text'>Decoryah/Breathing The Blue</title><content type='html'>I'm so...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Now I start to see&lt;br /&gt;Feelings gone all bleak&lt;br /&gt;not wanting to see&lt;br /&gt;all the faces turning weak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nothing to feel for&lt;br /&gt;Nothing to feel&lt;br /&gt;Nothing to feel at all&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue face come my way&lt;br /&gt;Forget all I have to say&lt;br /&gt;Nothing for to pray&lt;br /&gt;Nothing more to say&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-1634247645152803350?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/1634247645152803350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=1634247645152803350&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1634247645152803350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/1634247645152803350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/04/decoryahbreathing-blue.html' title='Decoryah/Breathing The Blue'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-4122441089226022894</id><published>2010-04-14T20:54:00.008+03:00</published><updated>2010-04-14T21:17:33.957+03:00</updated><title type='text'>Güzel Sanatlar Fakültesi</title><content type='html'>Buraya neyle başlayacağımı artık siz de biliyorsunuz. İnsanlara olan nefretimle başlayacağım tabii ki... Nefretimin boyutları, doğduğum günden beri memnuniyetsiz bir insan olduğum hatırlanırsa eğer, her geçen gün artmakta. Bir kez de haklı çıkmayayım, insanlar beni yanıltsın ve güzellikler üretsin istiyorum ama görüyorum ki, güzel olmayan birisi, güzellik üretemez. (Fiziksel güzellikten bahsetmiyorum bu arada...) Zaten üretmemeli de. Mantığa aykırı olurdu bu. Güzel olmayan birisi, ruhu güzellikle dolu olmayan birisi güzellik üretemez! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, güzel sanatlar fakültesindeki insanları düşünerek söyleyelim. Bu insanların sanatla ve güzellikle uğraşması gerekir normalde. En azından fakültenin adı bunu salık vermektedir; Güzel sanatlar fakültesi, sanatın güzelliklerinin üretildiği yerdir değil mi? Peki neden bu insanlar güzellik yerine kapris üretirler? Neden sanatsal anlatı yerine kabızlığın en nadide anlatı biçimlerini dillerine dolarlar? Neden bu insanlar bu kadar olmamıştır ve bir de üzerine kendini bir bok zannetmektedir? Neden egosu fezaya kadar ulaşmıştır? Neden hepsi, borderline kişilik bozukluğu, obsesif kompulsif, nevrasteni, aşağılık kompleksi gibi ruh hastalıklarının binbir türünü sergilerler? Eserleri yerine kendi hastalıklarını mı satmak istemektedirler? Neden bütün güzel sanatlar hocaları hastadır? Fakülteye özenle hasta olanlar arasından mı hoca seçilmiştir? Yoksa sağlıklı gelenler hastaların arasında mı bozulmuştur? Hayır, sadece hocalar değil, hocasından memuruna ve temizlik görevlisine varana kadar neden her birisi ayrı türlerde manyaklıklar sergilemektedirler? Bunun bir tesadüf olması imkansız. Bu kadar ruh hastasının bir araya gelebilmesi için, özel bir anlaşmanın veya kötü ihtimalle bir sözleşmenin yapılmış olması gerekmektedir zannımca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden güzel sanatlar fakültesindeki hocalar güzel değildir? Memurları neden buna ayak uydurmuştur peki? Yoksa güzel sanatların yeni sanatsal akımı, 'benim kişiliğim ne kadar hastaysa ben o kadar iyi sanat yaparım' düsturu üzerine mi kuruludur? Bu hocaları açıklıyor, peki memurların bu çarpık sanat akımı ile ne gibi bir alakası vardır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyecek pek çok şey var aslında. Ama denecek olan herşey, insanların yüzeyselliğini, yapaylığını, skindirik ve boktan hayat anlayışlarını, tutarsız duruşlarını yinelemekten öteye gitmeyecek. Böylesine açık olan bir konuyu daha fazla irdelemenin bir alemi yok sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim tek bir şey varsa o da; eğer gördüğüm o hoca bozuntusu insanlar sanatçıysa, ben kesinlikle sanatçı değilim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-4122441089226022894?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/4122441089226022894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=4122441089226022894&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4122441089226022894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/4122441089226022894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/04/guzel-sanatlar-fakultesi.html' title='Güzel Sanatlar Fakültesi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-347226550473220934</id><published>2010-04-05T21:48:00.004+03:00</published><updated>2010-04-05T22:29:20.700+03:00</updated><title type='text'>'Niye?'</title><content type='html'>En sevdiğim soru 'niye, neden'dir. Bazen neden olduğunu düşünmeye başladığımda veya bunu sorduğumda bana gerizekalıymışım gibi davranırlar. Halbu ki bilmezler ki, ben tüm insanlığa mal olmuş bu değerin, bu kararın, bu olgunun tarihselliğini görmeye çalışırım. En ilkelinden en gelişmişine düşüncelerin nasıl gelişim izlediğini, 'neden' diye sorarak anlamaya çalışırım. Mesela çocukken neden yemek yediğimizi, neden insanların birbirleriyle sohbet etmek için onca yol katedip buluştuklarını, koltukların yerini her ay neden değiştirdiklerini, eve bir çok süs eşyasını neden koyduklarını, halının varlık sebebini, televizyonun anlamını, baba'nın anne'nin neden hayatımız boyunca bizim yanımızda kalmaya çalıştıklarını anlayamamıştım. Daha doğrusu biliyordum var olmaları gerektiğini ama neden var olmaları gerektiğini bilmiyordum bunların. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Perde neden gündüz açılır ve akşam kapatılır. &lt;br /&gt;-Kapanmazsa dışarıdan insanlar görür.&lt;br /&gt;-Görse ne olacak? &lt;br /&gt;-Olmaz, ayıp! &lt;br /&gt;-Ayıp ne? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu yaşıma geldim, olaylara hala aynı şaşkınlıkla ve saflıkla yaklaşıyorum ve diyorum ki: 'niye?'. Ama niye? Birisi bana bir gün, bütün 'neden?'lerimin cevabını verebilecek mi acaba? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar beni hayatım boyunca mutsuz ettiler. Belki mutsuz etmeye devam da edecekler. Onlardan aksini beklemiyorum artık. Hayal kırıklığı değil bu. Bir gerçeği kabul etmenin ardından gelen bir karar anı. Demek ki insanlardan bana fayda yok. Benden onlara fayda var amaaaa... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana istediğim cevapları veren insanlar, beni mutlu eden kişiler, hep ölmüş insanlar. Yazarlar, sanatçılar, düşünürler, filozoflar, bilim insanları vs... Yaşayanlarla aramda olumlu bir ilişki kuramıyorsam, kurduklarım da bir eldeki parmağın sayısını geçmiyorsa, bu benim suçum mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim bir gerçek var ki, o da insanların çok sıkıcı yaratıklar olduğudur. Hep kendi içlerinde ki küçük ve saçma mücadeleleri ile uğraşırlar. Bu mücadelenin bir de büyük olduğunu sanırlar. küçük ve anlamsız insan yaşamının, küçük ve anlamsız amaçlarıdır bunlar. Hatta bence bunlara amaç bile denmez, ama onlar diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşın bu anlamsızlık denizinde sorgusuzca ilişkide bulunabileceğin bir insan olduğunu söyleyen Wittgenstein, ne kadar yalnız olduğunu mu dile getiriyordu bununla, yoksa elindeki dostlardan daha fazlasına gereksinmesinin olmadığını mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence sürekli düşünmek gerekiyor. ama sürekli düşünülse bile bir sonuca varmanın yıllar aldığını biliyorum. ayrıca ulaşılmak istenene ulaşıldığının anlaşılması bile bazen yıllar alabiliyor. Yardımcı öğeler kullanılabilir tabi bunun için, müzik gibi, şiir gibi, öykü gibi, resim gibi, sinema gibi, tiyatro gibi bütün sanatlar, anlamaya yardımcı olmakta iş görürler. Başka insanların, anladığını anlatmaya çalışanların işleridir bunlar. Sen de bir anlama sevdalısı olarak gidersin ve sanatın en incelikli eserlerine bir göz atarsın. Dersin ki, 'hmmm, bu şarkı ne kadar da derin. sanki zamanı durduyor ve kendi akıyor önümüzden. yol gösteriyor umutlara...' Belki şöyle dersin 'bir gölge ki, tüm ufku dolduruyor, böylece gerçekte gözümüzle böyle göremeyeceğimiz ufku, bir tablonun sınırlarına dolduruyor.' Bu örnekler çoğaltılabilir. Belki 'aman be bu ne?' bile diyebilirsin. ama illa ki bi şey dersin. Ve dediklerin, senin anladıklarını anlatma biçimidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce asla susmaz. İnsanlık da çirkinlikleri dışında nadiren güzellikler üretir. ama bu nadiren güzellik üreten insanların düşünceleri asla susmadığı gibi, toplum da onun tepesinden katı ve karanlık otoriter bir figür olarak bakmaya devam eder. Sanki düşünmek yeterince ağır bir iş değilmiş gibi, bir de tüm topluma karşı kendin olmaya çalışırsın. Reva mı bu sanatçıya? Yazık değil mi düşünceye? İlhamın en temiz şeklini dilinin yettiğince anlatmak isteyen o sanat aşığına... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirimizi mutsuz ediyoruz demek ki... Yalnızca ben değil, herkes birbirini mutsuz ediyor. Peki 'neden hala birbirimizin dibinde yaşamaya devam ediyoruz?' Birbirimizin ömür törpüsü olmak için mi? Birbirimize hayatı cehennem etmek için mi? 'İnsan ne kadar da kırılgan ve zayıf' demişti Nietzsche. İnsan zayıf ve kırılgan olmakla kalmayıp aptal da aynı zamanda. Başkasını mutsuz etmenin, kendi doğrularını başkasına dayatmanın, kendini de mutsuz edeceğini öngöremiyor. Hayatı içinde değil, dışında bir yerde var olan bir şey gibi algılıyor. Bu belki de modern insanın en büyük çelişkisi... Hayatla bütünleşememek. Marx'ın deyimiyle yabancılaşma. Üstüne Lukacs'ın deyimiyle şeyleşmeyi ekleyince, cilalı parlak bir plastik ruh ortaya çıkar işte!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu insanların 'neden' mutsuz olduklarını düşünmemden ortaya çıkan bir yazı. İnsanlar sadece bu nedenle mutsuz olmaz tabii ama benim gördüklerim ya da aklıma düşenler bunlar. Bir gün eklemek istedikleriniz olursa, buraya anladıklarınızı dilediğiniz şekliyle yazmakta serbestsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-347226550473220934?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/347226550473220934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=347226550473220934&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/347226550473220934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/347226550473220934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/04/niye.html' title='&apos;Niye?&apos;'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-2095637296821675824</id><published>2010-03-30T00:18:00.013+03:00</published><updated>2010-04-02T02:16:14.251+03:00</updated><title type='text'>Başı Bozuk/Sırası Bozuk</title><content type='html'>1. Şimdi de benden yaşadıklarımı sanki yaşamamışım, sanki hiçbir acı çekmemişim gibi mutlulukla yaşamamı bekliyorlar. Onca yarayı geride bırakıp, canın yanmadan bir gün olsun nefes almanın kolay olduğunu mu sanıyorlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Herşey yolundaymış gibi davrandığımda, herşeyi yoluna sokacak bir güç mü kazanacağım? Söyleyin! Geçmişimi unuttuğumda ben, nasıl ben olacağım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0. Geceyi arzulayan kadim bir düş... Bir rüyanın sınırları nereye kadar gidebilir ki? Sınırlarına vardığında rüyanın, insan neyle karşılaşır peki? Karanlık bir düşle mi? Yoksa, ancak unutulduğunda mutlu kalan bir düş ile mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-1. İnsanlar benim aklımdan ve bilgi birikimimden faydalanıyor. Ben de onların cehalet ve aptallıklarından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-2. Şehir sıradan insanların sıkıcılıklarını unutmak için birbirine sığındıkları ve etraflarını çeşitli oyuncaklarla donattıkları bir oyun bahçesidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-3. Varoluşun sınırlarında, geceye dair bir sessizlik vardır. Titreşimlerin tınısı, öngörülemezlikle oynaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-4. Hayata dramatikliğini veren cehalet değil bilgidir. Sıradanlığı bozan, bilginin verdiği acıyla eyleme geçmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0. Sırası bozuk dedik ya. Ne karışırsınız rakamlara? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İster bir gelir, ister iki. Nereye baktığına, ne görmek istediğine göre, hayat sunmaz mı sana farklı yüzlerini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Abiler! Heybeli ada burdan kaç arşın uzaklıktadır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kavrulan bir zihin, düzensizliğe methiyeler düzdüğünde, bunu neye yormak gerekir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0. Yoktur dedik ya bir sıra, bizim de bir bildiğimiz vardır; Abiler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-2095637296821675824?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/2095637296821675824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=2095637296821675824&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2095637296821675824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/2095637296821675824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/03/bas-bozuksras-bozuk.html' title='Başı Bozuk/Sırası Bozuk'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-8122522282517372807</id><published>2010-03-21T22:17:00.007+02:00</published><updated>2010-03-22T08:26:26.581+02:00</updated><title type='text'>Kuzeyin Ninnisi</title><content type='html'>Hayallerimi süsleyen bir kadın sesiydi. Beyaz gecelik giyen, uzun saçlı bir kadın. Yüzünde hüzünlü bir ifade olan. Kaşlarını hafifçe çatmış, çaresizliği dudaklarında gezinen bir kadın. Beyaz elbisesi saçlarıyla birlikte rüzgarla oynaşan. Bir kadın, elleriyle çiçekleri okşayan. Kumral saçlarının ucundaki ışıltıyla, tüm bahçeyi aydınlatan. Geceleri ve gündüzleri, bahçenin gizli köşelerine bir çıkış bulmak için yolcukluklar yapan bir kadın. Belki görmek istediklerini burada bulamamaktan muzdarip. Sürekli arıyor, kapalı bahçe kapılarının ardında. Bir isim çağırıyor. Kim bilir kimin adı dudaklarında yankılanıyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mırıltı geziyor ardında. Ağzını açmaya bile cesaret edemeden, hatırlamayı istememekle, unutamamanın ortasında bir yerde; sürekli yinelediği bir küçük melodi. Anılarının aralanmış kapısından sızıyor, saplanıyor göğsüne. Belki de çağırdığı kişi içindir söyledikleri. Belki gitmek istediği diyara aittir ninnisi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçenin yeşili gözlerinde parlıyor. Sanki gözleri boyanmış ağaçların canlı yeşiliyle. Uzakları arıyor gözleri. Hep soğuğu, soğuk ülkeleri, kuzeyi sevmişti. Rüyalarında bu ülkelerde gezerdi. Kapıların açılacağı, kuzeye gideceği günü sabırla beklemişti. Yorgun gözlerine son günlerinde kuzeyin hasreti inmişti. Mırıltısının yanına bir de hırıltı eklenmişti. Gözlerindeki yeşilin soluşu, kuzeye gitme umutlarını mı bitirmişti? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyandığımda, yüreğimdeki sızının bir şey demek olduğu belliydi. Nasıl olduğunu anlamadan pencerenin önünde buldum kendimi. Görmeyi istemediğim şeyi göreceğimden emin, perdeyi araladım. Yapraklar dökülmüş, ağaçlar kahverengiye boyanmış ve bahçe kapısı ardına kadar açık bırakılmıştı. Saçlarıyla bahçeyi aydınlatan, gözleriyle ağaçlara yeşilin tüm canlı tonlarını veren o kuzeyli kadın, ninnisiyle birlikte ait olduğu yere, kuzeye, yürek ateşinin söndüğü yere gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bundan 13 sene önce kaybettiğim, kumral saçlı, yeşil gözlü ve kuzeyin insanlarına benzettiğim annemi, bu küçük öykü ile hayata geçirmek gerçekten güzel bir süpriz oldu. Üstünden yıllar geçse de, güzel anısının, güzel yüzünün zihnimde hala taze kalması beni sevindirdi. Onun hastanede kanserle mücadele ettiği günlerini anlatıyor bu yazı. Her gün umutla iyileşmeyi ve hastaneden çıkmayı bekledi. Acısını hafifletmek için muhteşem sesiyle şarkılar mırıldandı. Kuzeyin soğuk insanları gibi soğuk ve duru bir güzelliği vardı. Hastanede bolca vakit geçirmeye çalıştık birlikte. Uyandığımda neyle karşılaşağacağımı bile bile uyuduğum bir gecenin sabahında, onu bir daha göremeyeceğim haberini aldım. Aslında sonrasında bunun çok da doğru olmadığını öğrendim. Çünkü rüyalarımda annemle, sıkça görüşüp, çok güzel vakit geçiriyorum. Bu kısa öyküyü de Sevgili Annem'e ithaf ediyorum."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6754984483396853635-8122522282517372807?l=zihindefteri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zihindefteri.blogspot.com/feeds/8122522282517372807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6754984483396853635&amp;postID=8122522282517372807&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8122522282517372807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6754984483396853635/posts/default/8122522282517372807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zihindefteri.blogspot.com/2010/03/kuzeyin-ninnisi.html' title='Kuzeyin Ninnisi'/><author><name>Robin Yuya Lil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04826549156665336222</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_vAP0U-bATpk/Sr3wbO65hrI/AAAAAAAAAFg/hGx7v6I59EQ/S220/alice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6754984483396853635.post-6433660583631315936</id><published>2010-03-19T22:25:00.008+02:00</published><updated>2010-03-20T08:43:52.466+02:00</updated><title type='text'>İnsanın insana zulmüne yeter artık!</title><content type='html'>Yazmayım yazmayım dedim ama yine dayanamadım. Gözümün önünde gerçekleşen incir çekirdeğini doldurmayacak olay sonucunda yaşanan adaletsizlik, beni öylesine çileden çıkardı ki, tüm erkekleri ve kapitalizmin tüm köpeklerini erkek veya kadın olsun, parçalamak ve akbabalara atmak istiyorum. Ki bunun bile yeterli kalacağını sanmıyorum. Kapitalizm tarafından 'üstün' addedilmiş toplumsal rolünün pençesindeki salak erkeklerin ellerinin ve ayaklarının bağlanıp iç çamaşırlarıyla, penislerinin kesilip ağızlarına tıkılmış olarak çölde bırakılmaları ve tüm kadın milletinin bu adaletsizlik karşısında adaletin nasıl kısasa kısas ilkesiyle sağlandığını göstermek için kamerayla  olanları çekip nesilden nesile aktarması gerektiğini düşünüyorum. Ki erkeklerin pis egolarının, ataerkil toplum tarafından poh pohlanmış o yalan özgüvenlerinin bununla yıkılacağını sanmıyorum. Çünkü beyinleri, korunmak için beyin sıvısı yerine sperm içinde duruyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha olay tabi sadece erkeklik ve kadınlık meselesi de değil. Sonuçta işçi sınıfı; burjuvazi ve kapitalizmin diğer yalakaları tarafından zaten kadın erkek denmeden eziliyor. Ama kadın bir de anne olduğu, okula gidemediği, ekonomik olarak erkeğe bağımlı olduğu, çocuklarını geleceksiz bırakmamak için, erkeğin her dediği kötü lafı, azarlamayı ve küfürü içine atıyor. İçine ata ata, kendine güvensiz yalnızca hayatta kalmak için susan bir sürü kadında panik atak vakası ortaya çıkıyor sonrada. Daha beterlerinin, nevrasteni, psikoz, şizofreni, obsesif kompulsif, borderline kişilik bozukluğu vs. gibi daha nicelerinin erkeklerin sperm dolu başlarına gelmesi dileğimi de yineliyorum buradan tabi...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter! İnsanın insana zülmune yeter! Dur diyorum artık! Daha önceden de zaten hem kendime hem de Allah'a söz vermiştim! Bana verdiği her melekeyi, her bilgiyi, aklı ve sağlığı, yalnız ve yalnız bu hayattaki adaletsizlikleri engellemek, insanları bilgilendirmek için kullanacağım diye. Bu sözümü şimdiye kadar hep tuttum ve Güzeler Güzeli, Zarif ve Latif Allah'ımın izniyle de tüm ömrümce tutacağım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter! Artık insanın insanı ezmesine yeter! Kapitalizmin kişiliğimizi hastalandırmasına, mutsuz etmesine, erkeğin kadını ezmesine, kadının çocuğu ezmesine, zenginin fakiri ezmesine, insanın hayvana zulmüne; Yeter artık! Bu lanet etmenin ya da küfür etmenin aşağılık derecesini belirleyemeyeceği, bildiğimiz her değerin aşağısındaki, nefislerin, egoların, kibrin zaferiyle sulanmış, kan emici sisteme yeter artık!   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyor musunuz? Kapitalizm etimizi, beynimizi, varlığımızı, bütünlüğümüzü, her ama her nefesimizi sömürüyor! Uyanın artık! Ey insanlar, artık uyanın ve görün ki, dünya pislik içinde. Ve bunun tek sorumlusu bizleriz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter artık, adaletsizliğe, haksızlığa, sömürüye, işkenceye, kalleşliğe, zulüme, ayrımcılığa, bencilliğe, yapay çıkar ilişkilerine, kaprise, hırsa, hasete, fesata, dedikoduya yeter artık! Kapitalizm insanın karanlık tarafını, tüm insanlığı sömürmek için kullanıyor! Görmüyor musunuz? Bundan daha fazlası, bundan daha aşağılık bir insani eylem, bir edim, bir olgu olabilir mi? Sorarım size okuyucular; bir insanın mutlu olmak için bir başkasının kötülüğüne, fakirliğine, eksikliğine ve ezikliğine ihtiyaç duymasından daha adice ne olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İktidarın kitlelerin kederine ihtiyacı vardır" demişti Spinoza. Bizi ezerek, sırtımızda yükselmekte olan Kapitalizme gönül vermiş zengin piç kuruları, bizi yola getirmek için, baskıyla ve cahillikle büyüyen, kederimizi ve ahmaklığımızı kutluyor. Burjuvazinin, hükümetin ve diğer otorite sahibi herşeyin karşısında d
